# McKinsey neden geldi, nasıl gitti…

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/mckinsey-neden-geldi-nasil-gitti-40242h/
- Yayımlanma: 2018-10-08T14:09:52+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Ekonomist Mahfi Eğilmez McKinsey’den danışmanlık alınmasının olası nedenlerini anlattığı
yazısında gidişinin yaratacağı sorunlara dikkat çekti. İşte Eğilmez’in kişisel bloğundaki
o yazı:

“Kamu maliyesine yönelik tasarruf ve gelir önlemlerinin etkin bir şekilde yerine
getirilebilmesi amacıyla, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda kurulacak olan Kamu Maliyesi
Dönüşüm ve Değişim Ofisi’nin çalışma yöntemleri için ABD yönetim ve danışmanlık 
şirketi McKinsey’den danışmanlık alınması son dönemin ana gündem maddesiydi.

Enflasyonun yüksek çıkması gündemi değiştirince danışmanlık konusu biraz gerilere
düştü.

Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın McKinsey’den danışmanlık alınmayacağı
açıklaması bir kez daha bu kuruluşu gündemin başköşesine çekti.

Son aylarda sendikasyon kredilerini yenilemekte zorlanan bankalara bu sendikasyonları
yapacak olan yabancı banka ve finans kuruluşlarının, Türkiye’nin IMF ile bir program
içine girmesini önerdikleri biliniyor.

Anlaşılan o ki yabancı banka ve finans kuruluşları bizden giden bilgilere ve verilere
güvenmiyor, tarafsız bir görüşe ihtiyaç duyuyor ve IMF’yi bu bilgi ve veriler için
bir çeşit gözetim mercii olarak işin başında görmek istiyor.

Ne var ki bu söylendiği kadar kolay bir yol değil. Kolay olmamasının iki nedeni 
var. İlk olarak hükümet böyle bir öneriyi kabul etmiyor.

Hükümetin bunu kabul etmemesinin altında geçmişte yapılan açıklamalar yatıyor.

Hükümet yetkilileri, yıllarca, IMF ile düzenlemeden çıkılmasını ekonomi yönetimindeki
başarının bir kanıtı olarak anlattılar. IMF’den çıkılması bir yana, IMF’ye borç 
verme aşamasına gelindiğini ifade ettiler.

Yeniden IMF’ye başvurulması bu başarının bitmiş olduğu imajını yaratabileceği için
bu yola gidilmesi bu aşamada pek mümkün görünmüyor.

İkinci olarak da IMF ile bir düzenleme içine girilmesi artık sadece bizim isteğimize
bağlı bir seçenek değil.

Çünkü ABD yönetimi, geçtiğimiz ay, Kongre’den geçirdiği bir yasa ile IMF gibi uluslararası
kuruluşların Türkiye’ye mali destek vermesini yasakladı.

Aslında ABD’nin böyle bir hakkı yok. Bu yasal düzenleme sadece ABD’nin IMF İcra 
Direktörleri Kurulu’nda oy kullanacak olan temsilcisini bağlar.

IMF’de bir ülkeye destek verilip verilmemesini kararlaştıran icra direktörleri kurulunda
ABD’nin oyu 24 oydan biridir.

O nedenle ABD’nin tek başına Türkiye’yi engelleme imkânı bulunmuyor.

Buna karşılık ABD’nin Türkiye’ye destek verilmesine karşı çıkması diğer bazı icra
direktörlerinin de muhalif kalmasına ve Türkiye’nin IMF ile bir düzenlemeye girmesinin
engellenmesine yol açabilir.

ABD, yüzde 16,5 pay ile IMF’de en yüksek kotaya sahip ülke konumunda bulunduğu için
2019’da tamamlanacak kota artışını onaylamaması IMF’yi madden güç duruma düşürebilir.

Diğer icra direktörleri ister istemez ABD’li icra direktörünün etkisinde kalabilir.

Bu iki nedenle IMF ile bir işbirliğine girilmesi Türkiye açısından bu aşamada bir
seçenek oluşturmuyor.

**Yabancı yatırımcıya güven aşılamak**

457 milyar dolar dış borcu, bir yıl içinde çevirmesi gereken yaklaşık 230 milyar
dolarlık dış yükümlülüğü bulunan Türkiye’nin dış finansmana erişim için aradığı 
çözümün yeni kurulacak birim için alınacak danışmanlık meselesiyle gündeme gelmiş
olduğu anlaşılıyor.

Yabancı banka ve finans kuruluşlarının beklentisi hükümete danışmanlık yapması konusunda
anlaşmaya varılan McKinsey şirketinin bir yandan da dolaylı olarak, kendilerine 
verilecek raporlarda yer alacak bilgilere ve verilere göz kulak olmasıydı.

Yabancıların bu beklentisine karşılık verecek açık ya da zımni bir düzenleme var
mı bilinmiyor ama borç verecek olanların beklentisinin bu olduğu anlaşılıyor.

Ne var ki işler tam bu aşamadayken Cumhurbaşkanının açıklaması gelince McKinsey’in
danışmanlık meselesi karıştı.

Bu durumda McKinsey’den danışmanlık alınıp alınmayacağı, alınmayacaksa kendilerine
para ödenip ödenmeyeceği bilinmeyen konular arasına girdi.

McKinsey’in danışmanlık alınmak üzere davet edilmesi bana göre yanlıştı. Türk bürokrasinin
bu konuda birikimli, yetişmiş pek çok elemanı var.

Eskiden bu görevleri Devlet Planlama Teşkilatı uzmanları yapar, Hazine, Maliye ve
Merkez Bankası’nın elemanları da onlara yardım ederdi.

Bu elemanların hepsi bir yerlere dağıtılmadığına göre onlardan bir ekip oluşturmak
yerine yabancı bir danışman tutulmasının tek gerekçesi bizim elemanların yazacaklarına
yabancıların güvenmemesi olabilir. Ki bu duruma nasıl geldiğimiz de ayrı bir soru
işareti.

McKinsey’in gönderilmesi çağırılmasından daha da tuhaf bir durum yaratıyor. Çünkü
10 gün arayla aynı konuda aynı hükümet iki farklı karar almış oluyor.

**McKinsey piyasalara nasıl yansır?**

Bu çelişkili durumun risk artışına yol açacağı çok açık. Büyük olasılıkla bu açıklamaların
ardından TL değer kaybedecek, Türkiye’nin risklerini gösteren CDS primi yükselecek.

Riskleri düşürmesi umuduyla davet edilen McKinsey’in risk artışına yol açarak gidiyor
olması başlı başına tuhaf bir durum.

Türkiye’nin dış borçları o kadar yüksek değil. Bu alandaki asıl sorun bir yıl içinde
çevrilmesi gereken dış yükümlülük miktarının yüksekliği (yaklaşık 230 milyar dolar)
2019’da Fed’in 3 kez daha faiz artıracağı ve piyasadan 600 milyar dolar daha çekeceği
dikkate alındığında bu büyük tutar bu tür çelişkilerle birleştiğinde dış kreditörlerin
Türkiye’ye sıcak bakmalarının önünde ciddi bir engel oluşturuyor.

Dış borçlanma belirli bir noktayı geçince bağımsızlık sorunları yaratmaya başlar.

Osmanlı İmparatorluğu’ndan devir alınan dış borçları ödemek zorunda kalan Cumhuriyetin
ilk kuşaklarının dış borçlanmadan uzak durmasının, hızlı büyümeden çok yerel olanaklarla
büyümeyi tercih etmesinin nedeni asıl olarak buydu.

Osmanlı tarihi sadece kılıç kalkandan, fetihlerden, saraydaki ihtişamdan ibaret 
değildir.

İmparatorluğun özellikle son 200 yılı çok sayıda finansal dersle doludur.

Ertuğrul’un, Kanuni’nin, Abdülhamid’in dizilerinin yanında Tarhuncu Ahmet Paşa’nın
başına gelenler de televizyon dizisi yapılsaydı belki bu derslerden yararlanmak 
mümkün olurdu.”
