# Küresel iş dünyası için en büyük risk siber tehditler

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/kuresel-is-dunyasi-icin-en-buyuk-risk-siber-tehditler-50551h/
- Yayımlanma: 2020-02-17T11:13:13+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Allianz 2020 Risk Barometresi’nde, en büyük küresel iş dünyası riski olarak siber
tehditler öne çıktı. Araştırmada, ikinci sırada yer  alan iş kesintisi, aşılması
gereken kilit sorunlardan biri olarak  gösterildi. Yedinci sırada yer alan iklim
değişikliği, araştırma  tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. AGCS CEO’su Joachim
Müller,  siber tehditler ve iklim değişikliğinin  şirketlerin önümüzdeki on  yılda
yakından izlemeleri gereken en önemli iki risk olduğuna dikkat  çekti.

Araştırmanın Türkiye sıralamasında ise makroekonomik gelişmeler ve  doğal afet riskleri
ilk iki sırada yer aldı.

Allianz Global Corporate & Specialty (AGCS) tarafından  gerçekleştirilen yıllık 
küresel iş dünyası riskleri anketi Allianz
Risk Barometresi’nin dokuzuncusu yayımlandı.
Çalışma, bu yıl  aralarında CEO’ların, risk yöneticilerinin, brokerların ve sigorta
uzmanlarının da bulunduğu 100’ü aşkın ülkeden 2.718 uzmanın  görüşlerine yer vererek
rekor katılıma ulaştı. Allianz 2020 Risk Barometresi’ne göre siber olaylar yüzde
39’la ilk kez en büyük küresel  iş dünyası riski oldu. Şirketlerin verilere ve bilişim
sistemlerine  giderek artan bağımlılığı ve yaşanan birkaç yüksek profilli olayın
etkisiyle siber tehdit farkındalığı son yıllarda hızla arttı. Siber  tehditler, 
yedi yıl önce yüzde 6 ile 15’inci sırada yer alıyordu.

Yıllardır en büyük risk olarak görülen iş kesintileri ise, yüzde 37  ile ikinci 
sırada yer aldı. Yüzde 27’yle üçüncü olan mevzuat ve  yönetmeliklerdeki değişiklikler
ve yüzde 17’yle yedinci sırada yer  alan iklim değişikliği listede en çok basamak
atlayan riskler oldu. Bu  sonuçlar ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşının, Brexit’in
ve küresel  ısınmanın şirket ve ülkeleri küresel çapta endişelendirdiğine işaret
ediyor.

Çalışma ile ilgili değerlendirmede bulunan AGCS CEO’su Joachim Müller, Allianz 2020
Risk Barometresi’nin, siber tehditler ve iklim  değişikliğinin  önümüzdeki on yılda
yakından izlenmesi gereken en  önemli iki risk olduğunu gösterdiğine dikkat çekti.
Müller şöyle  konuştu: “Elbette mücadele edilmesi gereken pek çok başka hasar ve
aksaklık senaryoları da var. Ancak kurum yönetimleri ve risk  yöneticileri siber
tehdit ve iklim değişikliği risklerine çözüm  bulamazlarsa, bu durumun büyük ihtimalle
şirketlerinin operasyonel  performansı, finansal sonuçları ve itibarıyla birlikte
kilit  paydaşları üzerinde de olumsuz etkileri olacaktır. Siber tehdit ve  iklim
değişikliği riskleri için hazırlık ve plan yapmak hem rekabet  gücü açısından avantaj
sağlayacak, hem de dijitalleşmenin ve küresel  ısınmanın hâkim olduğu bir çağda 
işletme direncini artıracaktır.”

**Siber risk maliyeti milyon dolarları buluyor**

En büyük küresel risk olmanın yanı sıra siber olaylar ankete  katılan birçok ülkede
en büyük üç risk arasında yer alıyor. Avusturya, Belçika, Fransa, Hindistan, Güney
Afrika, Güney Kore, İspanya, İsveç, İsviçre, Birleşik Krallık ve ABD, siber olayları
en büyük işletme  riski olarak görüyor. İşletmeler daha büyük ve daha maliyetli 
veri  sızıntıları, giderek artan yazılım ve kandırma olaylarıyla ve  olayların ardından
gizlilikle ilişkili ceza veya dava riskiyle karşı  karşıya bulunuyor. Bir milyondan
fazla kaydın sızıntısını içeren bir  mega veri sızıntısının maliyeti, geçtiğimiz
yıla kıyasla yüzde 8  artarak ortalama 42 milyon dolara yükseldi. AGCS Siber Departmanı
Küresel Başkan Yardımcısı Marek Stanislawski, yaşanan olayların  giderek daha fazla
hasara yol açtığına dikkat çekerek “Daha büyük  şirketler sofistike saldırıların
ve yüksek miktarda para taleplerinin  hedefi haline geliyorlar. Beş yıl önce olağan
bir yazılım saldırısında  istenen meblağ 100 bin doları geçmezdi. Bu miktar günümüzde
milyon  dolarları bulabiliyor. Zorla para sızdırma, resmin sadece bir kısmını  oluşturuyor.
Teknik aksaklık veya siber saldırı sonrasında kritik  verilerine, sistemlerine veya
teknolojilerine erişemeyen şirketler, iş  kesintisinden kaynaklanan ciddi kayıplar
yaşayabiliyor” dedi.
Olayların çoğunun insan hatasından kaynaklandığını belirten
Stanislawski, şirketlerde henüz yaygın olmayan personel farkındalığı  eğitimleriyle
bu durumun önüne geçmenin mümkün olduğunu söyledi.

**İş kesintisi kaybı karmaşık bir yapıyla risk oluşturmaya devam  ediyor**

Çalışmada yedi yıldır listenin başında yer alan iş kesintisi, bu  yıl ikinci sıraya
geriledi. Ancak, Allianz 2020 Risk Barometresi’ne  göre iş kesintisi kaybı eğilimi
bu kez daha büyük ve karmaşık bir  yapıyla hız kesmeden devam ediyor. Günümüzde 
yangın, infilak, doğal  afetler, dijital tedarik zincirleri ve hatta siyasi şiddet
olayları  gibi çeşitli nedenlerle iş kesintileri yaşanıyor. İşletmeler ayrıca  ayaklanmaların,
sosyal huzursuzluğun veya terör saldırılarının  etkilerine  doğrudan ya da dolaylı
olarak giderek daha fazla maruz  kalıyor. Geçtiğimiz yıl Hong Kong, Şili, Bolivya,
Kolombiya ve Fransa’da baş gösteren sivil karışıklıklar, mağazaların aylarca kepenk
kapatmaları, turistlerin bu bölgeleri ziyaret etmemeleri veya  çalışanların güvenlik
endişelerinden dolayı işyerlerine erişememeleri  nedeniyle hem yerel hem de çok 
uluslu şirketlerde maddi hasarlara, iş  kesintilerine ve genel gelir kayıplarına
yol açtı. AGCS Yangın ve
Mühendislik Hasarları Küresel Başkanı Raymond Hogendoorn
konuyla  ilgili yaptığı değerlendirmede, “Günümüzde dijital tedarik zincirleri  
ve platformlar tam şeffaflık ve varlıklar için izlenebilirlik imkanı  sunarken veri
merkezinde çıkan bir yangın, oluşan teknik bir arıza  veya bu merkezi hedef alan
bir korsan saldırısı, aynı sistemi paylaşan  ve manuel süreçlere dönemeyen şirketlerin
iş kesintisi kaynaklı büyük  kayıplar yaşamasına yol açabilir” ifadelerini kullandı.

**Ticaret politikası siyasi bir araç haline geldi**

2019 yılında dördüncü sırada olan mevzuat ve yönetmeliklerdeki  değişiklikler, Allianz
2020 Risk Barometresi’nde üçüncü sıraya  yükseldi. Vergiler, yaptırımlar, Brexit
ve korumacılık temel endişeler  olarak değerlendiriliyor. Yalnızca 2019 yılında 
yaklaşık 1.300 yeni  ticaret engeli uygulamaya geçirildi. ABD ve Çin arasındaki 
ticaret  anlaşmazlığı, Amerika’daki ortalama vergi oranının en son 1970’lerde  görülen
seviyelere yaklaşmasına neden oldu. Ticaret politikasının   ekonomik diplomasi, 
jeopolitik etki veya çevre politikası gibi çeşitli  politikalar için siyasi bir 
araç haline geldiğine dikkat çeken Allianz Baş Ekonomisti Ludovic Subran ”Bu faaliyetler
yalnızca ABD ile sınırlı  değil, Japonya, Güney Kore, Hindistan ve AB’ye de yayılmış
durumda”  dedi. Yeni yasal zorlukların önümüzdeki on yılda çevresel etkilere,  karbonsuzlaştırmaya
ve iklim değişikliğine odaklanacağını belirten Subran, “AB’nin sürdürülebilirlik
yönetmeliği her şeyi değiştiriyor.
Bunun kurumlar üzerindeki etkileri, en az, geçmişte
muhasebe ve  verilerin koruması alanlarında konulan yeni kurallarınki kadar  kapsamlı
olacak” dedi.   **İklim değişikliğini görmezden gelmek, onunla mücadele etmekten
daha masraflı **

İklim değişikliği, yedinci Allianz Risk Barometresi’nden bu yana  en yüksek seviyeye
yükseldi ve  yüzde 17’lik oranla yedinci sırada yer  aldı. Halihazırda Avustralya,
Hong Kong, Hindistan ve Endonezya gibi  ülke ve bölgelerdeki risk yönetimi uzmanlarının
etkisiyle Asya-Pasifik  bölgesi genelinde en büyük üç işletme riski arasında yer
aldı. Rapora  göre, şirketlerin gelecekte daha fazla davayla karşı karşıya kalma
gerçeğine hazırlıklı olmaları gerekebilir. Başta ABD’de olmak üzere  halihazırda
30 ülkede ‘en fazla karbon salan şirketleri’ hedef alan  iklim değişikliğine ilişkin
davalar açıldı. AGSC Çevresel, Sosyal ve Yönetişimsel İşletme Hizmetleri Başkanı
Chris Bonnet konuyla ilgili  şöyle konuştu: “Şirketler, küresel ortalama sıcaklık
artışının 2  santigrat dereceyi aşması durumunda küresel ısınmanın olumsuz  etkilerinin
dramatik sonuçlara neden olabileceğinin giderek daha fazla  farkına varıyor. Harekete
geçilmediği takdirde düzenleyiciler eyleme  geçecektir ki bu da müşterilerin, paydaşların
ve iş ortaklarının  kararlarını etkileyecektir. İklim değişikliği riskini göz ardı
etmek,  onunla mücadele etmekten daha masraflıdır. Bu nedenle, tüm şirketler,  iklim
değişikliğiyle mücadeleye geçiş konusundaki rollerini,  duruşlarını ve hızlarını
belirlemelidir. Risk yöneticileri, diğer  görevlerinin yanı sıra bu süreçte de kilit
rol oynamalıdır.”

**DÜNYADA İLK 10 RİSK SIRALAMASI**

1/ Siber riskler %39
2/ İş kesintisi % 373/ Mevzuat ve yönetmeliklerdeki değişiklikler%
274/ Doğal afetler %215/ Pazar gelişmeleri %216/ Yangın, infilak %207/ İklim değişikliği%
178/ İtibar ve marka değerinin kaybı %159/ Yeni teknolojiler %1310/ Makroekonomik
gelişmeler %11

**TÜRKİYE’DE İLK 10 RİSK SIRALAMASI**

1/ Makroekonomik gelişmeler %59
2/ Doğal afetler %413/ Yangın, infilak %353/ Politik
riskler ve şiddet %355/ Mevzuat ve yönetmeliklerdeki değişiklikler  %296/ İş kesintisi%
247/ İklim değişikliği/hava değişimindeki artış %127/ Siber tehditler %127/ Pazar
gelişmeleri %1210/Yeni teknolojiler %6
