# Neden kriz için Eylül ayı telaffuz ediliyor? 

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/neden-kriz-icin-eylul-ayi-telaffuz-ediliyor-54975h/
- Yayımlanma: 2020-08-06T17:19:36+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Ekonomist Erdal Sağlam, TL’de son günlerde yaşanan hızlı değer kaybını değerlendirdiği
yazısında kriz için Eylül ayına işaret edildiğine dikkat çekti

Erdal Sağlam’ın DeutscheWelle’de yayınlanan yazısı şöyle:

Bayram tatili öncesi kurlarda yaşanan hareketlilik piyasaları tedirgin etti. Ekonomi
yönetiminin tüm çabalarına rağmen, kurlarda uzun süredir tutulan sınır değerler 
aşılırken, bayram tatili bu hareketi dondurdu. Bundan sonra piyasaların yeni, hızlı
kur artışlarına sahne olması bekleniyor.

Bayramdan önce kurların tutulamaması, “Eylül ayında piyasalarda önemli hareketler
görülebileceği” endişesini arttırdı. Döviz rezervlerinin çok eridiğini, bu nedenle
artık kurların istenildiği sınırlarda tutulamadığını gören piyasa oyuncularının,“
Rezervlerin bu gidişle Eylül’de tükenebileceği, bunun da piyasalarda sert hareketlere
neden olabileceği” endişesi büyümeye başladı. 

**Borçlar düşünce rezervler ekside  **

Bayram tatili öncesi açıklanan döviz rezervleri rakamları, Merkez Bankası’nın resmi
rezervlerinin 30 milyar dolara kadar indiğini, borç aldığı dövizler çıkarıldığında
eksiye döndüğünü gösterdi. Bununla birlikte dövizi tutmak için devreye giren kamu
bankalarının açık pozisyon tutarlarının 10 milyar doları aştığı, Bankacılık Düzenleme
ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) koyduğu yasal sınır olan yüzde 20 sınırını aşıp yüzde
30’lara çıktığı ortaya çıktı. Merkez Bankası’nın böyle durumlarda kamu bankaları
döviz açıklarını kapattığı bilinirken, son dönemde bunu yapmaması “Acaba dövizi 
mi kalmadı?” kaygılarına neden oldu.

Dolar kurunu aylardır koyduğu 6.85 TL sınırının altında tutan ekonomi yönetimi bu
sınırı savunamadı, dolar kuru 7 TL’ye dayandı. Kurları tutmak için günde 1 milyar
dolarlık rezervden satış yapıldığı ama başarılamadığı söylendi. Küresel gelişmelerle
euro da çok artınca, euro ve dolar gibi diğer para birimlerinin de yükselmesi anlamına
gelen sepet kur değerleri çok yükseldi.

**Hükümet yanlısı basın da kriz bekliyor  **

Yurt içinde hükümete yakın bazı gazete yazarlarının, “Türkiye’ye kumpas” yorumu 
yaparak, “Eylül ayında ekonominin kötüleşeceği” beklentilerini dile getirmeleri 
ilginçti. Financial Times ve Reuters başta olmak üzere uluslararası saygın medyada,
rezervlerin bilimsel olmayan ekonomik anlayış ve yanlış kararlar nedeniyle eridiği,
Eylül‑Ekim aylarında rezervlerin biteceğini söylemeleri de panikte etkili oldu.

Ekonomik gerekçelere bakıldığında ise yükselen enflasyona rağmen uygulanan düşük
kur-düşük faiz politikasında ısrar edilmesinin sonuçta ekonomiyi buraya getirdiği
söylenilebilir. Pompalanan kredilerde büyük artış olması, bütçe açıklarının büyümesi,
Merkez Bankası’nın para basımını artırması yani yüksek büyüme hırsı nedeniyle iç
talepte yarattığı patlama ithalatı da artırdı. Büyüyen cari açık, turizm gelirlerindeki
önemli kayıplar, doğal olarak dövize talebi artırdı.

**Hükümet kur atağına karşı ne yapabilir?**

Önümüzdeki süreçte yeni kur atağını önlemenin ilk yolunun düşük kur-düşük faiz politikasından
geri dönüş, iç talepte frene basıp harcamaları azaltma olması gerekir. Normal olarak
böyle dönemlerde piyasa faizlerinin hatta Merkez Bankası faizlerinin artırılması,
kurlarda bir miktar yükselişe izin verilip bu arada yapısal tedbirlerin hazırlanması
beklenir ama mevcut ekonomi yönetiminden bunun beklenmediğini söylemek gerekiyor.

Ekonomi yönetiminin döviz talebini sınırlandırmak için yine zorunlu karşılık oranı
gibi, artık sınırlarına gelinen, araçlara başvurması sürpriz olmaz. Nitekim mevduat
kabul eden bankaların bu mevduatlara karşılık olarak Merkez Bankası’nda bulundurmak
zorunda oldukları mevduat oranları olan zorunlu karşılık oranları, Temmuz ayı içinde
artırıldı. Ekonomi yönetimi, dışarıdan sıcak para girişi sağlayamayınca gözünü içerideki
mevduata çevirerek döviz cinsi zorunlu karşılı oranını üç puan daha artırdı. Böylece
piyasalar 9.2 milyar dolar daha Merkez’in kasasına, yani ekonomi yönetiminin kullanımına
girdi.

Piyasalarda bir süredir konuşulan “Yeni bir Eylül Sendromu” denilebilecek tedirginliğin
artması biraz mevsimsel beklentiden kaynaklanıyor. Dış borç geri ödemelerine bakarsak;
Eylül’de 3 milyar doların biraz üzerinde olduğu, bu yıl yoğun ayların 5 milyar dolarla
Ekim, 6 milyar dolarla Kasım olduğu görülüyor. Eylül denilmesinde her zamanki beklentilerin
etkili olduğunu sanıyorum. Bu arada pandemi sürecindeki “normalleşme”ye rağmen zor
durumdaki şirketlerin finansal tablolarında bir iyileşme görünmüyor. Bu ay içinde,
büyük ve tanınmış firmalardan iflas ve konkordato haberlerinin gelmesinden endişe
ediliyor. 

**Neden kriz için Eylül ayı telaffuz ediliyor? **

Ancak Eylül kaygısında döviz rezervlerinde yaşanan büyük gerileme, buna karşılık
ekonomi yönetiminin düşük kur-düşük faiz politikasında ısrar edip, sonunda rezervleri
bitireceği beklentisi en önemli rolü oynuyor. Eylül’de pandemide ikinci dalga beklentisinin
de bu korkuda payı olabilir.

Buna karşılık bazı piyasa analistleri ise spekülasyon ortamı bulunduğunu; bunun 
oluşmasının nedeninin de, hükümetin rezervlerin eritmesi gibi yanlış politikaları
olduğu görüşünde. Bu analistlere göre “hareketlenme” Eylül ayına kalmayabilir: “
Belki Eylül’ü beklemeden Ağustos’ta büyük atak ve hareketlilik yaşanır, bilinemez.”

Özetle, ekonomik dengeler iyice bozulup görünür olmaya başladı. Politikalarda köklü
değişiklikler yapılmazsa, Eylül’de veya yakın bir zamanda, “Ekonomide yıkıcı dalgalar”
yaşanma ihtimali yüksek görünüyor.
