# Küresel servetin ne kadarı off-shore hesaplarda gizli?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/kuresel-servetin-ne-kadari-off-shore-hesaplarda-gizli-25750h/
- Yayımlanma: 2017-08-02T10:12:31+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Daha az vergi mi ödemek istiyorsunuz?

Bermuda’da bir şirket kurup fikri mülkiyet haklarını ona satın.

O şirketin sahibi olduğu bir şirket daha kurun, ama bu sefer İrlanda’da. İrlanda’da
bir şirket daha kurup bu ülkedeki iki şirketinizin birbirine fatura kesmesini sağlayın.

Bir de Hollanda’da şirket kurup İrlanda’daki gelirinizi bu şirket üzerinden Bermuda’ya
aktarın.

Kafanız mı karıştı? İçiniz mi sıkıldı? Zaten bütün bu işlemlerin amacı da bu.

Vergi cennetleri para akışını takip etmeyi en iyi ihtimalle zorlaştırmak, en kötü
ihtimalle ise imkansız kılmak üzerine kuruludur.

Google, eBay ve Ikea gibi çok uluslu şirketlerin daha az vergi ödemek için izlediği
ve tamamen yasal olan bu tarz yollar başınızı döndürebilir.

Bunun neden insanları rahatsız ettiğini ise anlamak kolay: Vergiler bir kulübe üyelik
ücretine benzer. Bedeli ödemeyip üyelere sunulan savunma, emniyet, yol, kanalizasyon
ve eğitim gibi hizmetlerden faydalanmayı beklemek haksızlık olur.

Fakat vergi cennetlerinin imajı her zaman bu kadar kötü değildi. Geçmişte kendi 
memleketlerinde çeşitli baskılarla karşılaşan azınlıklar bu ülkeler sayesinde korunabiliyordu.

Örneğin Nazi Almanyası’nda yaşayan Yahudiler, İsviçreli bankacılardan paralarını
saklamalarını talep ediyordu.

## Vergiden sakınma ile vergi kaçırmanın farkı

Maalesef İsviçreli bankacılar, bu iyilikleriyle kazandıkları ünlerini Nazilerin 
çaldıkları altınları saklayarak, sonrasında da gerçek sahiplerine iade etmekte isteksiz
davranarak gölgeledi.

Bugünlerde ise vergi cennetleri iki nedenden ötürü tartışılıyor: Vergi kaçırma ve
vergiden sakınma.

Vergiden sakınma yasaldır. 

Bu yasalar herkes için aynı: Küçük şirketler ve hatta bireyler bile paralarını bir
ülkeden diğerine aktararak vergiden sakınabilir. Bunu yapmamalarının nedeni, bu 
işi yapacak muhasebeciye verecek kadar para kazanmamalarıdır.

Daha az vergi ödemek isteyen sıradan insanların önünde az seçenek var ve bunlar 
da yasa dışı: KDV sahteciliği, beyan edilmemiş maaşı elden almak veya gümrükten 
izin verilen miktarın üzerinde sigara, alkol gibi yüksek vergili ürün geçirmek.

## Gizlilik kuralları

İngiliz vergi denetçileri, kaçırılan vergilerin çoğunun bu tür küçük işlemlerle 
gerçekleştiğini, zenginlerin gizli banka hesaplarındaki paraların bunun yanında 
önemsiz bir miktar olarak kaldığını tahmin ediyor.

Fakat bundan emin olmak zor. Eğer kaçırılan vergiyi ölçmek mümkün olsaydı, kaçırmak
mümkün olmazdı. 

Gizli bankacılığın İsviçre’de gelişmesi bir tesadüf olmasa gerek: Bankacıların müşterileri
hakkında bilgi paylaşmasını sınırlandıran bilinen ilk düzenleme 1713’te Cenevre 
Büyük Konseyi’nde yapılmıştı.

Avrupa ülkeleri, 1920’lerde Birinci Dünya Savaşı’ndan kalan borçlarını ödemek için
vergileri artırınca zenginler de paralarını saklayacak bir yer aramaya ve İsviçre’de
de gizli bankacılık tam anlamıyla büyümeye başladı.

Bunun ekonomilerini büyüttüğünü fark eden İsviçre, 1934’te bankaların müşterilerinin
finansal bilgileri paylaşmasını yasa dışı ilan etti.

İsviçre’nin denize kıyısı olmamasına rağmen bugün vergi cennetiyle eş anlamlı olarak
kullanılan kelime ise off-shore (kıyı bankacılığı).

Buna, zaman içerisinde önce Jersey ve Malta gibi ada ülkelerde, daha sonra da Karayipler’deki
adalarda vergi cennetlerin doğması yol açtı. 

Bunun mantıklı bir nedeni vardı: Küçük bir adada pek fazla üretim veya tarım yapmak
mümkün olmasa da finansal faaliyetlerden para kazanmak mümkündür.

Ama bunun gerçek nedeni ise İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa imparatorluklarının
dağılması.

İngiltere, Bermuda ve Virjin Adaları gibi yerlere teşvik ve destek vermek yerine
buralarda Londra’ya bağlı finans sektörünün gelişmesini destekledi.

Böylece açık bir teşvik vermek yerine vergi gelirinin bu ülkelere kaydığı zımni 
bir teşvik sistemi ortaya çıkmış oldu.

## Farka dikkat

Ekonomist Gabriel Zucman, off-shore bankalarda duran gizli servetlerin miktarını
hesaplamak için bir yöntem geliştirdi.

Teoride, dünyadaki tüm finans kuruluşlarının aktif ve pasiflerini topladığınız zaman
bunların birbirini dengelemesi lazım. Ama gerçekte olan şey bu değil, toplamda pasifler
aktiflerden daha yüksek çıkıyor.

Zucman’ın hesaplamasına göre aradaki fark yüzde 8. Zucman, bunun küresel servetin
yüzde 8’inin vergi cennetlerinde saklandığı anlamına geldiğini söylüyor. Bazı hesaplamalara
göre bu oran daha da büyük olabilir. 

Bu özellikle gelişmekte olan ülkeler için büyük bir sorun. Zucman’a göre Afrika’nın
servetinin yüzde 30’u off-shore bankalarda. Bunun Afrika’ya zararı yıllık 14 milyar
dolarlık vergi kaybı. Bu parayla çok sayıda okul ve hastane yapılabilir.

Zucman’ın bu soruna çözüm önerisi şeffaflık: Dünyanın dört bir yanında herkesin 
varlıklarını ortak bir veritabanına kaydetmek.

Bu yöntem, vergi kaçırmayı sonlandırır. Ancak vergiden sakınmak ise daha karmaşık
ve zor bir problem.

Neden olduğunu şu örnekle anlatayım: Belçika’da bir fırınım, Danimarka’da bir mandıram,
Slovenya’da da bir sandviç dükkanım olduğunu düşünün.

Peynirli sandviç satarak 1 euro kazandığımda bu kârın ne kadarı sandviçi sattığım
Slovenya’da, ne kadarı peyniri yaptığım Danimarka’da, ne kadarı ekmeği yaptığım 
Belçika’da vergilendirilecek?

1920’lerde vergilerde ve küreselleşmede yaşanan eşzamanlı artış Milletler Cemiyeti’ni
bu konuda adım atmaya itti. Sonunda şirketlere kârını hangi ülkede gösterip vergi
ödeyeceğini seçme hakkı verildi.

Bunu savunanların anlaşılır gerekçeleri olsa da bu adım, çok fazla muhasebecilik
hilesinin yapılmasının yolunu açtı. 

Doğruluğundan şüphe duyulsa da sıklıkla verilen bir örnek, bu işin nerelere varılabileceğini
anlatmak açısından önemli:

Trinidad’da bir şirket, başka bir ülkede kurduğu kardeş şirketine sıradan tükenmez
kalemleri tanesi 8 bin 500 dolardan satarak, gelirini vergisi düşük olan bu ülkede
gösterdi ve böylece daha az vergi ödedi.

Büyük şirketlerin çoğu, ortaya çıkarması bu örneğe kıyasla daha zor olan yöntemler
izliyor.

Zucman, ABD merkezli şirketlerin yüzde 55’inin kârlarının Lüksemburg veya Bermuda
gibi sıra dışı ülkelerden geçirilerek burada vergi ödendiğini ve bunun ABD’li vergi
mükelleflerine yıllık 130 milyar dolar maliyet yarattığını söylüyor.

Bazı araştırmacılar ise gelişmekte olan ülkelerin vergi kaybının, aldıkları uluslararası
maddi yardıma denk miktarda olduğunu hesaplıyor.

Bunun için bazı çözüm önerileri mevcut: Kârlar küresel olarak vergilendirilip ulusal
hükümetler bunları kendi aralarında nasıl paylaşacakları konusunda uzlaşabilir.

## Siyasi istek

Siyasi istek

Benzer bir formül ABD’deki verginin ülke genelinde toplanıp eyaletlere dağıtılmasında
uygulanıyor.

Ancak bunun için siyasi istek gerekir. Son yıllarda bunun için Ekonomik Kalkınma
ve İşbirliği Örgütü’nün bazı girişimleri olsa da, henüz meyvesini vermiş değil.

İnsanların güdülerini hesaba katınca belki de bu durum bizi şaşırtmamalı. Zeki insanlar
yasal boşlukları kapatmayı değil onları kullanarak para kazanmayı tercih ediyor.

Bazı hükümetler ise vergileri azaltmak için birbirleriyle yarışıyor. Şirketlerin
vergilerini başka bir ülkede ödeme riskini göze almaktansa onların vergilerini azaltmayı
makul buluyorlar.

Palmiyelerle kaplı küçük adalar için vergiyi yüzde 0 yapmak bile mantıklı olabiliyor,
böylece hukuk ve muhasebe sektörleri üzerinden ekonomileri büyüyor.

Belki de vergi cennetlerinin varlığını sürdürmesinin en büyük nedeni finansal elitlere
hizmet etmeleri. Bunların arasında bazı siyasetçiler ve onların bağışçıları da bulunuyor.

Buna karşılık, sorunun sıkıcı ve karmaşık doğası nedeniyle seçmenlerden bu konuda
bir adım atılması için fazla baskı gelmiyor.

Neyse, sandviç isteyen var mıydı? (BBC Türkçe)
