# Petrol fiyatları savaşa rağmen neden kontrolden çıkmadı?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/petrol-savasa-ragmen-neden-kontrolden-cikmadi/
- Yayımlanma: 2026-07-20T19:45:51+03:00
- Yazar: Selim Soydan

Küresel enerji piyasalarında [petrol](https://www.borsatek.com/petrol-fiyatlari-yeniden-80-dolarin-uzerine-cikti/)
fiyatları, [ABD](https://www.reuters.com/business/energy/why-oil-prices-havent-gone-crazy-despite-5-months-us-iran-war-2026-07-20/)
ve İsrail’in İran ile savaşa girdiği Şubat ayı sonundan bu yana küresel arzın beşte
birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın kapanması riskiyle karşı karşıya kaldı. Savaşın
ilk günlerinde analistler, ham petrolün varil fiyatının 150 dolara hatta 200 dolara
kadar yükselebileceği yönünde değerlendirmelerde bulunmuştu. Piyasa uzmanlarının
ve yatırımcıların ortak beklentisi, Orta Doğu’daki bu geniş çaplı askeri çatışmanın
küresel ekonomiyi derin bir resesyon tehdidiyle baş başa bırakacağı yönündeydi.

Gerçekleşen veriler ise finansal piyasalardaki bu karamsar senaryoların aksine çok
daha farklı bir tablo ortaya koydu. Brent petrol vadeli işlemleri süreç boyunca 
en yüksek 126 dolar seviyesini gördü. Zirve noktası, 2008 yılında kaydedilen 147
dolarlık tüm zamanların rekorunun oldukça altında kaldı. Çatışmaların başladığı 
28 Şubat ile ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik hava saldırılarını askıya
aldığını duyurduğu 11 Haziran tarihleri arasında ortalama varil fiyatı 101 dolar
seviyesinde seyretti. Temmuz ayı başlarında ise fiyatlar kısa süreliğine savaş öncesi
seviye olan 70 dolara kadar geriledi.

![dow jones](https://i2.wp.com/www.borsatek.com/app/uploads/2025/12/petrol-1024x572.
webp)

Piyasalardaki bu volatil tablo, jeopolitik krizlerin emtia piyasaları üzerindeki
etkisinin her zaman doğrusal olmadığını gösterdi. Enerji uzmanları, beş aydır süren
askeri gerilime rağmen küresel ölçekte petrol fiyatları üzerindeki baskının sınırlı
kalmasını birden fazla yapısal nedene bağlıyor.

## ABD-İran savaşı sürecinde petrol fiyatları neden tavan yapmadı?

Piyasaları şaşırtan en önemli faktörlerin başında dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı
konumundaki Çin’in sergilediği talep performansı yer aldı. Çin yönetimi, Haziran
ayına gelindiğinde ham petrol ithalatını son 10 yılın en düşük seviyelerine kadar
çekti. Ülkede yakıt ihracatına yönelik resmi kısıtlamalar uygulanırken, kamuoyunun
ulaşım tercihlerinde elektrikli araçlara yönelmesi ve petrokimya sektörünün üretim
hacmini düşürmesi küresel ham petrol talebini belirgin şekilde azalttı.

Dünyanın en büyük petrol üreticisi konumundaki ABD ise yerli üretimini rekor düzeyde
artırarak piyasadaki arz açığını kapattı. Nisan ayında ABD’nin günlük ham petrol
üretimi 13,93 milyon varil ile tarihi zirveye ulaştı. Bunun yanı sıra Uluslararası
Enerji Ajansı (UEA) koordinesinde Mart ayında alınan kararla, Stratejik Petrol Rezervleri’nden
piyasaya toplam 400 milyon varillik rekor bir salınım gerçekleştirildi.

![petrol](https://i3.wp.com/www.borsatek.com/app/uploads/2025/12/petrol-manset-1024x559.
webp)

Diğer taraftan ABD Başkanı Donald Trump’ın diplomatik hamleleri ve açıklamaları 
da vadeli işlem piyasalarındaki yükseliş beklentilerini zayıflattı. Trump’ın barış
anlaşmaları ve Hürmüz Boğazı’ndan sevkiyatların yeniden başlayacağına dair yaptığı
açıklamalar, piyasada uzun pozisyon alan yatırımcıları defalarca ters pozisyonda
bıraktı. Ani yön değişimleri nedeniyle emtia tüccarları yüksek miktarlı yükseliş
bahisleri yapmaktan kaçınmaya başladı.

Piyasadaki bu durumu değerlendiren Oxford Enerji Çalışmaları Enstitüsü uzmanı Ilia
Bouchouev, “Şu anda herkes piyasada yükseliş bekliyor ancak kimse uzun pozisyonda
durmaya cesaret edemiyor” ifadesini kullandı. ICE borsası verilerine göre, fonların
Brent petroldeki yükseliş pozisyonları Temmuz başında yılın en düşük seviyesine 
geriledikten sonra Temmuz ortasında hafif bir artış gösterdi. Buna karşın toplam
pozisyon büyüklüğü olan 14,8 milyar dolar, Mart sonundaki son altı yılın zirvesinin
hâlâ yüzde 50’den fazla altında bulunuyor. Saxo Bank Emtialar Stratejisi Başkanı
Ole Hansen ise piyasada oluşan “manşet yorgunluğunun” yeni askeri gelişmelerin fiyatlar
üzerindeki etkisini kırdığını kaydetti.

Orta Doğu’daki fiziki sevkiyat rotalarının esnekliği de bu süreçte belirleyici oldu.
Körfez’in en büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan, Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu
limanından yaptığı yüklemeleri sert şekilde artırarak Hürmüz Boğazı’ndan kaybolan
varilleri telafi etti. Haziran ayında Hürmüz üzerinden sevkiyatların kısa süreliğine
de olsa yeniden başlaması arz endişelerini yatıştırdı. Temmuz ayında çatışmaların
tekrar şiddetlenmesiyle sevkiyatlar yeniden yavaşlasa da alternatif hatlar piyasayı
dengede tuttu.

Fiziki pazarda hazır ham petrol arzının bolluğu da tüccarların fiyatlama davranışlarını
doğrudan etkiledi. Avrupa piyasalarında Kuzey Denizi Forties gibi Brent göstergesini
belirleyen ham petrol türlerinin primleri Nisan ayındaki rekor seviyelerinden iskontolu
seviyelere geriledi. Kıdemli emtia tüccarı Adi Imsirovic, fiziki piyasada şu an 
için yeterli miktarda hazır ham petrol bulunduğunu belirterek, “Piyasada bol miktarda
hazır varil var ancak bu durumun ne kadar süreceği belirsizliğini koruyor” değerlendirmesinde
bulundu.

Emtia analistleri, bölgesel savaşın başlamasından bu yana yaşanan gelişmelerin enerji
piyasalarındaki geleneksel risk algısını dönüştürdüğüne dikkat çekiyor. Savaşın 
ilk döneminde varil başına 200 dolar senaryoları konuşulurken, fiziksel arz hatlarının
çeşitlendirilmesi ve stratejik rezerv müdahaleleri sayesinde petrol fiyatları öngörülen
ekstrem seviyelerin uzağında kaldı. Piyasada yaşanan bu volatiliteye rağmen, üretici
ülkelerin esnek ihracat politikaları olası bir küresel enerji krizinin önüne geçti.

Finansal piyasaların aktörleri, türev ürünlerdeki işlem hacimlerinin düşmesini sadece
askeri gelişmelere değil, merkez bankalarının faiz politikalarına da bağlıyor. Yüksek
faiz ortamının yarattığı ekonomik durgunluk riski, sanayi üretimini yavaşlatırken
küresel enerji tüketim talebini de baskı altında tutuyor. Dolayısıyla ham petrol
talebindeki zayıflama, Orta Doğu’da yaşanan arz kısıntısı risklerini dengeleyen 
ana faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.

Çin’in yenilenebilir enerjiye geçiş hızı da küresel ham petrol talebindeki kalıcı
değişimlerin işareti olarak kabul ediliyor. Ülkede elektrikli araç kullanımının 
hızla yaygınlaşması, ulaştırma sektörünün petrol ürünlerine olan bağımlılığını azaltıyor.
Bu durum, jeopolitik krizlerin yaşandığı dönemlerde bile dünyanın en büyük ithalatçısının
piyasaya agresif şekilde girip fiyatları yukarı çekmesini engelliyor.

![Petrol fiyatları savaşa rağmen neden kontrolden çıkmadı? Borsatek](https://i2.
wp.com/www.borsatek.com/app/uploads/2025/12/petrolde-arz-fazlasi-1024x572.webp)

Sonuç olarak, askeri çatışmaların varlığına rağmen küresel enerji mimarisinin son
yıllarda kazandığı direnç mekanizmaları başarıyla test edilmiş oldu. Çin’in zayıflayan
talebi, ABD’nin rekor üretimi ve stratejik rezerv salınımları bir araya gelerek 
petrol fiyatları üzerindeki sert yukarı yönlü baskıyı büyük oranda dizginledi.

## Küresel arz dengesi ve petrol fiyatları üzerinde geleceğe yönelik riskler

Gelecek dönemde küresel piyasaların odağında Orta Doğu’daki askeri gerilimin tırmanma
potansiyeli ve bunun fiziki arz üzerindeki olası etkileri yer almayı sürdürüyor.
Analistler, her ne kadar şu ana kadar petrol fiyatları beklenenden daha sakin bir
seyir izlemiş olsa da jeopolitik risklerin tamamen ortadan kalkmadığını vurguluyor.
Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş emniyetinin uzun süreli olarak bozulması durumunda piyasadaki
mevcut arz tamponlarının yetersiz kalabileceği ifade ediliyor.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi üreticilerin alternatif boru hatları
kapasitelerinin bir sınırı bulunuyor. Yanbu gibi alternatif limanların tam kapasite
ile çalışması dahi, Hürmüz Boğazı’ndan günlük olarak geçen yaklaşık 20 milyon varillik
ham petrol ve türev ürün akışının tamamını ikame etmeye yetmiyor. Bu nedenle çatışmaların
deniz ticaretini tamamen durduracak boyutlara ulaşması halinde piyasalarda yeni 
bir şok dalgasının yaşanması ihtimal dâhilinde görülüyor.

Küresel ekonomideki genel görünüm de enerji talebi üzerinde belirleyici bir rol 
oynamaya devam ediyor. Resesyon endişelerinin özellikle Avrupa ve gelişmekte olan
piyasalarda canlılığını koruması, sanayi çarklarının yavaşlamasına ve dolayısıyla
ham petrol tüketiminin düşmesine neden oluyor. Ancak merkez bankalarının enflasyonla
mücadele kapsamında faiz oranlarını yüksek seviyelerde tutması, küresel büyüme beklentilerini
sınırlayarak emtia fiyatlarındaki olası artışları kısıtlayan bir diğer unsur olarak
dikkat çekiyor.

Finansal spekülatörlerin piyasaya dönüş hızı da önümüzdeki ayların en kritik parametrelerinden
biri olacak. Vadeli işlem piyasalarında fonların şu an için temkinli davranması 
ve kaldıraçlı pozisyonlardan kaçınması fiyat volatilasyonunu düşürmüş durumda. Ancak
jeopolitik haber akışında yaşanabilecek radikal bir değişim veya resmi bir arz kesintisi
kararı, fonların tekrar piyasaya girmesine ve petrol fiyatları üzerinde hızlı bir
yukarı yönlü harekete yol açabilir.

ABD’nin stratejik rezervlerini rekor düzeyde kullanmış olması, ilerleyen dönemde
Washington yönetimi için önemli bir hareket alanı kısıtlaması yaratıyor. Rezervlerin
yeniden doldurulması gerekeceğinden, ABD pazarının gelecekte küresel piyasalardan
ek alım yapmak zorunda kalması beklenebilir. Bu durum, orta vadede küresel ham petrol
arzı üzerinde ilave bir talep baskısı oluşturabilir.

Enerji analistleri, piyasada oluşan mevcut dengenin oldukça hassas bir zeminde bulunduğuna
işaret ediyor. Zayıf küresel talep ile jeopolitik arz riskleri arasındaki bu kırılgan
denge, haber akışına duyarlılığı artırıyor. Önümüzdeki çeyreklerde OPEC ve müttefiklerinin
alacağı üretim kararları ile Orta Doğu’daki askeri adımlar petrol fiyatları için
temel belirleyici olmaya devam edecek.

Tüm bu faktörler birlikte değerlendirildiğinde, beş aydır devam eden askeri gerilime
rağmen kontrolden çıkmayan ham petrol piyasasının, gelecekte yeni şoklara karşı 
ne derece direnç gösterebileceği soru işareti olarak kalıyor. Küresel enerji piyasalarında
dengelerin yeniden kurulması, sadece askeri ve diplomatik gelişmelere değil, aynı
zamanda küresel makroekonomik görünümün seyrine bağlı olacak.
