# OECD’nin 2018 için Türkiye enflasyon beklentisi yüzde 12

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/oecdnin-2018-icin-turkiye-enflasyon-beklentisi-yuzde-12-38752h/
- Yayımlanma: 2018-07-27T14:25:26+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

OECD tarafından yayınlanan Türkiye 2018 ekonomik anket raporuna göre, kurum, Türkiye
ekonomisinin reel bazda olmak üzere 2018’de yüzde 5.1, 2019’da ise yüzde 4.8 seviyesinde
büyümesini öngörüyor. 

Kurumun 2018 için enflasyon beklentisi yüzde 12 seviyesindeyken, enflasyonun 2019
yılında yüzde 10.6 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. 

Ülkede cari açığın 2018 yılında GSYİH’nin yüzde 5.8’ine tekabül edeceği öngörülüyor.
Kurumun beklentisine göre, cari açık, 2019’da GSYİH’nin yüzde 4.3’üne denk düşecek.

Raporda, ayrıca, ülkedeki temellerin güçlendirilmesi, büyümenin yeniden dengelenmesi,
banka kredilerinin ve devlet yatırım teşviklerinin dağılımının geliştirilmesi ve
refahın artırılması gibi konularda tavsiyelerde bulunuldu. 

OECD’nin Türkiye’ye yukarıda bahsi geçen konularda verdiği tavsiyeler şöyle;

**Temellerin Güçlendirilmesi**

*TCMB’nin bağımsızlığının sağlanması yoluyla para politikasında güvenilirliği yeniden
kazanmak. Sözlü yönlendirme ise yetkililerin enflasyon hedefine ne şekilde ulaşmayı
planladığına göre yapılmalı

*Her çeyrek, uluslararası standartlara uygun genel bütçe hesapları yayınlanmalı.
Ayrıca, hükümetin yarı bütçesel faaliyetlerini ve olası tüm sorumluluklarını içeren
düzenli bir Mali Politika Raporu yayınlanmalı

*Mali ve yarı mali politilalar sıkılaşmalı, makro ihtiyati kurallar güçlendirilmeli
ve konut kredileri sınırlandırılmalı

*Kredi garanti sisteminin maliyet fayda analizi yapılmalı ve bu sistemin boyutu 
normalleştirilmeli

**Ticareti yapılabilir sektörün sağlamlaştırılması üzerinden büyümenin yeniden dengelenmesi**

*Yatırımların öz sermaye finansmanı için şu an zayıf olan ekosistemin gelişmesine
yönelik kısıtlamaların tanımlanması adına stratejik bir değerlendirme yapılmalı

*Çeşitli Ar-Ge teşvik düzenlemelerine maliyet fayda analizleri temelli bir yol çizilmeli
ve sübvansiyon ve devlet yardımları verimliliği artırılmalı

*Aile şirketleri, standart kurumsal yönetim, profesyonel idare ve finansal şeffaflık
geliştirmeleri adına teknik destek ve bilinçlendirme kampanyaları yoluyla cesaretlendirilmeli

*İş teşvikleri düzene konulmalı ve bunlarda istikrar sağlanmalı

-Banka kredilerinin ve devlet yatırım teşviklerinin dağılımının geliştirilmesi

*Fonlama maliyetlerinin düşürülmesi için devlet kurumlarının uluslararası güvenilirliği,
mali saydamlığı ve fiyat istikrarı geliştirilmeli

*Yeni Şirket Yasası’nın zorunlu denetim kuralları uygulanmalı. Denetim maliyetleri
düşürülürken denetim kalite standartları vergi teşvikleri yoluyla sürdürülmeli

– Refahın artırılması

*Kadınların işgücüne katılımı kolaylaştırılmalı ve erken eğitim ile birlikte çocuk
ve yaşlı bakımının kalitesi ve şartları güçlendirilmeli

*Karbon salınımının ek etkileri değerlendirilmeli 

*Arazi ve denizlerdeki büyük dönüşümlerin çevre üzerindeki etkileri daha aktif bir
şekilde değerlendirilmeli ve yönetilmeli

Aynı raporda, bunların yanı sıra, Türkiye’ye yönelik olası şoklara değinilerek bu
şokların olası sonuçları değerlendirildi:

*Makroekonomik güvenilirliğin güçlendirilmemesi durumunda Türkiye, gelişmiş ülkelerin
para politikalarını normalleştirmesi karşısında diğer benzer gelişen piyasalardan
olumsuz bir şekilde ayrışarak sermaye çıkışlarıyla karşı karşıya kalabilir.

*Orta Vadeli Program’ın risk primleri, kur oranları ve sermaye çıkışları üzerinde
yaratabileceği olumsuz herhangi bir etki, finans dışı ve finans sektörlerinde büyümeyi
olumsuz etkileyerek gerilimi artırabilir.

*Bölgesel jeopolitik krizlere bağlı olarak turizm gelirleri düşebilir, Tüketici 
Güveni ve iş güveni olumsuz etkilenebilir ve böylece, toplam tüketim ve yatırımların
seviyesi düşebilir. 

*Brent petrol fiyatında 10 dolarlık olası bir artış, Türkiye’de cari açık/GSYİH 
oranını yüzde 0.5 kadar aşağı çekebilir. Böyle bir durumda, dış sürdürülebilirliğe
ilişkin zorluklar ve enflasyonel baskılar, daha sert bir hal alabilir.

*Gayrimenkul ve inşaat sektörlerinde yaşanabilecek bir borç krizi, konut fiyatlarını
aşağı çekebilir ve mortgage kredili hanehalklarının ve gayrimenkul şirketlerinin
ödeyebilirliğini kısıtlayabilir. 
