# Piyasalar faiz indirimini beklerken ABD enflasyonu yeniden sorun oldu

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/piyasalar-faiz-indirimini-beklerken-abd-enflasyonu-yeniden-sorun-oldu/
- Yayımlanma: 2026-10-15T01:40:22+03:00
- Yazar: Zeliha SARAÇ

Piyasalar bazen bir veriye gereğinden fazla anlam yüklüyor, bazen de görmek istemediği
bir gerçeği uzun süre görmezden geliyor. ABD enflasyonunda yaşanan son gelişmeler
bana biraz bunu düşündürüyor. Bir süredir faiz indiriminin ne zaman geleceğini konuşan
yatırımcılar, şimdi Fed’in faizleri daha uzun süre yüksek tutmak zorunda kalabileceği
ihtimalini yeniden hesaplamak durumunda.

Eylül enflasyonu beklentileri aştı. İlk bakışta çok büyük bir sürpriz gibi görünmeyebilir.
Yıllık enflasyon yüzde 3,7’ye, aylık artış yüzde 0,6’ya çıktı. Ancak mesele yalnızca
rakamların beklentiden yüksek gelmesi değil. ABD’de enflasyonun yüzde 2 hedefine
doğru istikrarlı biçimde gerilediğini söylemek giderek zorlaşıyor.

Bence piyasaların üzerinde durması gereken asıl konu bu.

Çünkü enflasyonla mücadelede son aşama her zaman kolay olmuyor. İlk dönemde fiyat
artışları yavaşlayabilir, ardından bir noktada düşüş hızı kesilebilir. Ücretler,
hizmet fiyatları, enerji maliyetleri ve tüketim alışkanlıkları devreye girdiğinde
enflasyonu aşağı çekmek daha fazla zaman alabilir. ABD’de şimdi böyle bir ihtimalin
yeniden güçlenip güçlenmediğini anlamaya çalışıyoruz.

Üstelik enerji fiyatlarının yükselmesi işi kolaylaştırmıyor. Benzin fiyatlarındaki
artışın enflasyona katkısı var. Fakat enerji fiyatlarının yüksek kalması halinde
konu benzin istasyonundaki fiyat tabelasıyla sınırlı kalmayacak. Taşımacılıktan 
üretime kadar birçok alanda maliyetler yeniden artabilir. Şirketler bu maliyetleri
tüketiciye yansıtmaya başlarsa enflasyonla mücadele daha da uzayabilir.

Elbette her enerji fiyatı artışının kalıcı enflasyona dönüşeceğini söylemek mümkün
değil. Burada belirleyici olan, artışın ne kadar sürdüğü ve diğer fiyatlara ne ölçüde
yansıdığı. Yine de mevcut veriler, Fed’in rahat bir karar sürecine girmediğini gösteriyor.

Fed’in önündeki sorun faiz indirimi değil, hata yapmamak.

Bir merkez bankası için faiz indirmek de faiz artırmak da tek başına başarı ya da
başarısızlık göstergesi değil. Önemli olan, kararın ekonomik koşullarla ne kadar
uyumlu olduğu. Enflasyon henüz kontrol altına alınmamışken faiz indirimine gitmek
fiyat artışlarını yeniden hızlandırabilir. Buna karşılık ekonomik aktivite zayıflarken
faizleri gereğinden uzun süre yüksek tutmak da büyüme ve istihdam üzerinde baskı
yaratabilir.

Fed’in işi tam olarak bu nedenle zor. Bir tarafta enflasyon, diğer tarafta ekonominin
dayanıklılığı var. Üstelik enerji fiyatlarındaki yükselişin ne kadar süreceği konusunda
da kesin bir şey söyleyemiyoruz.

Benim açımdan burada önemli olan, yatırımcıların faiz indirimi beklentilerine ne
kadar bağlandığı. Piyasa bir senaryoyu uzun süre fiyatladığında, o senaryodan uzaklaşan
her veri yeni bir düzeltme ihtiyacı yaratıyor. Enflasyonun beklentileri aşması da
bu nedenle yalnızca bir ekonomik veri olarak değerlendirilemez. Daha önce kurulmuş
pozisyonların yeniden gözden geçirilmesine neden olabilir.

Altın fiyatlarında yaşanan baskıyı da bu çerçevede okumak gerekiyor. ABD tahvil 
faizleri yükseldiğinde ve dolar güçlendiğinde altının kısa vadede zorlanması şaşırtıcı
değil. Çünkü yatırımcı açısından faiz getirisi sunan varlıkların cazibesi artıyor.
Altın ise bu ortamda alternatif maliyet nedeniyle baskı görüyor.

Ama buradan hareketle altının uzun vadeli görünümünün bozulduğunu söylemek için 
erken. Faiz beklentileri önemli, ancak tek belirleyici değil. Jeopolitik riskler,
merkez bankalarının altın alımları ve dolara yönelik beklentiler de fiyatlamada 
etkili olmaya devam ediyor. Faizlerin yüksek kalması altını baskılayabilir; buna
karşılık küresel risklerin artması aynı dönemde altına talep getirebilir.

Gümüşte de benzer bir durum var. Fakat gümüşün sanayi talebine duyarlı olması, fiyat
hareketlerini altından farklılaştırabiliyor. Bu nedenle iki değerli metalin her 
düşüşünü aynı gerekçeyle açıklamak doğru olmaz.

Hisse senetleri açısından da benzer bir ayrım yapmak gerekiyor. Faizlerin uzun süre
yüksek kalması, özellikle yüksek değerlemeyle işlem gören şirketler üzerinde baskı
yaratabilir. Şirketlerin gelecekte elde etmesi beklenen kazançları bugünden fiyatlanırken
kullanılan iskonto oranı yükseldiğinde, bu kazançların bugünkü değeri düşebilir.
Finansman maliyetleri de işin diğer tarafı.

Ancak bütün şirketler aynı durumda değil. Güçlü nakit akışı olan, borçluluğu yönetilebilir
seviyelerde bulunan ve fiyatlama gücünü koruyabilen şirketlerle yüksek finansman
ihtiyacı olan şirketleri birbirinden ayırmak gerekiyor. Böyle dönemlerde endeksin
nereye gideceği kadar, hangi şirketin hangi koşullarda ayakta kalabileceği de önemli
hale geliyor.

Türkiye piyasaları için de ABD’deki gelişmeleri yalnızca dışarıdan izlenen bir konu
olarak görmek yanlış olur. ABD tahvil faizlerindeki yükseliş, gelişmekte olan ülkelere
yönelik sermaye hareketlerini etkileyebilir. Doların güçlenmesi ve küresel risk 
iştahının azalması, Türkiye gibi ülkelerde finansal koşulları zorlaştırabilir.

Fakat Borsa İstanbul’un yönünü sadece ABD enflasyonuna bağlamak da doğru değil. 
Türkiye’nin kendi enflasyon görünümü, faiz politikası, şirket bilançoları ve risk
primi en az küresel gelişmeler kadar önemli. Aynı küresel koşullar altında bile 
şirketler arasında ciddi performans farkları oluşabilir.

Önümüzdeki dönemde asıl izlememiz gereken, ABD’de enflasyonun sonraki aylarda nasıl
bir seyir izleyeceği. Enerji fiyatlarındaki yükseliş sınırlı kalır ve çekirdek enflasyon
yeniden gerilemeye başlarsa bugünkü kaygıların bir bölümü azalabilir. Ancak fiyat
artışları yayılmaya devam ederse Fed’in faizleri daha uzun süre yüksek tutması gündeme
gelebilir. Bu da piyasalarda yeni bir fiyatlama süreci anlamına gelir.

Şunu da unutmamak gerekiyor: Beklentilerin değişmesi için Fed’in mutlaka faiz artırması
gerekmiyor. Faiz indiriminin ertelenmesi bile tahvil, döviz, altın ve hisse senedi
piyasalarında önemli sonuçlar yaratabilir.

Dolayısıyla önümüzdeki günlerde yalnızca Fed’in ne karar vereceğine değil, yatırımcıların
hangi kararı beklediğine de bakmak gerekiyor. Çünkü fiyatları çoğu zaman gerçekleşen
karar kadar, o kararın ne ölçüde sürpriz olduğu belirliyor.

ABD’deki son enflasyon verisi bana göre faiz indirimlerinin kesin olarak gündemden
çıktığını göstermiyor. Ama bu indirimlerin kolay ve hızlı geleceği düşüncesini yeniden
sorgulatıyor. Piyasalar açısından fark da burada. Bundan sonra gelecek her enflasyon
ve istihdam verisi daha fazla önem kazanabilir. Yatırımcıların tek bir senaryoya
güvenmek yerine farklı ihtimallere hazırlıklı olması gereken bir döneme giriyoruz.
