# “Metropollerde yeni seçmen AK Parti’den kopuyor”

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/metropollerde-yeni-secmen-ak-partiden-kopuyor-71160h/
- Yayımlanma: 2021-09-23T07:07:57+03:00
- Yazar: Selim Soydan

İktidar sözcüleri seçimin zamanında yapılacağını ifade etse de, muhalefet başta 
ekonomi olmak üzere birçok alanda artık “iktidarın ülkeyi yönetemediğini” vurguluyor,
2022 sonbaharında seçim olacağını iddia ediyor.

BBC Türkçe’nin haberine göre iktidara “erken seçim” çağrısı yapan muhalefetin “aday
belirleme yönteminin nasıl olacağı, parlamenter sisteme geçiş sürecinin nasıl dizayn
edileceği” ve çok parçalı muhalefet yapısıyla seçmene nasıl güven vereceği de gündemin
önemli tartışma konularından.

Peki siyasetin gündemindeki erken seçim tartışması seçmenin de gündeminde mi? Önümüzdeki
seçimlerde oy tercihlerinde hangi etkenler belirleyici olacak, aday belirleme tartışmaları
ve çok parçalı yapı muhalefet oylarını nasıl etkileyebilir?

Kamuoyu araştırma şirketi KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, yanıtı merak edilen 
bu konularla ilgili BBC Türkçe’nin sorularını yanıtladı: 

_**Erken seçim tartışmaları gündemden düşmüyor ve son dönemde açıklanan bazı kamuoyu
araştırmalarında “seçmenin erken seçim istediğine**__**“**__** ilişkin sonuçlar 
açıklandı. Sizin bu konuda araştırmanız var mı ve sahiden de seçmen erken seçim 
istiyor mu?**_

Erken seçim üzerine öyle bir araştırmamız yok. Çünkü seçmen bu kadarını bilmez. 
Bunu küçümsemek anlamında söylemiyorum. Ama seçmenin gündelik derdi, gündelik derdin
harareti o kadar yüksek ki geçim, işsizlik, pandemi nedeniyle sorunların çözümünü
ister. Seçmen “Bana ne siyasetten” demiyor, tam tersine daha çok bu işlerin siyaset
marifetiyle çözüleceğini bildiği için siyasi aktörlere bakıyor, aydınlara bakıyor,
bu kısmı çok da anlaşılabilir bir şey. Çünkü insanlar ve toplum hem geçim, hem enflasyon,
işsizlik, hem de pandemi derdinden, hem de bu suni siyasi gerilimden çok sıkıldı
doğal olarak. Çünkü ortada çok da reel dertleri var. Ve o reel harareti o kadar 
yüksek ki, soyut anlatılar, ideolojik, şoven, din üzerinden hikayeler ona değmiyor
şu anda.

Seçmen televizyonu-radyoyu kapatıyor, sofrasında gördüğü bir realite var, ekmeği
küçülüyor. Siyaseti daha çok gözlüyor doğal olarak. Bunun sonucu seçime kadar gidiyor
mu, bilmiyorum. Çünkü öyle bir soru sormuyoruz biz. 

## “Seçmenin yarısının bu siyasi aktörlerle sorunların çözüleceğinden umudu yok”

_**“**__**Seçmenin ekmeği küçüldü**__**“**__** diyorsunuz, ama “**__**E**__**konomik
sorunu kim çözer**__**?**__**” sorusuna verilen yanıtta Recep Tayyip Erdoğan-AKP
birinci sırada çıkıyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?**_

Orada Erdoğan ya da AK Parti çıkıyor değil. Evet şu oluyor; “Kim çözer?” dediğiniz
zaman AK Parti veya Erdoğan diyenler, CHP diyenlerden fazla ya da hala en yüksek
oranda. Ama o cümlenin eksik bir tarafı var, o da şu: Zaten böyle bir adresleme 
yapan, seçmenin yarısı. Yani o yarının yarısı da Erdoğan diyor. Orada en birinci
çıkıyor demek, toplumun Erdoğan’dan umudu var, anlamına gelmiyor. Çünkü zaten toplumun
yarısının bütün bu aktörlerle bu sorunların çözüleceğinden umudu yok. Ya da diyelim
oy dağılımına baktığımızda, AK Parti hala birinci parti. Ama hangi oranlarla birinci
parti?

Bir dönem kendi başına yüzde 52 yapmış AK Parti’yle, bugün artık onun neredeyse 
ciddi kısmını kaybetmiş bir AK Parti hala birinci sırada diye tatmin olmak mümkün
değil, ya da buradan bir çözüm söylemek doğru değil. Seçmenin yarısının bu siyasi
aktörler marifetiyle bu sorunlarının çözüleceği inancının düşük olması ya da kararsızların
bu kadar yüksek olması kendi başına siyasi ve sosyolojik bir sonuç. Bunu tartışmak
ve konuşmak lazım. Yoksa onları yok sayıp birinci sıradakinden bakarak hala AK Parti,
Erdoğan demek doğru değil. 

## “İYİ Parti’nin sıçrama yapması sürpriz olmaz”

_**Önümüzdeki seçimlerde seçmenin oy tercihinde hangi etkenler belirleyici olacak?
En çok konuşulan ekonomideki sorunlar, oy tercihlerinde büyük bir değişime neden
olur mu?**_

Olabilir, elbette olacak da. Genellikle bilim insanlarından, araştırmacılardan, 
tek cümleyle hikayeyi açıklamasını arıyoruz. Gerçek öyle değil. Evet, ülkede bir
grup var ki ne olursa olsun sadece dindarlığından, sadece annesinin mezarının başında
Kuran okumasını bilen ve de bunu yapabilen bir cumhurbaşkanına oy verecek, koşullar
ne olursa olsun. Ama bir grup da var ki ekonomik sınıflar temelinden bakacak ve 
yoksulluğundan, gelir adaletsizliğinden verecek. Bir kısmı seküler duyarlılıklarından
dolayı veya bir başka grup da iktidarın onları bu kadar yok saymasından, duygusal
kırılmadan veya öfkeden oy verecek. Ama şunu söylememiz mümkün, zaten bir süreç 
içinden baktığımız zaman uzun bir süre; 2014’e kadar Türkiye’de seçimleri 2002 ve
2007 hariç 2009’dan itibaren 2014’e kadar bütün referandumları da seçimleri de yerel
seçimleri de belirleyen temel dinamik kutuplaşma oldu. Ama 2015’ten itibaren bu 
kutuplaşma ülkenin reel sorunları arttıkça, bir yandan da Erdoğan “Biz ve ötekiler”
diye ötekileştirici, manevi şiddet yüklü, şoven, dinci bir söyleme yöneldikçe, o
kutuplaşma veya sorunlar karşısında erimeye başladı.

Bir grubun harareti yükseliyor ama bir grup da “Bu kadar da değil, biz bu topraklarda
beraberiz” diyor. Herkes bu birbirine nefret duygusuyla hareket ediyor değil. Ama
örneğin, 2019 yerel seçimlerde belirleyici temel dinamik kutuplaşmanın aşk ilişkisi,
sadakat ilişkisi değil, kutuplaşmanın “negatif duygu” dediğimiz, öbür tarafa olumsuzluk
duygusu belirleyici oldu. AK Parti’den adam çözülüyor, sorgulamaya başlamış örneğin,“
Bu kadar da değil” demiş ya da sınıfsal ekonomik problemleri, dindarlığının önüne
geçmiş, ayrılıyor ama CHP’ye oy veremiyor. Ama olumsuz duygusu da güçlü olduğu için
ya sandığa gitmedi, ya da Ekrem İmamoğlu gibi kimsenin aleyhine görünmeyen pozisyondaki
insanlara oy verdi. Ama CHP’ye oy vermedi. Negatif kimliklenme dediğimiz şey o. 
Şimdi bizim gördüğümüz negatif kimliklenmenin de çözülmeye başladığı, muhalefet 
kanadındaki ittifak üzerinden o ittifakın içinde İYİ Parti’nin milliyetçileri, Saadet’in
dindarları, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin eski AK Parti temsiliyeti geliştikçe
artık o negatif duygu da bir aktöre yönelik olmaktan çıkıyor. Çünkü tek başına bir
CHP yok karşı blokta, yine kendini iyi hissedebildiği yerden ama bugünkü iktidarın
aleyhine ya da karşısına bir pozisyon alma imkanı var. Bizim gördüğümüz eğilim de
budur.

CHP’nin oy artışı olmaması şaşırtıcı gelmez ama bu söylediğim dinamik nedeniyle,
İYİ Parti’nin, DEVA Partisi’nin Gelecek Partisi’nin ama özellikle de İYİ Parti’nin
sıçrama yapması sürpriz olmaz benim için. Özellikle metropollerde yaşayan -ki seçmenin
yarısından fazlası 11 metropolde yaşıyor- kentli profillerin içine girmiş, kadını
istihdamın içine bir şekilde formal, informal sektörlerde de de olsa istihdama dahil
olmaya başlamış, dindar ya da muhafazakar değerleri yüksek olsa bile, artık hayatı
sadece dindarlığı ya da ibadeti üzerinden görmeyen, hayatın diğer zevklerinde de
arayamaya başlayan yeni kesimler AK Parti’de kopuyor ve onlar bir adres arıyor. 
Tabii ki temel dürtüleri sadece özgürlük olmadığı için de yine İYİ Parti, DEVA, 
Gelecek Partisi gibi yerlerde dolaşacaklar. 

## “Babacan ve Davutoğlu’nun eleştirileri sonuç alıyor”

_**Ama DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin oy oranları çok düşük görünüyor…**_

Tek tek partiler açısından bakarsanız ayrı hikayeler anlatılabilir. İttifaklar açısından
bakarsak, CHP’nin, AK Parti iktidarına eleştirileri haklı bile olsa, “Haklılar ama…”
dedirtiyor ama Babacan veya Davutoğlu’nun eleştirisi sonuç alıyor. İYİ Parti aradan
sıyrılabilir demem de o. Çünkü seçmen özellikle ekonomik dinamiklerden ya da rasyonel
muhakemeyle oyunu değiştirmekte olan kentli seçmen aynı zamanda, “Benim ihtiyaçlarım
ve taleplerim siyasi ağırlık kazanacak mı, seçimi kazanacak mıyım kazanır mıyım?”
diyor.

Sözünü ettiğimiz şikayetçi olan, AK Parti ile belli bir eğitim ya da ekonomik fırsatlar
yakalamış, kentleşmiş, hayat tarzı değişmiş insanlar aynı zamanda kazanma ihtiyacına
da bakıyor. Çünkü ihtiyacını reel bir yerden kuruyor; soyut anlatılar kimliklerden
değil. O nedenle DEVA, Gelecek yükselemedikçe, ama bu iki partinin eleştirileri 
AK Parti’nin duvarındaki çatlakları açtıkça; o çatlaktan çıkan su, seçimi kazanma
arzusu nedeniyle İYİ Parti’ye doğru akabilir. 

## “Sınıfsal kimliklerin öne çıktığı bir süreç çalışıyor”

_**Bu süreçte muhalefet cephesinde de yeni partiler kuruldu, Ümit Özdağ, Muharrem
İnce kendilerini ayrı bir yerde konumlandırıyor. Örneği**__**n**__** İnce’nin adaylığı
seçimlerde, muhalefet açısından bir dezavantaj olur mu?**_

Hayır. İnce veya Mustafa Sarıgül gibi muhalefetin içinde yer alacağı varsayılan 
bazı yeni arayışların temel dürtüsü ne? Kimliğinin yeterince güçlü temsil edilemediği
ya da CHP’nin yeterince güçlü muhalefet etmediği gibi. İnce başka, Sarıgül başka
şey söylüyor ama kabaca neden bu. Ama bu seçmen kimliğinden bakıldığı zaman CHP 
ya da İYİ Parti’de eksiklik görmüyor ki. CHP’de ve İYİ Parti’de ülke sorununu yönetme
maharetinde eksiklik görüyor. Şimdi Beyoğlu’nda insanlarla konuşsak, bütün öfkeli,
seküler dünyanın insanları CHP’yi eleştiriyor. Ama işte Ekmeleddin İhsanoğlu’na 
oy veriyorlar. Çünkü kimlik duygusu o kadar güçlü ki ya da kaygıları korkuları. 
Dolayısıyla kimlik korkularına cevap üretemiyor değil muhalefet, aksine oradan vücut
buluyor. Ama seçimi kazanacak oylara ulaşmak için öbür dünyanın insanlarından oy
alması lazım.

Halbuki Muharrem İnce, soyut bir şeyler söylüyor. O soyutluk üzerinden bir seçenek
arayışı yok seçmende. “CHP yetmiyor, Kılıçdaroğlu yumuşak davranıyor” diyen seçmen
vardı ama sonuçta AK Parti korkusu daha baskın. Kemal Kılıçdaroğlu’nun eksikliğinden
ziyade, Erdoğan’a karşıtlık duyguları o kadar güçlü ki, Erdoğan’ı durdurmak ihtimali
neredeyse oraya meyledecekler. O yüzden öyle İnce’ nin yüksek ya da kayda değer 
oy oranlarına ulaşma ihtimalini ben şu aşamada görmüyorum. 

İktidar bloğunda, yani AK Parti ve MHP’den bölünmelerin anlamı var. MHP’den bölünmeler
de işte İYİ Parti’de vücut buldu. Ümit Özdağ’ın geleneksel kentlerle, metropoller
ikileminde veya muhafazakar hayat tarzı içinde olanlarla, seküler hayat tarzı içinde
nerede durduğu çok açık değil. Dolayısıyla seçmende sosyolojik ve kültürel karşılığı
olduğunu sanmıyorum.

Önemli mesele şudur: Türkiye’de siyaset çok uzun süredir 10-15 yıldır, kültürel 
kimliklere sıkışmıştı. Aşağı yukarı dünyada da böyleydi. Fakat pandemi, ekonomik
krizin boyutları, -hükümet ne anlatırsa anlatsın- yeniden kültürel kimlik kadar 
sınıfsal kimliklerin de öne çıktığı, ağırlık kazandığı bir süreç çalışıyor. Dolayısıyla
bu aktörleri ve partileri o kültürel kimlik ekseninde nereye yerleşiyorlar, sınıfsal
kimlik anlamında nereye yerleşiyorlar ve ikisi arasında bir simetri var mı yok mu
diye analiz etmek lazım. Yoksa Muharrem Bey’in karizması ağırlıklı mı, Kemal Bey’in
eksik mi, Meral Hanım’ın saç rengi söyle mi, bunların çok bir önemi yok. 

## “AK Parti’den kopanların büyük bölümü adres arıyor”

_**AKP-MHP arasındaki ittifakın AKP aleyhine bir sonuç doğurduğu yorumları da var.
AKP’ye ittifak mı, yıpranmışlık mı kaybettiriyor?**_

MHP ile ittifak özel olarak kaybettiriyor değil, bir dönemin İslamcılarla, milliyetçiler
arasındaki geriliminde takılı kalan seçmen için belki. Ama o da yüzde 1’ler mertebesinde
bile değildir. Sosyolojik olarak AK Parti ve MHP seçmeni zaten iç içe girdi ve birbirine
benzedi. O iki parti, liderleri istedi diye yan yana değil, tabanları da sosyolojik
olarak bir arada artık. Burada sadece siyasi pozisyon olarak şu olabilirdi: Eğer
MHP gerçek sorunlar ile AK Parti arasında bir eksende konumlandırsaydı kendini, 
AK Parti’den çözülenlerin adresi olabilirdi. MHP sorunlar ile AK Parti’nin de ötesinde
bir yerde konumladı kendini. Dolayısıyla reel sorunlar nedeniyle AK Parti’den kopan
seçmenin uğrak yeri değil MHP. O yüzden birbirlerine oy kazandırma veya kaybettirme
durumu yok.

İşte MHP’nin yapamadığını İYİ Parti yapmış oluyor. AK Parti’den kopanların henüz
büyük kısmı İYİ Parti’ye gidiyor değil, hala büyük kısmı adres arıyor. Ama gidenlerin
önceliği İYİ Parti. 

_**AKP ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında oy makasının açık olmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Önümüzdeki seçimlerde, parlamento çoğunluğu başka partide, cumhurbaşkanı başka partiden
olabilir mi?**_

Oradaki farkın nedeni şu; AK Parti artı MHP, Erdoğan’ın oyu. Bir miktar Saadet, 
yüzde 0,5-1 de DEVA, Gelecek’ten yazdığını düşünün. Ama giderek bu makas da daralıyor.
Sadece AK Parti ile Erdoğan arasında değil, MHP ile Erdoğan arasındaki makas da 
giderek daralıyor ve “diğerlerinin” artı desteği de çok minimuma indi. Eğer seçim
52-48 aralığında gidecek olursa, evet bu dediğiniz ihtimal vardır. Ama bugünden 
önümüzdeki seçime kadar o makasın 52- 48 aralığında bir seçim oyunu değil, 40-60
aralığında bir seçim oyununa dönüşme ihtimali kuvvetli görünüyor. O zaman o ihtimal
düşük olur.

Sadece burada muhalefetin ne yapacağı kritiktir, muhalefetin hata yapmaması önemli
ölçüttür. Seçmen AK Parti ile ilgili bir karara ve hükme vardı ama yerine kim olsunla
ilgili bir karara ve hükme varmadı. 

## “Kimin aday olacağı en son tartışılmalı”

_**Muhalefet bir yandan “parlamenter sistem” va**__**dediyor**__**. Ama aday tartışmaları,
parlamenter sisteme geçiş için anayasayı değiştirecek çoğunluğa ulaşıp ulaşmayacakları,
geçiş döneminin nasıl olacağı tartışmaları gündemden düşmüyor. Bu seçmende bir güven
sorunu yaratıyor mu?**_

Zaten başlarken güven eksik. Güven vardı da eksiliyor değil. Henüz yeterince güven
oluşmuyor. Dedim ya AK Parti ile ilgili seçmenin bir kanaati var. Önemli olan burada
muhalefetin doğru ittifak oluşturup oluşturamayacağı, doğru bir aday belirleyip 
belirlemeyecekleri, bu adayın oy alıp alamayacağı ve asıl önemlisi bu ülkeyi yönetip
yönetemeyeceği konusunda güven vermesi meselesi. Bu güven yeterince güçlü değil.
Dolayısıyla, eğer ittifak, kim aday olsun tartışmasından değil de, geçiş dönemini
nasıl yönetecek, ittifakın ilkeleri ve felsefesi üzerinden tartışma yapabilirse,
evet, o zaman muhalefet farklı da kazanabilir.

O zaman ancak bu ilkeleri taşıyacak aday kimdir, bu süreci, bu modeli hayata geçirecek
kimdir, tartışmasıyla aday belirlenmelidir. Yani seçmeni kimliklerin içine sıkışmaktan
kurtaracak bir ittifak, içerik, ilkelerle aday belirlemek lazım diyorum. Kamuoyu
hemen kim aday olacak meselesinden bakıyor ama bence en son tartışılacak o. 

_**CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorununun çözümü için Meclis’i adres, 
HDP’yi muhatap göstermesine, Eski HDP Eş**__** B**__**aşkanı Sezai Temelli’nin “
esas muhatap” olarak İmralı’yı göstermesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Muhalefet
açısından nasıl bir sonucu olur?**_

Benim baktığım yerden son derece yanlıştır. Sezai Bey’in durduğu yerden üç aşağı
beş yukarı biliyoruz, HDP içinde farklı kanatlar veya görüşler var. “HDP Türkiyelileşsin
mi yoksa sadece Kürt meselesine takılı mı kalsın” diye kodlayalım. Sezai Bey, “HDP,
Kürt meselesinde kalsın” dedi. Bunu da kendiliğinden ve aklına estiği için yapmış
olamaz. Eş Başkanlık yapmış, akademik dünyadan gelen ve cümlenin hangi anlama geldiğini
bilecek kadar da siyasi tecrübesi olan bir insan. Üstelik de bunu CHP’nin kendinden
beklenmeyecek kadar bir açılıma hazırlandığı bir saat ve HDP’nin de gerçekten önümüzdeki
1 ya da 2 yıllık seçim sürecine dair temel yol haritasını açıklamaya hazırlandığı
bir dönemin ortasında yaptı. Dolayısıyla zamanlaması açısından bile Sezai Bey bilerek
yaptı.

Ama ülke açısından son derece yanlış olmuştur, HDP açısından da son derece yanlış
olmuştur. Kendi başına bu İYİ Parti ya da CHP seçmeninde özel bir dalgalanma üretmez
amma velakin iktidar kanadının sözcülerinin mahkemeler, yargıçlar, polisler dahil
güvenlik güçlerinin aradıkları önemli bir mesnet olacaktır kapatma davasında.
