# Raiser: TCMB tam yetki almalı

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/raiser-tcmb-tam-yetki-almali-6869h/
- Yayımlanma: 2015-06-12T11:33:00+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Dünya Bankası Türkiye Direktörü Martin Raiser, Fed’in faiz artırımı sürecinde Merkez
Bankası’nın tam yetki alması gerektiğini vurguladı.

Dünya Bankası Türkiye Direktörü Martin Raiser, seçim sonuçlarına ilişkin, “Umarım
ki süre gelen görüşmeler neticesinde bir hükümet ortaya çıkar ve o hükümet de mümkün
olduğunca hızlı bir şekilde yapısal reformlara odaklanmaya başlar. Çünkü bu Türkiye’nin
uzun vadeli menfaatleri açısından çok önemli” dedi.

Raiser, “Mali Yıl Sonu” dolayısıyla düzenlediği basın toplantısında, yaz aylarının
sonunda görev süresinin biteceğini ve yeni dönemde Brezilya’da görev yapacağını,
bunun Türkiye’de düzenlediği son toplantı olduğunu söyledi. Küresel ekonominin bir
geçiş döneminde olduğunu belirten Raiser, emtia süper döngüsünün bir sona geldiğini,
emtia fiyatlarının orta vadede düşeceğini söyledi.

Faiz oranlarının ABD’de tekrar yükseleceğini beklediklerini ifade eden Raiser, “
Dolayısıyla küresel ekonomik ve mali krizden bugüne dünya ekonomisinin sıra dışı
oranda gevşek parasal politikalarla merkez bankaları tarafından desteklendiği dönem
geride kalacak ve yükselen piyasalar, ekonomiler buna uyum sağlamak durumda” şeklinde
konuştu.

Sermaye girişlerine bağlı ve yeterli mali tampona sahip olmayan ülkelerin özellikle
geçiş döneminde çok dikkatli olmaları gerektiğini vurgulayan Raiser, daha düşük 
petrol, emtia fiyatları ve faiz oranlarının yükselmesinin Türkiye ekonomisi için
de önemli olduğunu kaydetti. “Düşük petrol fiyatları Türkiye için gayet uygun zira
ithalat içerisinde çok büyük orana sahip” diyen Raiser, bu düşüşün dış dengeler 
açısından Türkiye’ye fayda sağladığını ancak Türk Lirasının zayıflığı ve gıda fiyatlarındaki
yükselişle enflasyonu düşürme anlamında beklediklerinden az etki yarattığını belirtti.

**Büyüme tahmini korundu**

Dünya Bankasının, Türkiye için tahminlerinin değişmediğini belirten Raiser, “2015
için büyüme beklentimiz yüzde 3 olacak, bunu revize etmeyeceğiz. Enflasyon beklentimiz
de yıl sonu itibarıyla yüzde 7 olarak devam edecek, bunda da bir revizyona gitmeyeceğiz”
diye konuştu. Dünya Bankasının son bir yıldaki Türkiye faaliyetlerine de değinen
Raiser, Türkiye’de 1 milyar 150 milyon dolar tutarında yeni taahhütler gerçekleştirdiklerini
bildirdi.

Dünya Bankasının Türkiye’de 2012’den bugüne ortalama her yıl 1 milyar dolar tutarında
kredi sağladığını anlatan Raiser, öncelikli yatırım yapılan alanların başında enerji,
KOBİ’lerin finansmana erişiminin geldiğini, ekonomik ve yapısal reformlarını desteklemeye
devam ettiklerini söyledi. Raiser, gelecek yıl yeni bir ülke ortaklık stratejisini
hazırlamaya başlayacaklarını belirterek, bu yeni strateji kapsamında hazırlayacakları
projelerde 2 önemli temanın “sürdürülebilirlik ve kamu ve özel sektör ortaklığı”
olduğunu vurguladı.

Raiser, şöyle devam etti: “Türkiye ile iş birliğimiz ve ortaklığımız anlamında geleceğe
dair umutlarımız çok geniş ve pozitif. Elbette küresel ortam Türkiye ve diğer yükselen
piyasalar için zorluklar barındırmakta ama bu ortamda her ülke kendi ödevine odaklanmalı,
reform gündemine kararlılıkla bağlı kalmalı.

Bu ödevini uygulayan kararlılığı sergileyen ülkeler bugeçiş döneminden daha hızlı
ve güçlenerek çıkacak. Nihayetinde de küresel rekabette, sermayeyi çekebilme rekabetinde
daha iyi sonuçlar elde edecektir. Umuyorum ki Türkiye de bu süreçten gereken dersleri
çıkarır ve siyasetçiler karar alıcılar da bu konuya odaklanarak yapısal reform gündeminin
devamını sağlarlar. Bu yapılabilirse, Türkiye’nin geleceği konusunda son derece 
iyimserim.”

**TCMB’nin yetkileri tam olmalı**

Fed’in faiz artışına başlamasının Türkiye’ye olası etkilerinin sorulması üzerine
Raiser, ABD’deki oranlar yükseldikçe Türkiye ile ABD arasındaki faiz oranı farklılığının
da azalmaya başlayacağını, bunun sermayenin Türkiye’den çıkıp ABD’ye gitmesi gibi
etki yaratabileceğini söyledi.

Raiser, şunları kaydetti: “Eğer bunu önlemek istiyorsanız, bunun kur üzerindeki 
etkileri de olacaktır, o zaman parasal politikaların bir reaksiyon geliştirmesi 
gerekir. Yükselen piyasalar özellikle Türkiye gibi sermaye girişlerine çok dayalı
olan ülkeler parasal ve mali politikalarını gerektiği gibi ayarlayarak mali istikrarı
koruma peşinde koşmalı. Türkiye şu ana kadar bunu başardı ama bundan sonrası da 
zorlu olacak. Bence Merkez Bankasının bu noktada tam yetki alması ve parasal politikaları
gerektiği şekilde fiyat istikrarı ve mali istikrar hedefleriyle uyumlu olarak yürütebilmesi,
idare edebilir pozisyonda olması gerekiyor ki bu zorluklar aşılabilsin.”

Merkez Bankasının tam yetki almasından neyi kastettiğinin sorulması üzerine, bankanın
yetkilerinin çok açık ve kanunen bağımsız olduğunu söyledi. Raiser, “Ben umuyorum
ki Merkez Bankası da tüm enstrümanları elinde bulundurduğuna inanıyordur, gerekli
adımları atmak adına özellikle bu geçiş döneminde. Şu ana kadar da oldukça iyi bir
iş yaptılar. Bundan sonra da umarım ki onlara yeterli alan sağlanır, bu işi yapmaya
devam etmeleri için…” ifadelerini kullandı.

**Yapısal reformlar**

Seçimler sonrası oluşan tabloyu nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de Raiser,“
Kısa vadede siyasetçiler muhtemel mutabakatları araştıracaklar bir koalisyon oluşturabilmek
amacıyla. Belki ekonomik ve yapısal reform da bunun bir parçası olabilir ama başka
hususlar da var kuşkusuz ama umuyorum ki orta vadede yapısal reformlar parlamentonun
gündeminde olur” dedi.

Seçimler öncesi açıklanan yapısal reformların hayata geçirilmesinin önemine işaret
eden Raiser, “Umarım ki süre gelen görüşmeler neticesinde bir hükümet ortaya çıkar
ve o hükümet de mümkün olduğunca hızlı bir şekilde yapısal reformlara odaklanmaya
başlar. Çünkü bu Türkiye’nin uzun vadeli menfaatleri açısından çok önemli. Biz de
her türlü Türkiye Cumhuriyeti hükümetini desteklemeye hazırız, bu yapısal reformları
odaklanma ve bu alanda çalışma konusunda” görüşünü dile getirdi.

“Seçim sonrası oluşan tabloyu riskli görüyor musunuz ” şeklindeki soru üzerine Raiser,
seçmenlerin siyasetçilere “uzlaşın” mesajı verdiğini söyledi. Uzlaşmanın pragmatik
bir yaklaşım ve soğukkanlılık gerektirdiğini ifade eden Raiser, şu değerlendirmelerde
bulundu: “Eğer aklıselim, pragmatizm hakim kılınabilirse, bu olumlu etki yaratacaktır.
Pazartesiye kıyasla uluslararası piyasaların tepkileri de düzelmeye başladı, Türkiye’deki
gelişmelere uyum sağlıyor. Elbette her zaman bir risk var ama bu beni endişelerle
ülkeden ayrılmaya itecek düzeyde bir risk değil. Türkiye olgun bir demokrasiye sahip.
Her ülkede uzunca bir süre tek parti iktidarı olur, sonra işler değişir.

Hem ülke hem uluslararası piyasalar zamanla buna uyum sağlar. Aklıselim, pragmatik
yaklaşımla ve uzlaşma isteğiyle olaylar yürütüldüğü sürece mevcut durumun çözümsüz
kalmayacağına ve risklerin gerçekleşmeyeceğine inanıyorum.” Raiser, yapısal reformlara
dönük bir soruya karşılık ise kısa vadede en önemli önceliğin, yatırımcı güvenini
istikrara kavuşturmak olduğunu ifade etti.

Türkiye’de hukukun üstünlüğü konusunda, ekonomik politika planlarının netleşmesi
noktasında yabancı yatırımcılara tekrar güven vermek gerektiğini vurgulayan Raiser,
25 öncelikli dönüşüm programının uygulanmasının da bu anlamda güvenin sağlanması
için yerinde olacağını söyledi. Raiser, yatırım ortamının iyileştirilmesi, iş gücü
piyasasının daha esnek hale gelecek şekilde iyileştirilmesi, eğitim yapısının ve
Türkiye’nin kurumların güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğüne bağlı yönetim yapısının
Türkiye’nin uzun vadeli yüksek gelir grubuna geçmesi için önemli olduğunu kaydetti.

**Büyüme memnuniyet verici**

Dün açıklanan büyüme rakamlarını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Raiser,“
Memnuniyet verici, bizim de beklediğimizin üzerinde büyüme oranı gerçekleşti. Memnuniyet
verici tarafı yurtiçi talepte ve ihracatta belli birtoparlanma var ama toparlanmanın
çoğunlukla tüketimden, devletin, hükümetin kamunun tüketiminden geldiğini görüyoruz.
Özel sektör tüketimi o kadar toparlanmış değil” dedi. Özel sektör yatırımlarının
da azalmaya devam ettiğine işaret eden Raiser, yatırım olmadan sürdürülebilir büyümeyi
sağlamanın mümkün olmadığını kaydetti.

Türkiye’nin Avrupa piyasasına çok bağlı durumda olduğuna dikkati çeken Raiser, Avrupa’nın
toparlandığını ancak avronun dolara karşı önemli oranda değer kaybetmiş olmasının,
Türkiye’nin Avrupa piyasalarında daha az rekabetçi olması anlamına geldiğini kaydetti.

Türkiye’nin cari açığı artırmadan yüzde 3’den daha hızlı büyümesi için, arz tarafını
güçlendirmesi gerektiğini vurgulayan Raiser, “Sadece yurtiçi talebi destekleyerek
bu yüzde 3’ü geçmek mümkün olmayacaktır. Cari açığı daha da büyütmeden Türkiye’nin
yıllık büyüme performansını yüzde 3’ün üzerine çıkarabilmesi için yapısal reformlara,
işin arz boyutunu da daha iyi güçlendirmeye ihtiyacı var” değerlendirmesinde bulundu.
