# Savcı Öz’den şok açıklamalar

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/savci-ozden-sok-aciklamalar-5204h/
- Yayımlanma: 2015-02-16T12:10:00+02:00
- Yazar: Murat Ali Oral

BBC Türkçe’ye konuşan Ergenekon davası ve 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarının
mimarı Zekeriya Öz, ‘Ergenekon soruşturması bana tesadüfen geldi” dedi.

Dönemin Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ben Ergenekon’un savcısıyım” sözünden
rahatsız olduğunu dile getiren Zekeriya Öz, şöyle konuştu:

“Yaptığımız işlemin başkası tarafından sahiplenilmiş olması adli olarak yürüyen 
bir işin sanki siyasi bir mecrada yürütülüyormuş gibi bir algı oluşmasına sebep 
oldu. Bu da tabii beni şahsen rahatsız etti. Çünkü soruşturmaları kanunlar için,
bu millet için, bu devlet için, kamu adına, bu Cumhuriyet için yapıyoruz. Kimsenin
keyfi veya şahsi talimatıyla bir savcının böyle bir şey yapması mümkün değil.”

BBC Türkçe’den Mahmut Hamsici’ye konuşan Zekeriye Öz’ün açıklamaları şöyle:

**ERGENEKON BANA TESADÜFEN VERİLDİ**

_**Kamuoyu sizi Ergenekon davasıyla tanıdı. Biz de Ergenekon davasıyla ilgili bazı
sorular sormayı çok isteriz. Sizin açınızdan hukuki anlamda bu dava hakkında konuşmanın
bir mahsuru var mı?**_

Ergenekon, ODA TV tarzı bu davalar şu an itibariyle derdest. Ergenekon bitti ama
şu an itibariyle Yargıtay’da temyiz aşamasında. ODA TV davası devam ediyor. Bunların
içeriğiyle ilgili şu aşamada konuşmak hem etik olmayabilir, hem de davayı etkilemeye
yönelik algılama oluşabilir.

_**Biz de o zaman davaların içeriğinden ziyade bazı genel sorular soralım.**_

Evet, sorabilirsiniz.

_**Çok kısaca Ergenekon davasının nasıl başladığını ve sizin sürece nasıl dahil 
olduğunuzu anlatabilir misiniz?**_

2007 yılı, Haziran ayıydı. Ümraniye’de bir gecekonduda bombalar bulunmuştu. Bombalar
bulunduğunda Ergenekon veya herhangi bir şey yoktu. Dosyanın da UYAP sisteminden
bana verildiğini odama gidince öğrendim.

Gözaltında üç kişi vardı. Bunların bir tanesi emekli astsubaydı. Daha sonra bu bombalarla
irtibatlı üç dört kişi daha tespit edildi. Bu aşamadan sonra elde edilen deliller
ardından, dördüncü, beşinci günü bir adreste yine, birçok bomba, Eskişehir’de bomba,
plastik patlayıcı maddeler bulununca soruşturmayı biraz daha derinleştirme ihtiyacı
hissettim.

Tabii çıkan dokümanlar var bazı kişilerde. Ergenekon ismi ilk orada geçiyordu. Daha
sonra Ergenekon’la ilgili ciddi araştırmalar yaptım, beş altı ay boyunca uğraştım.
Emniyet’in eski arşivlerine baktım.

Geçmişte bununla ilgili varsa soruşturmalar onların evraklarını buldum. Sonuç itibarıyla
da Ergenekon ismi aslında yedi ay sonra duyuldu. Ocak ayında ilk büyük operasyon
dediğimiz operasyonda duyuldu.

Bu davanın bana verilmesinde iddia edildiği gibi herhangi bir seçim tarzı yoktur.
Tamamen başsavcının dahi bilgisi olmadan UYAP sistemine attığı, sistemin otomatik
dağıttığı bir soruşturmadır.

Ergenekon’un, Türkiye’deki gizli bir yapılanma olduğunu, bu yapılanma içinde profesörlerden
rektörlere kadar, askerlerden sivillere kadar, siyasetçiden belediye başkanına kadar,
çok değişik kişi kurum ve sivil toplum örgütleriyle irtibatlarını ve onların bu 
yapı içinde olduğunu fark ettik ve bununla ilgili de soruşturmalar yürütüldü. Dört
yıl boyunca da bu soruşturmalarda bizzat ben fiilen bulundum.

Birçok dava açıldı. Sonuçta mahkeme beş yıl sonra karar verdi. İlk davadan itibaren
beş yıllık bir süre içinde karar verdi. Birçok kişi çeşitli cezalara mahkum oldu.
Bu karar Yargıtay aşamasındadır.

**BAŞSAVCI UYARDI İDDİASI**

_**Kamuoyunun bir bölümü bu davanın önceden planlandığını ve dava sürecinin de siyasi
bir süreç olduğunu düşünüyor. Siz bu soruşturmanın tesadüfen size geldiğini ve dava
başladıktan sonra bu kadar kapsamlı hale geldiğini mi söylüyorsunuz?**_

Bu soruşturmanın tesadüfen bana geldiği dönem, Beşiktaş’taki görevimde üçüncü yılı
doldurduğum için tayinimin çıkacağını beklediğim bir dönemdi. Akabinde bu olayları
radyodan duyduk. Ümraniye’de 28 tane el bombasının bulunduğunu duyduk. Daha sonra
adliyeye geldiğimizde dosyayı masamın önünde buldum.

Bu dosyanın ilk başlangıcı da çok ilginçtir. Bu ihbar, Trabzon İl Jandarma’ya yapılıyor.
Trabzon İl Jandarma, İstanbul İl Jandarma’ya bildiriyor. Onlar polis mıntıkası diye
polise bildiriyor, polis gidiyor arama yapıyor. Daha sonra bombaları buluyorlar,
bombalarla ilgili gözaltı ve arama kararı isteyecekler, Ümraniye savcılığı diyor
ki, “Bu işe özel yetkili savcılık izin versin, biz gece arama izni vermeyiz.” Bizim
Beşiktaş’taki nöbetçi savcımıza geliyorlar, o da arama kararı veriyor. Üç kişiyi
gözaltına aldırıyor.

Ertesi gün başsavcı normalde bizde nöbette gelen olayları, nöbetçi savcıya verir
ama çok olay gelirse de o savcıya değil diğer savcılara da verilir. Onun nöbetinde
çok fazla olay olmuştu.

Sabahleyin de bana geldi. Aradan iki gün geçti. İrtibatlı olduğunu düşündüğüm, bombalarla
irtibatlı olduğuna dair deliller bulunan emekli bir askeri şahsı, Danıştay olayında
da ismi geçmişti, bu şahsı gözaltına alması için emniyete talimat verdim. Onlar 
uygulamamak için bahaneler ileri sürdüler. Daha sonra, bu bahanelerden sonra yazılı
talimat verdim, Cuma günüydü.

Bu dosya Çarşamba bana geldi. İkinci, üçüncü günü, birden o dönemin başsavcı vekilimiz
olan Turhan Bey (Çolakkadı) telefonla aradı. “Bu dosyayı kim vermiş sana, bu dosya
sana nereden geldi, benim imzam mı var, ben mi vermişim, nasıl vermişim, bu dosyayla
ilgili her şey medyada yer alıyor” dedi.

Ben de kendisine dosyanın bana iki gün önce geldiğini, dosyada hiçbir şey olmadığını
yani sadece üç kişinin gözaltında olduğuna dair bir belge olduğunu, başka bir şey
olmadığını, bir de arama kararı olduğunu, bunun dışında dosyayla ilgili hiçbir bilgi
olmadığı için, bizim bilgi verme ihtimalimizin de olmadığını söyledim. Daha sonra
kendisi bana Ferhat Sarıkaya’dan beter olacağımı söyledi. Ben de “Beni niçin aradığınızı
anladım, bir şahsın gözaltına alınmasını istediğimiz için talimat verdiğim için 
beni aradığınızı anladım, benim için iş yapmayıp terfi etmektense iş yapıp sürülmek
bir şereftir” dedim.

**GİZLİ TANIK İFADESİYLE OPERASYON OLMADI İDDİASI**

_**Gizli tanıkların davadaki etkisi önemli tartışma başlıklarından biriydi. Bu tanıkların
birçoğunun güvenilmez tanıklar olduğu iddia edildi. Ve bu tanıkların hem beyanlarının
kendileri, hem de o beyanlarının ciddiye alınış şekli eleştirildi. Gizli tanıkların
Ergenekon davasındaki etkisi nedir?**_

Her davada gizli tanık olabilir. Bu davada da belki yüzlerce kişi geldi, gizli tanık
olmak isteyen oldu. Biz hemen hemen yüz kişi dinlemişsek, bunların 5-6 tanesine 
veya 10 tanesine itibar etmişizdir. Hiçbir zaman da hiçbir dosyada, ben hatırlamıyorum
da, bir gizli tanığın sırf beyanlarına istinaden hiçbir operasyon yapılmaz. Gizli
tanık bir olay anlatır, o olay doğruysa, onun adli belgeleri varsa geçmişe yönelik
çalışmaları yapılır. O beyanları destekleyici bilgi, belge vermişse, soruşturmalarda
deliller o yöndeyse ona yönelik çalışmalar yapılır.

Ben Ergenekon sürecinde bir gizli tanık beyanından hiç kimsenin gözaltına alındığını
bilmiyorum.

**BELGELERİN MEDYADA YER ALMASI**

_**Ergenekon ve Oda TV davaları sürecinde gizli kalması gereken bazı bilgilerin 
bazı medya organlarına yansıdığını gördük. Kamuoyunun bir bölümü bu durumdan savcıları
sorumlu tuttu. Siz ortaya çıkan bu tablonun nedeninin ne olduğunu düşünüyorsunuz?**_

Zaman zaman bu konularla ilgili geçmişte iddialar oldu. Hakkımızda soruşturmalar
da açılmış olabilir ve incelemeler yapılmış olabilir. Ancak yanlış hatırlamıyorsam
şahsım olarak soruşturmanın gizliliğini ihlalle ilgili 200 tane suç duyurusunda 
bulunduğumu hatırlıyorum. O dönem itibariyle bütün gazeteler vardı. Yani o dönem
bu soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kimse, hangi gazete ise, hangi kanal ise…

Bizim asıl işimiz bu değil ama bunlarla ilgili bütün mahkemeler, suç duyurusunda
bulunduğumuz için bize soruyordu. “Bu soruşturmanın içeriği ile ilgili midir, değil
midir” diye soruyorlardı. Bazen de öyle haberler çıkıyordu ki, hiç bizim dosyamızda
yok ama onlarla ilgili de davalar açılmış… Biz ciddi bir soruşturma yapıyoruz ama
bir yandan da her gün 10-15 tane böyle mahkemeye veya savcılığa cevap veriyorduk.

**ERDOĞAN’IN SÖZLERİNDEN RAHATSIZ OLDUM**

_**Hükümet sizce Ergenekon davası döneminde yargıyı etkiledi mi?**_

Yargıyı etkileyici çok ciddi bir tavırları ve baskıları olmadı. Girişimler oldu 
veya hukukun prensiplerini bilmeden bazı açıklamalar oldu. “Ben bu davanın savcısıyım”
diyerek aslında bizim adli mecrada yürütülmüş bir davanın sanki siyasi bir ayağı
varmış gibi olduğunu vurguladılar. Biz bayağı sıkıntıya girdik ama siyasetçiler 
hukuktaki bu davaların tarafsızlık şeylerini belki çok ayrıntılı bilemeyebilirler.
Veya kötü niyetle de yapmamış olabilirler. Onları ben bilmiyorum. Bunun dışında 
yargıyı etkileyecek bir şey olmadı. Sonraki süreçlerde bu tür şeyler, girişimler
olmuş olabilir. İlerleyen süreçlerde, belirli şeyler duydum ama ben oradan ayrıldıktan
sonra.

_**Siz, sayın Erdoğan’ın bu açıklamasından kişisel olarak rahatsız mı oldunuz?**_

Bir savcı olarak biz hiçbir partinin, hiçbir kişi ve kurumun savcısı değiliz. Cumhuriyetin
savcısı olarak görev yapıyoruz. Tamamen tarafsız, tamamen bağımsız… Yaptığımız bütün
işlemler, bütün soruşturmalar, soruşturma içindeki işlemlerin tamamı itiraza, denetime,
temyize, her türlü kontrole tâbi. Biz bu şartlarda işlem yapıyoruz. Ama yaptığımız
işlemin başkası tarafından sahiplenilmiş olması adli olarak yürüyen bir işin sanki
siyasi bir mecrada yürütülüyormuş gibi bir algı oluşmasına sebep oldu. Bu da tabii
beni şahsen rahatsız etti. Çünkü soruşturmaları kanunlar için, bu millet için, bu
devlet için, kamu adına, bu Cumhuriyet için yapıyoruz. Kimsenin keyfi veya şahsi
talimatıyla bir savcının böyle bir şey yapması mümkün değil.

**ERGENEKON DAVASI TÜRKİYE’YE BÜYÜK KATKI SAĞLAMIŞ**

_**Recep Tayyip Erdoğan’ın Ergenekon davasını destekler birçok açıklamasının olduğunu
biliyoruz. Bunun yanında doğrudan sizden övgüyle bahsettiği sözleri de olmuştu. 
Hatta kendi özel (makam) aracı sonradan size verildi. Bugünse Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın
ve hükümetin gözünde siz hükümeti darbe ile devirmeye teşebbüs etmiş bir ekibin 
mensubusunuz. Sizce ne oldu da size yönelik bu tavırda böylesine keskin bir dönüş
oldu?**_

Biz Ergenekon’dan önce terör davalarına baktık, o dönem itibariyle CIA ajanı, MOSSAD
ajanı tarzı suçlamalara maruz kaldık, Ergenekon’dan önce AK Parti düşmanı diye şikayet
edildik. Bizzat başsavcımız “AK Parti düşmanı olduğun için şikayet ettiler” dedi.
Ergenekon’da da AK Partili diye şikayet ettiler.

Ben yaptığım bir soruşturmanın ne siyasi sonuçlarını düşünürüm bir savcı olarak,
ne de toplumdaki algının nasıl gelişeceğini. Biz sadece kanunu eşit olarak herkese
uygulamak gibi bir mükellefiyet içerisindeyiz. Bunun dışında toplumsal algı, işte
siyasal düşünce bizi bağlamaz. Yani beni bağlamadığı gibi normalde hakim, savcıları
da bağlamaz. O dönem itibariyla dediğim gibi bu davalar Türkiye’nin önünü açtı. 
Türkiye’de cinayetler bıçak keser gibi kesildi. Faili meçhuller durdu. Ekonomik 
ciddi düzelmeler sağlandı ve belli yerlerde bu dava ile ilgili övücü sözler; siyasetçiler,
bakanlar, başbakanlar tarafından söylenip, sahiplenilmiş oldu. Ancak tabii bu dava
onlar sahiplendiği için olmadı. Ama onlar bu davadan biraz da siyasi olarak istifade
ettikleri için veya istifadelerine, menfaatlerine uygun düştüğü için bunlar bu davayı
sahiplendi.

_**Peki sizin Ergenekon davası döneminde AKP hükümetini desteklemeniz söz konusu
muydu? Eğer öyleyse neden bu desteği sonlandırdınız?**_

Ben bir Cumhuriyet savcısı olarak göreve başladığım 1995 yılından beri hiçbir siyasi
partinin destekçisi ve sempatizanı olmadım. Konjonktür gereği seçimlerde her vatandaş
gibi oyumuzu kullanmışızdır ondan sonra hiçbir siyasi kimlik bizim içim önem arz
etmez. Benim hiçbir zaman AK Parti’ye destek vermem gibi bir şey olmamıştır. Hiçbir
partiye olmadı.

Son dönemde sosyal medyayı yoğun olarak kullanmaya başladınız. Hatta dönem dönem
Ergenekon ve ODA Tv sanıklarına benzer söylemlerle hükümeti eleştirdiğinizi görüyoruz.
Bu, kamuoyunun bir bölümü açısından ilginç bir görüntü yaratıyor. Bununla ilgili
ne söylemek istersiniz?

Hükümeti eleştirme bâbında değil de, benim genelde üzerinde durduğum konular demokratikleşme,
demokrasinin yaygınlaşması, temel hak ve özgürlüklerin her insanın bilerek ve şuurlu
olarak bu hakları kullanmasını temini, yargının bağımsız olmasıdır.

17 Aralık’tan sonra bazı gazeteciler, hakkımda asılsız tweetler atmaya başladı. 
Ben de baktım tekzip yazmak veya prosedür uzun sürüyor, onlara anında cevap verdim.
Sonra da baktım halkın ciddi bir teveccühü var. İnsanların gerçekten çok sevdiğini
ve attığım tweetlere değer verdiğini fark ettim. Zamanla ortaya çıkan hukuksuzluklarla
ilgili ve hukukun nasıl olması gerektiğiyle ilgili tweetler paylaşmaya devam ettim.
Aynı zamanda hukuksuzlukları kime karşı, kimin için yapıldığına bakmaksızın, ayrım
gözetmeksizin, yaptım. Veya doğru söylediğini, gerçeği ifade ettiğini düşündüğüm
kişilerin üzerindeki etiket, isim kim olduğuna bakmaksızın da bunların kamuoyuyla
paylaşılması veya ben bu görüşü beğeniyorum veya bu insan böyle demiş, böyle dediyse
doğru olabilir veya doğru olmayabilir ama bu böyle demiş. Retweet yapmanın zaten
şeyi odur, ben buna katıldım, katılmadım değil, bir kişinin görüşünün kamuoyunda
duyulmasını sağlamak.

_**RT ederken kimin yazdığından ziyade içeriğine bakarak mı RT ediyorsunuz?**_

Ben içeriğine bakarım, bazen beni sevmediğini düşündüğüm bir kişinin dahi tweetlerini
retweet yapabilirim.

_**Geçtiğimiz günlerde Tuncay Özkan’ın hükümeti eleştiren bir tweetini RT ettiniz.
Hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası istediğiniz birinin tweetini belli ki içeriğine
de katılarak RT etmeniz ilginç bir tablo ortaya çıkarmıyor mu?**_

Ben hiçbir dosyada, önüme gelen dosyada, dosyasına baktığım kişiyi kendime düşman
olarak görmüyorum. Ben işimi yapıyorum, profesyonelce bu işleri yapıyoruz. Karşımızdaki
kişinin kim olduğuna bakmıyoruz. Daha sonra da o dosyayla bütün irtibatımızı koparıyoruz.
Dosya elimizden çıktıktan sonra o kişiler bizim düşmanımız değil.

 

---
