# Rus medyasından Kanal İstanbul itirazlarına destek

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/rus-medyasindan-kanal-istanbul-itirazlarina-destek-49106h/
- Yayımlanma: 2019-12-18T21:49:24+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Kanal İstanbul ile ilgili tartışmalar uluslararası boyuta ulaştı. Çoğu sivil toplum
kuruluşu ve Cumhur İttifakı dışında partilerin karşı çıktığı 20 milyar dolar civarında
maliyeti olacağı ileri sürülen proje için bazı bilim insanları etkilerinin Türkiye
ile sınırlı kalmayacağını daha önce açıklamıştı.

Ortaya çıkaracağı sonuçları ile özellikle Karadeniz’e sınırı olan ülkeleri de yakından
ilgilendireceği ileri sürülen proje için Rusya kökenli sputnik’te geniş bir analiz
yer aldı. Ağırlıklı olarak Türkiye’den muhalif isimlere yer verilen haberin sonunda
sputnik bu tür haberlerinde pek kullanmadığı “_Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler,
Sputnik’in görüşlerini yansıtmayabilir.” _ifadesini de dip olarak kullandı.

Sputnik’te yer alan **Kanal İstanbul: ‘Proje, sadece Türkiye değil 6 ülkenin güvenliğini
tehlikeye atıyor, bölge Basra Körfezi’ne dönebilir’** başlıklı** **haberin orijinal
hali şöyle:

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklandıktan 8 yıl sonra yeniden 
gündeme gelen ve Karadeniz’le Marmara’yı yapay boğazla birbirine bağlamayı hedefleyen
Kanal İstanbul’u değerlendiren uzmanlar, projenin hem Karadeniz’in ve Boğazların
güvenliği hem de çevre açısından beraberinde getirdiği riskleri, Sputnik’e anlattı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2011’de açıklanan ve kamuoyunda “çılgın
proje” olarak anılan Kanal İstanbul, projenin çevresel etki değerlendirme (ÇED) 
sürecinin tamamlanması amacıyla 28 Kasım’da bakanlıklar katılımıyla gerçekleşen 
toplantıyla, bir kez daha Türkiye’nin gündeminde yerini aldı. Hem ortaya atıldığı
dönemde hem de bugün pek çok soru işaretleri ve tartışmaları beraberinde getiren
projeye, çevre ve jeoloji mühendisleri, akademisyenler, muhalefet partileri, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne bağlı çeşitli
meslek odaları başta olmak üzere pek çok kesimden itirazlar sürüyor. Ulaştırma ve
Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın “Proje ve planlama çalışmalarını tamamlayıp
yapımına başlayacağız” dediği projeyi uzmanlar, çevresel, jeolojik ve bölgesel güvenlik
açısından Sputnik’e değerlendirdi.

**‘Karadeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin güvenliği söz konusu, Rusya için Montrö’yü
kale olarak görüyor’**

Sputnik’e değerlendirmelerde bulunan Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, konuyu Türk 
boğazlarından geçiş rejimini ve boğazların güvenliği düzenleyen Montrö Boğazlar 
Sözleşmesi ve Karadeniz’in güvenliği konuları üzerinden ele aldı. Gürdeniz “Baştan
söyleyeyim, Montrö Türk Boğazları Sözleşmesi, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Lozan
gibi bir omurga antlaşmadır. Montrö Sözleşmesi sadece Türk Boğazları‘ndan gemi geçişini
düzenleyen bir sözleşme değil; dünya deniz ve okyanuslarının on binde 14’ü kadar
olan küçücük bir deniz alanında, belki de örneği olmayacak bir şekilde, mükemmel
bir deniz güvenlik ve denge rejimi tesis eden bir sözleşmedir. 1936’dan bu yana 
başarılı bir şekilde yürürlükte olan Montrö, sadece Türkiye’nin değil altı ülkenin
güvenliğini sağlamaktadır. Bu sözleşme sayesinde Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’nı,
Soğuk Savaşı ve sonrası dönemi ve hatta 11 Eylül sonrası dönemi istikrarlı bir şekilde
atlatmıştır. Montrö, nükleer bir güç ve Karadeniz’de önemli kıyılara sahip olan 
Rusya’yı da en az Türkiye kadar yakından ilgilendirmektedir. Ben bugüne kadar yaptığım
değişik uluslararası görüşmelerde Rus temsilcilerin Montrö’yü deniz ve bölgesel 
güvenliğin bir kalesi olarak gördüğünü bizzat biliyorum” ifadelerini kullandı. 

**‘Montrö olmasa bugün Romanya’nın Köstence Limanı dünyanın en büyük Amerikan deniz
üssü olurdu’ **

Kanal İstanbul projesinin gerçekleştirilmesi, Montrö Sözleşmesi’nin başında belirtilen
ve Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’nı kapsayan bütüncül “boğazlar
bölgesi” tarifini yerle bir edeceğinin ve bunun da sözleşmeyi tartışmaya açacağının
altını çizen Gürdeniz şöyle devam etti:  

“Bu da yarın öbür gün, ülkenin bir emrivaki ile karşılaşmasına sebep olur. Tek kutuplu
düzenden çok kutuplu düzene geçildiği; Atlantik çağının sona erip Asya çağının başladığı
ve ABD dayatmalarının giderek arttığı bir dönemde bu sözleşmeyi, tartışmaya açacak
ortam yaratmak büyük hata olur. 2004’e kadar Karadeniz’de tek NATO ülkesi olan Türkiye’nin
bu sularda herhangi bir NATO tatbikatına ev sahipliği yapmaması bölgedeki dengeleri
koruyordu. Türkiye’nin arabuluculuk rolü sayesinde, Soğuk Savaş dönemi boyunca Karadeniz’de
bir kriz yaşanmadı. Türkiye, daha sonra Karadeniz Donanma İşbirliği Görev Grubu (
BLACKSEAFOR) ve Karadeniz Uyumu Harekatı gibi deniz güvenlik işbirliği adımlarına
aracı oldu. Rusya, Türkiye’nin geçmiş sicili nedeni ile güvenilir arabulucu konumuna
güvenerek bu girişimlere katıldı. Ama 2004’te Romanya ve Bulgaristan’ın NATO ülkesi
olmasıyla Türkiye’nin uyguladığı bu hassas denge bozuldu. Özellikle Romanya’nın 
üsler kurması ABD’ye ikili anlaşmalarla çok önemli ayrıcalıklar tanıması bölgedeki
istikrarın önündeki risk ve tehditleri açıkça ortaya koydu. Eğer Montrö kuralları
bugün olmasaydı Romanya’nın Köstence Limanı bugün dünyanın en büyük Amerikan deniz
üssü olurdu. Bu sebeple Montrö’nün yarattığı etki çok önemli.”

**‘Kanal İstanbul, bölgeyi 70-80 tane savaş gemisi bulunan Basra Körfezi’ne çevirebilir,
bu çok riskli’**

Montrö’nün bölgenin onlarca savaş gemisi bulunan Basra Körfezi’ne dönmesinin önüne
geçtiğine işaret eden Gürdeniz “21 gün, aynı anda 9 gemi ve 15 bin ton ile Karadeniz’de
toplam 30 bin tonaj kısıtlamaları, uçak gemisi ve denizaltıların geçememesi kuralı
da bölgedeki dengeler açısından son derece önemli. Eğer bugün Montrö olmasa bölge
Basra Körfezi gibi olurdu. Basra Körfezi’nde en az 70-80 tane savaş gemisinin bulunduğunu
hatırlatayım. Bu yığılmalar küçücük bir alanda büyük bir kışkırtmaya, tehdide açık
senaryolar zinciri yaratabilir. Bu yüzden benim gördüğüm kadarıyla Karadeniz’i karmaşadan
uzak tutan en önemli araç Montrö Sözleşmesidir. Bunu riske atmamak lazım” ifadelerini
kullandı. 

**‘Rusya ile dostluk ve eşgüdüm riske atılmamalı’**

Türkiye ve Rusya’nın Soçi mutabakatı ile pekişen işbirliğinin tehlikeye atılmaması
gerektiğine işaret eden Gürdeniz sözlerine “Rusya ile de Montrö Sözleşmesi üzerinden
kurulmuş Karadeniz dostluğu ve dengesini de devam ettirmek lazım. Şimdi buna başarılı
bir şekilde 22 Ekim’den sonra Soçi Mutabakatı ile Suriye cephesi de eklendi. Dilerim
Libya cephesi de buna eklenir. Orada da Türkiye ve Rusya’nın ağabeyliği, güvenilir
arabulucu olarak iki ülkenin bölgede eşgüdüm ve işbirliği içinde bulunması belki
de Libya’nın gelecekteki istikrarına katkı sağlayacaktır” diye devam etti. 

**‘Petrol tankerlerinin geçişini azaltmanın yolu Kanal istanbul değil, Anadolu üzerinden
geçen bir petrol boru hattı yapmak’**

Gürdeniz “Kanal İstanbul gibi ranta yönelik bir projenin gündeme getirilerek jeopolitik
dengelerle oynanması Türkiye’nin 21. yüzyıl jeopolitiğinde çağlayan etkisi yaratır.
Montrö’nün 17. maddesinde ‘ziyaret sebebiyle İstanbul Boğazı’na gelen gemiler Montrö
kısıtlamalarının dışındadır’ diyor. Ne demek bu? Uçak gemisi gelebilir diyor ki,
geçmişte geldi. Yarın öbür gün Atlantik’in emir komuta zincirine girmiş bir hükümet
dönemi olursa, 17. maddeyi kullanarak gelmiş büyük bir görev grubunun Kanal İstanbul’u
kullanmasını kim önleyebilir? 

Böyle tehlikeli senaryoları hesaba katmak durumundayız. Buradaki arsa rantları yüzünden
jeopolitik dengeleri zorlamanın bence bir anlamı yok. Kanal İstanbul’a ana neden
olarak İstanbul Boğazı’ndan geçen gemi sayısı gösteriliyor. Bunda ciddi bir düşüş
var. 2005 yılında geçen gemi sayısı 51 bin bugün 45 bin. Benzer şekilde 2005 yılında
gemilerin yarısı neredeyse tehlikeli yük taşırken, 2006’da Bakü-Tiflis-Ceyhan’ın
yapılmasıyla bu oran üçte bire düştü. Günde 20 civarında tanker geçiyor. Eğer Samsun-
Ceyhan gibi Anadolu üzerinden geçen bir petrol boru hattı yapılırsa, geçen tanker
sayısı dörtte birine düşer. Bu hem çok daha ucuza mal olur hem de bölgemize daha
çok istikrar sağlar” diye ekledi. 

**‘Kanal İstanbul, çevresel açıdan da yıkım projesi’ **

Kanal İstanbul projesinin çevreye dönük olası etkilerini Sputnik’e aktaran isim 
ise Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB),İstanbul İl Koordinasyon Kurulu
Sekreteri Cevahir Efe Akçelik oldu. 

Akçelik “Kanal İstanbul; bilimsel niteliği olmayan söylemler ve varsayımlar üzerinden
tartışmaya açılan, son günlerde de çeşitli politik gerekçelerle meşrulaştırılmaya
çalışılan bir yıkım projesidir. Sadece İstanbul değil, Karadeniz, Marmara Denizi
ve Trakya içinde telafisi imkânsız tahribatlar yaratacağını söyleyebiliriz. Açıklanan
başvuru raporuna göre 45 kilometrelik güzergâhın; orman, tarım ve yerleşme alanlarını,
dünyada örneği nadir kalmış coğrafik varlıklardan olan Küçükçekmece Lagün ve Kumul
alanlarını, İstanbul’un içme suyu ihtiyacının bir kısmını karşılayan Sazlıdere Barajı
ve havza alanlarını, yok ederek geçirilmesi öngörülmüştür” dedi. 

**‘İstanbul’un su kaynaklarının yüzde 29’u yok olacak, Karadeniz’deki canlılar zehirlenecek’**

Akçelik “Proje ile birlikte en az 23 milyon metrekare orman alanı, 136 milyon metrekare
tarım alanı daha yok olacaktır. Sazlıdere ve Terkos gibi İstanbul’un su ihtiyacının
yaklaşık yüzde 29’unu karşılayan kaynakları yok olacak, ÇED raporunda da ifade edildiği
üzere 32,7 milyon metreküp su kaybedilecek. Kanal yatırım maliyet ve yapım süresini
en fazla etkileyen parametre kazı miktarıdır. Proje sebebiyle Karadeniz kıyılarında
dolgu yapılması gerekecektir. Yapılacak bu dolgu sırasında, malzemelerin barındırdığı
ağır metallerin Karadeniz ekosistemine boşaltılması, denizdeki tüm canlılar için
toksisite etkisi oluşturması anlamına gelmektedir” diye konuştu. 

**‘Marmara’daki canlı hayat oksijensizlik sebebiyle bitebilir’**

Projenin Marmara Denizi’ndeki canlı hayatı bitirebileceğine işaret eden Akçelik “
Yine Kanal İstanbul’un tamamlanmasının ardından ikinci ve üçüncü on yılın sonunda
Marmara Denizi’nde canlı hayatını bitirecek, oksijensiz ortam oluşacağına yönelik
bilimsel çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmalara göre; Karadeniz’den Marmara Denizi’ne
doğru akış sebebiyle tatlı su aktiferleri ve karasal ekosistem tuzlanacak, Karadeniz’deki
tuzluluk değeri yüzde 0,17’lere çıkacak, sadece İstanbul ve çevresi değil, Trakya’ya
kadar tatlı suların beslediği tarım alanları ve karasal ekosistem geri alınamaz 
şekilde bozulacak, yıkıma uğrayacak ve heyelan riski artacaktır. Proje, tüm Trakya
bölgesini ekolojik olarak etkileyecektir. Marmara denizinde dip oksijen seviyesinin
4.5 ppm olması gerekirken kirlilikten dolayı 0.5 ppm civarında olması, Karadeniz’den
Marmara’ya dökülen az tuzlu, daha soğuk ve besin değeri yüksek suyun, dipte bulunan
bakterileri besleyerek, oksijenin tamamen tükenmesine neden olacak, mevcut ‘biyolojik
koridor’ bozulacak, 20 ile 30 yıl içinde bakteri ve mantarların faaliyeti sonucu
denizel ekosistemin çökecek” dedi. 

**‘Büyük deprem tehlikesi var, Kanal İstanbul İstanbul-Trakya arası ulaşımda bariyer
oluşur’**

Küçükçekmece Gölü’ndeki bu aktif fay hatları Kuzey Marmara Fayı’nın hareketine bağlı
olarak orta kuvvetli artçı depremler gerçekleşebileceğine değinen Akçelik şöyle 
konuştu: 

“İstanbul Kanalı’nı şiddetle etkileyecek en önemli deprem kaynağı İSE kanalın güney
bölgesinden 10-12 km uzaktaki deniz tabanında yatan Kuzey Marmara Fayı’nda beklenen
büyük depremlerdir. Kanalın depremler sırasında olabilecek yanal ve düşey hareketlere
karşı nasıl tepki vereceği hayati bir araştırma konusudur. Bu yapının deprem sırasında
kayması, kırılması veya burulması çok büyük felaketlere neden olabilecektir. Ayrıca
Kanal güzergâh yer yapısına ve şev duyarlılığına bağlı olarak heyelan, toprak kaymaları
ve sıvılaşma tehlikesi yüksektir. Kanal İstanbul ve çevresindeki diğer projeler 
etkisiyle ortaya çıkacak yeni yerleşim alanlarıyla birlikte nüfus yoğunluğu aşırı
derecede artacak ve buna bağlı olarak olası bir depremin neden olacağı can ve mal
kaybı riski de yükselecektir. Diğer bir husus da gerek normal gerekse afet zamanında
Kanal İstanbul’un İstanbul ile Trakya arasında özellikle ulaşım, tedarik ve ikmal
açısından ciddi bir bariyer oluşturmasıdır.”

_Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik’in görüşlerini yansıtmayabilir._
