# Pandemi Türkiye finansal piyasalarını nasıl etkileyecek

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/pandemi-turkiye-finansal-piyasalarini-nasil-etkileyecek-585yy/
- Yayımlanma: 2020-05-11T05:29:00+03:00
- Yazar: Dr. Gülay SELVİ HANİŞOĞLU

Finansal sektör, farklı kanallarla ülkelerin ekonomik olarak gelişmesine önemli 
katkı sağlamaktadır. Ekonomik gelişmişlik ve finansal sektör arasındaki ilişki tek
yönlü değildir. Finansal sektörün gelişmişliği ve sağlıklı yapısı ekonomik gelişme
için önemli bir ön şart ve gereklilik iken, aynı zamanda ekonomik gelişmişlik finansal
piyasaların derinliğinin ve ürün çeşitliliğinin artmasını sağlayarak karşılıklı 
etkileşimde bulunmaktadırlar.

Finansal piyasalarda bilgi edinme en temel ihtiyaçlardan birisidir. Bilgi edinme
ihtiyacı, işlem maliyetlerinin yüksekliği ve karmaşık piyasa yapılarında bilgiye
ulaşmanın zorlukları finansal kurumların ortaya çıkmasına ve finansal sektör için
kilit oluşumlar olarak hayatlarını devam ettirmesine neden olmaktadır. Değişen ihtiyaçlar
ve gelişmekte olan bilgi işlem teknolojilerine paralel olarak finansal aracıların
yapısı, düzenlemeleri değişiklikler gösterebilmektedir. Finansal sistemlerin yapısı
ülkelere ve dönemlere göre farklılıklar göstermekle birlikte, belirsizliğin ve risklerin
çok fazla olduğu bir ortamda kaynakların ülke ihtiyaçlarına göre farklı sektörlere
dağıtılması, küçük yatırımları ve birikimleri olan kişi ve kuruluşların bu birikim
ve yatırımlarının korunması, risk yönetimi konusunda desteklenmesi gibi temel işlevleri
yerine getirmektedir.

Türkiye’de Finansal Sistemde bu işlevleri yüklenen en önemli kurumlar bankalardır.
Türkiye’de finansal kuruluşların aktif büyüklüğü toplamı 2018 yıl sonu itibarıyla
4.674 milyar TL. iken bankaların aktif büyüklüğü 3.867 milyar TL. dır. Bankalar 
finansal sistemin % 83’ünü oluşturmaktadır. Bankalardan sonra portföy yönetim şirketleri,
ve sigorta şirketlerinin ayrı ayrı finansal sektör içerindeki payları %4 civarındadır.
İşsizlik sigortası fonu %3, Emeklilik yatırım fonları ve gayrimenkul yatırım ortaklıkları%
2 paya sahiptir. Finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri, aracı kurumlar,
reasürans şirketleri, girişim sermayesi ve menkul kıymet yatırım ortaklıklarının
payı ise %1 ve altındadır. Bu oranlardan görülebildiği gibi bankacılık sistemi tüm
ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de finansal sistem içerisinde en önemli aktördür.

Aralık 2019’da Çin’de başlayan ve hızla tüm dünya ülkelerine yayılan ve Dünya Sağlık
Örgütü tarafından salgın olarak sınıflanan Covid-19 sağlık krizi dünya ölçeğinde
çok sayıda ölüme neden olmaktadır. Yayılmanın önlenmesi amacıyla devletler tarafından
alınan önlemlerle orta küçük ölçekli hizmet sektöründe çalışan pek çok işletme ile
birlikte büyük alışveriş merkezleri, eğlence merkezleri kapanmıştır. Üretim işletmelerinin
bazıları kapasitelerini düşürmüş veya bazıları ise tamamıyla işletmelerini kapatmışlardır.

Dünya çapında ve ülkemiz özelinde 20. yüzyılın başından beri yaşanan krizler finansal
sistemden kaynaklanan döviz krizleri, bankacılık krizleri, ödeme dengesi krizleri
olarak başlamış, diğer alanlara ve ülkelere yayılmıştır. Ancak içinde yaşadığımız
ölçekte uluslararası düzeyde sağlık sektöründe başlayıp, üretim sektörünü, reel 
sektörü böylesine kesintiye uğratan bir krizle ülkeler bugüne dek karşılaşmadı. 
Bu nedenle başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere diğer uluslararası kurumlar bu 
krizle nasıl başa çıkabileceklerine ilişkin yöntemler aramaya ve farklı uygulamaları
hayata geçirmeye başladılar.

Uluslararası fon akımlarının devamlılığını ve finansal istikrarı sağlamak, dünya
ticaretini kolaylaştırmak ve ekonomik büyümeyi desteklemek amaçlarını öncelemiş 
bir kuruluş olan IMF (International Monetary Fund – Uluslararası Para Fonu) var 
olan borçlanma modellerine ilave ekonomik yardım paketi açıkladı ve tüm ülkelerle
işbirliği içinde olduklarını duyurdu. Ülkelerin merkez bankaları uyguladıkları parasal
politikaları gevşeterek faiz oranlarını düşürdüler. Finansal sistemde likiditeyi
arttıracak önlemler aldılar. Likidite yaratmak için bankaların ve kredi kuruluşlarının
aktiflerinde bulunan menkul kıymetleri satın alacaklarını açıkladılar.

Benzer şekilde Türkiye’de faaliyette bulunan finansal kuruşlar ve düzenleyici kurumlar,
yaşanan krizin etkilerini azaltıcı yöntemler üzerinde çalışmaya başladılar. Beklenmeyen
ve riskli bir durumla karşılaştığımızda nasıl bizler önce kendimizi koruyacak önlemler
alarak hayatta kalmaya odaklanıyorsak doğal olarak finansal sistem içerisinde yer
alan kuruluşlar ve finansal sistemin en önemli kurumlarından olan bankalar karşı
karşıya oldukları riskin büyüklüğünü ve kendilerine nasıl bir etki yapacağını hesaplamaya
başladılar. Diğer taraftan finansal sistemin sağlıklı yürütülmesinden ve reel sektöre
kaynak aktarılmasının kesintisiz sürdürülmesinden sorumlu olan düzenleyici ve denetleyici
kurumlar ise sistemin bütününü kapsayacak ve reel sektöre fon akımını devam ettirecek
yönde düzenlemeleri devreye almaya başladılar. Uluslararası düzeyde alınan önlemlerle
paralel olarak genişleyici para politikası ve faiz oranlarının düşürülmesi ülkemizde
devreye alındı. Bunun yanı sıra ve bu düzenlemelere ilave olarak 18 Nisan 2020 tarihinde
bankaların aktiflerini reel sektör finansmanı, menkul kıymetler ve Merkez Bankası
ile yapacakları swap işlemlerine yönlendirmelerini düzenleyen Aktif Oranı uygulaması
Mayıs itibarıyla uygulanmak üzere devreye alındı. Bankalar topladıkları Türk Lirası
mevduatlarının tamamı ile Yabancı Para mevduatlarının %25 fazlasını, krediler, menkul
kıymetler ve Merkez Bankası ile yapılan para takası (swap) olarak değerlendirmek
zorunda olacaklar. Aktif Oranı* hesaplamasında, menkul kıymetler % 75, para takası(
swap) ise % 50 ağırlıkla yer almaktadır. Bireylere veya şirketlere verilecek kredilerin
verilmeye devam edilmesine yönelik bu uygulamada krediler tutarından tahsili gecikmiş
alacakların düşülmesi düzenlenmiştir. Finansal sistemin işleyişinde yaşanan kriz
nedeniyle oluşabilecek muhtemel tıkanıklıkları aşmaya yönelik bu düzenlemenin orta
ve uzun vadede etkilerini banka bilançolarında görebiliriz.

Türkiye bankacılık sisteminde kredilerin tahsili gecikmiş alacakları yani takibe
dönüşüm oranı Şubat 2020 itibarıyla %5,20 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bankaların 
tahsili gecikmiş alacakları nedeniyle ettikleri zararlar sermayelerinin azalmasına
neden olmaktadır. Geçmişe göre şirketlerin daha riskli olduğu ve belirsizliğin yüksek
olduğu bir ortamda özel sektör ve yabancı ortaklı bankaların kredi vermek konusunda
çok istekli olmayacakları ve bu düzenleme sonrasında aktiflerini ağırlıklı olarak
menkul kıymetlerde tutmaları beklenebilir. Kredilerin geri dönüş oranında yaşayabilecekleri
potansiyel sorunlar ve tahsili gecikmiş alacaklar göz önüne alındığında bankaların
bu konuda rasyonel bir yaklaşım içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan
finansal piyasaları düzenleyici ve denetleyici otoritelerin üretim sektörü ve reel
sektöre kaynak aktarımının kesintiye uğramadan bu olağanüstü dönemi geçirmek istemeleri
ve hatta bunun bir gereklilik olduğunun anlaşılması gereklidir. Bu yükün tüm bankalara
paylaştırılması finansal sektörü risklerle karşı karşıya bırakabilecektir. Serbest
piyasa uygulamalarıyla uyumu konusunda tereddütler oluşturabilecek, belirsizlik 
döneminde kredi vermeye teşvik eden düzenlemeler yerine KGF (Kredi Garanti Fonu)
benzeri kuruluş üzerinden reel sektörün kriz döneminde geçici desteklenmesi sağlanarak,
oluşacak potansiyel riskin yönetimi şirketlerin içinde bulundukları sektör, gelişim
potansiyeli ve açıklanacak şeffaf kriterlere göre yönetilmesi bir çözüm yolu olabilir.
Bu yönetim sistematiğinde bankaların deneyim ve tecrübelerini birlikte harekete 
geçirebilecek daha önce ülkemizde uygulanmış İstanbul Yaklaşımı benzeri bir uygulama
üzerinde çalışılabilir. İçinde bulunduğumuz dönemin farklı aktörlerin bilgi ve tecrübelerini
bir araya getirerek çözüm yollarının üretilmesiyle en az zararla atlatılması mümkün
olabilecektir.

_**\* Aktif Rasyosu (AR) : Krediler+(Menkul Kıymetler x 0,75)+(TCMB Swap x 0,5)/
TL Mevduat+(YP Mevduat x 1.25)**_
