# Merkez’in önlemleri doları frenleyebilir mi

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/merkezin-onlemleri-dolari-frenleyebilir-mi-17139h/
- Yayımlanma: 2016-11-25T03:22:54+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

Merkez Bankası kur baskısına karşı dün üç adım attı; faiz artışı, döviz hesaplarına
uygulanan zorunlu karşılıkları düşürerek piyasaya 1.5 milyar dolarlık döviz girişi
sağlanması, sonuncusu da ihracatçılara kullandırdığı reeskont kredilerinin geri 
ödenmesinde vade uzatımı veya döviz yerine TL ile ödeme olanağı sağlanması.

Birincisi, daha önce sürekli aşağı çektiği faiz koridorunun üst sınırını yani gecelik
borç verme faizini 0.25 puan artırarak yüzde 8.50’ye çıkardı. Yüzde 7.50 ile haftalık
olarak para verdiği pencerenin faizini de yüzde 8’e çekti. Banka efektif olarak 
25-30 baz puanlık bir artış yapmış oldu. Bankanın piyasaya verdiği paranın kabaca
yarısı gecelik, diğer yarısı da haftalık olarak veriliyor. Tüm verdiği paranın ortalama
faizi yüzde 7.91 idi. Şimdi aynı kompozisyonla gidilecekse yeni oranlarla yüzde 
8.25’e çıkacak.
Hürriyet gazetesi yazarı Uğur Gürses bugünkü yazısında, dün Merkez
Bankası’nın aldığı üç kararın işe yarayıp yaramayacağını sorguladı. İşte o yazı:

“Bu faiz artışı, Başçı dönemindeki ‘mış gibi yapan’ bir merkez bankası tablosuna
göre daha itibarlı. Siyasetçilerin faiz düşüşü istediği bir tabloda, ‘faiz artırabilen
bir Merkez Bankası’ duruşu sergileniyor. Ama hedefe dönük olarak işe yarar mı? Hayır.
Nitekim ilerleyen saatlerde öyle olduğu da görüldü.

Normal koşullarda; sanayi üretiminin ve olasılıkla ekonominin üçüncü çeyrekte daraldığı,
içinde bulunduğumuz çeyrekte de bunun sürdüğü izlenimi olan bir tabloda para otoritesinin
daha gevşek bir duruş sergilemesi beklenir. Ancak kur baskısı ve enflasyon bekleyişlerinin
bozulmasına karşı bir ‘politika sinyali’ verilmesi daha birincil öncelik ve kaçınılmaz
idi. Merkez Bankası tam da bunu yapmış oldu. Banka ‘elini silahına atar gibi” yapmış
oldu.

Banka, dünkü faiz artırımı sonrasında; döviz kuru hareketlerinin enflasyon görünümüne
dair yukarı yönlü risk oluşturduğu, bunun da beklentiler ve fiyatlama davranışları
üzerindeki olumsuz etkisini sınırlamak amacıyla parasal sıkılaştırma yapılmasına
karar verildiği açıklanıyor.

Merkez Bankası’nın düşük bir faiz artışı yapması kura set çekmez. Ama ileriye dönük
olarak faiz artışına gitmesi, bunu sürdürmesi kaçınılmaz. Çünkü yurtdışında da faizlerin
yükseldiği bir konjonktürde ülkeler arası faiz farkını kapatmak zorunda kalacak.

Kuru yukarı iten ana ivmenin ağırlıkla iç siyaset ve OHAL uygulamaları olduğu, Türkiye’nin
AB değerlerinden uzaklaşması olduğu çok açık. Merkez Bankası’nın faiz artışı buna
çare değil. Yılın ikinci yarısında, dolar Euro’ya göre yüzde 5 değer kazanırken,
TL’ye karşı yüzde 18 değer kazandı. Tek başına “uluslararası gelişmeler nedeniyle
TL değer kaybediyor” söylemi doğru değil.

İkinci adımın, 1.5 milyar doları piyasaya bırakan bir zorunlu karşılık oranı indiriminin
kayda değer bir etkisi olmayacak. Ne piyasa likiditesine ne de maliyetlere.

Üçüncüsü, ihracatçılara açılan reeskont kredisi tutarı 32.5 milyar TL. Farklı tarihlerde
biriktiği için dolar karşılığını bilmiyoruz. Sadece bugünkü kurdan çevirsek 10 milyar
dolar ediyor. Merkez Bankası’nın tahsis ettiği limit ise 20 milyar dolar idi. Banka
şimdi bu krediyi kullanan ihracatçı ve diğer döviz kazandırıcı iş kesimine diyor
ki; isterseniz Mart 2017 sonuna kadar vade uzatımı kullanın, ya da vadeniz geldiğinde
bana taahhüt ettiğiniz dövizleri getirmek yerine bunun karşılığı TL’leri ödeyin.

REEL KESİME FERAHLAMA

Bu seçeneklerden çoğunlukla vade uzatımının tercih edilmesi kuvvetle muhtemel. Çünkü;
vadede TL ile geri ödemenin sadece alış-satış kuru farkı üzerinden sağlayacağı avantaj
sınırlı. Her iki seçenekte de, ama özellikle ihracatçıların TL ile geri ödeme seçeneğini
tercih etmesi halinde daha fazla olmak üzere; Merkez Bankası, ileriye dönük olarak
döviz girişlerinde yavaşlama, azalma ve rezerv kaybı etkisi yaşayacak demektir. 
Bilançosuna bir çeşit ‘vadeli döviz satışı’ gibi etkisi olacaktır. Malum, bankanın
TL karşılığı rezerv artışı yapabildiği tek büyük kalem buydu. Para politikası açısından
da “iç varlıklara dayalı” bir parasal genişleme demek olacak.

Bu üç adımdan geriye kalan şu; banka “üzerine düşeni yaptı” dedirtmek için, etkileri
çok sınırlı adımlar atmış oldu. Faiz ve zorunlu karşılıklarda teknik etkisinden 
çok sinyal etkisi olan adımlar iken, reeskontlara dair adımları da ihracatçı reel
kesime vade uzatımı ferahlaması sağlayan bir adım oldu.”
