# Seçim sonrası kur ne kadar tutulabilir? Mısır modeli mi geliyor?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/secim-sonrasi-kur-ne-kadar-tutulabilir-misir-modeli-mi-geliyor-98264h/
- Yayımlanma: 2023-05-17T10:14:27+03:00
- Yazar: Selim Soydan

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kaldı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
[Erdoğan](https://www.borsatek.com/erdoganin-guclu-secim-performansi-turkiye-piyasalarinda-cokusu-derinlestiriyor-98257h)’
ın yeniden göreve seçilme olasılığı arttı.

Erdoğan [faiz](https://www.borsatek.com/loganfed-daha-kucuk-ve-daha-az-siklikta-faiz-artirimi-gerekli-98245h)
indirimlerinin devamı konusunda oldukça net sinyaller veriyor. Normalde böylesine
sade bir iletişimin belirsizlikleri ortadan kaldırması ve piyasa dostu olması beklenir.
Oysa tersi bir tablo gözlemliyoruz.

BBC’nin haberine göre seçimden hemen önce Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal
Kılıçdaroğlu’nun seçilme şansının arttığı algısı ile borsa yükselip risk primi düşerken,
seçim sonrasında Erdoğan’ın yeniden kazanma ihtimalinin artması ile birlikte TL’deki
değer kaybının hızlandığını, borsanın düştüğünü ve risk priminin yükseldiğini gözlemliyoruz.
Üstelik tüm bunlar iktidarın kur ve borsa üzerindeki baskılama gücüne rağmen yaşanıyor.

Piyasalardaki bu gelişmeler, ekonomik krizden çıkış konusunda muhalefetin sözünü
verdiği ortodoks politikalara olan inancı gösteriyor.

## Erdoğan ve Kılıçdaroğlu ekonomi politikalarında ne vadediyorlar?

İkinci turda oy verecek olan seçmen sadece cumhurbaşkanını seçmekle kalmayıp aynı
zamanda ekonomi politikalarını da seçecek. İktidarın bu zamana kadar attığı adımlar
ortodoks değildi. Ancak her ne kadar seçilen yol ortodoks olmasa da elde edilen 
sonuçlar ortodoks politikaların öngörüleri ile uyumlu oldu. Zira şu anda tecrübe
ettiğimiz üzere, faiz indirimleri sonucunda enflasyonun kontrolden çıkacağı, bu 
konuda ısrar edilirse büyümenin de ivme kaybedeceği çıkarımları geleneksel politikaların
öngörüleri idi.

## Döviz arzı artırılmalı ya da döviz talebi kısılmalı

Düşük faiz politikalarının devam ettirilebilmesinin belkemiğini kur üzerinde oluşan
baskıları bertaraf etmek oluşturuyor. Bunun için ise ya döviz arzını artırmak ya
da döviz talebini kısmak lazım.

Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin çok tehlikeli seviyelere inmesi ve yabancı
sermaye girişini caydıran politikalar nedeniyle döviz arzını sağlayabilmek giderek
daha maliyetli hale geliyor. Bu durumda mevcut politikaların sürdürülebilmesi için
döviz talebini kısıcı politikalar geliştirilmesi gerek.

## Döviz talebi nasıl düşer?

İthalata dayalı bir büyüme modeline sahip olduğumuz için, döviz talebini azaltmak
amacı ile yapılabilecek bir tercih, büyümeden feragat etmek olabilir. Seçim öncesi
dönemde gözlemlenen ivme kaybı kısmen bu tercihin yansıması olabilir.

Bu yol seçilirse piyasa faizleri üzerindeki baskılama gevşetilir. Bu senaryonun 
kuru kontrol altında tutabilmesi durumunda, büyüme sıfıra yaklaşır. Enflasyon daha
fazla artmaz ama mevcut yıllık yüzde 45’li seviyelerinden pek de aşağı inmez.

## Mısır modeli nedir?

Eğer 2024 yerel seçimleri öncesinde büyüme odaklı politikalardan vaz geçilmezse 
o zaman kur üzerindeki baskılar da devam edecek. Bu baskıları hafifletmek amacıyla
halihazırdaki sermaye kontrollerinin dozu Mısır örneğine benzer şekilde artırılabilir.
Şayet piyasalarda bir panik yaratmadan bu sıkılaştırma yapılabilirse, ekonomik büyüme
yavaşlasa da bir süre daha devam ettirilebilir.

Çifte kur sisteminin hakim olduğu ve serbest piyasa ile resmi kur farkının yüzde
20’lere çıktığı Mısır’da, eldeki kıt döviz en zaruri ihtiyaçlar için kullanılıuyor
ve hane halkının döviz talebi büyük ölçüde sınırlandırılıyor. Bu tür bir uygulamaya
geçilirse, Mısır’da olduğu gibi döviz yetersizliği nedeniyle yurt dışı seyahat ya
da ithal tüketimin kısıtlanması gibi günlük hayata doğrudan yansıyacak sonuçlar 
doğabilir.

Şu anda çok da uzak olmadığımız bu örneğin sadece alım gücümüzde bir erime anlamına
gelmediğini, yaşam şeklimizde de önemli sınırlamalar getirebileceğini, dış dünyaya
açılan kapıları önemli ölçüde kapatabilecek sonuçları olduğunu göz önünde bulundurmakta
fayda var.

Görülen o ki mevcut ekonomi politikalarının sürdürülmeye çalışıldığı bütün senaryolar
seçim öncesi dönemden çok daha olumsuz sonuçlarla bitiyor. Kuşkusuz Kılıçdaroğlu’nun
temsil ettiği ortodoks politikalar da önümüzdeki 1-2 sene için toz pembe bir tablo
çizmiyor. Ancak arada önemli bir fark var. Bir tarafta hatalı ve bu nedenle de maliyetli
olan bir politikada ısrar var. Literatür bu tür ısrarların geri dönüşü çok zor olan
ve ağırlıklı olarak ekonomik bunalımlarla sonuçlanan sonuçları olduğuna işaret ediyor.
Diğer tarafta ise seçim öncesi politika hatalarının maliyetlerini ödeyip bu hatalardan
dönmeye odaklı bir plan var.
