# Soframıza Gelecek Zam Bu Kez Havanın İçinde Saklı

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/soframiza-gelecek-zam-bu-kez-havanin-icinde-sakli/
- Yayımlanma: 2026-08-20T13:30:15+03:00
- Yazar: Zeliha SARAÇ

Ekonomide bazı gelişmeler vardır. Bugün yaşanmaz, yarın yaşanmaz ama etkisi birkaç
ay sonra herkesin cebinde hissedilir.

El Niño tam da böyle bir konu.

İlk bakışta meteoroloji başlığından ibaretmiş gibi görünüyor. Pasifik Okyanusu’ndaki
sıcaklık değişimleri, yağış düzenleri, kuraklık ihtimali… Bunlar ekonomi sayfalarının
klasik başlıkları değil. Fakat dünya ekonomisi artık öyle bir noktada ki hava koşullarındaki
değişim, birkaç ay içinde emtia fiyatlarını, gıda enflasyonunu, şirket kârlarını
ve dolayısıyla tüketicinin harcama gücünü etkileyebiliyor.

Üstelik bu kez şirketler gelişmeyi uzaktan izlemiyor.

Piyasa istihbarat şirketi AlphaSense’in taramasına göre 1 Mayıs-4 Ağustos döneminde
478 şirket, finansal belgelerinde veya şirket açıklamalarında El Niño riskine değindi.
Toplam atıf sayısı 1.443’e ulaştı. Daha dikkat çekici olan ise bu konunun şirketlerin
bilanço görüşmelerinde 2019’dan bu yana en yüksek seviyeye çıkmış olması. ([Dünya Gazetesi](https://www.dunya.com/ekonomi/gida-fiyatlarinda-yeni-risk-asyadan-geliyor-478-sirket-el-nino-icin-alarma-gecti-haberi-836205))

Yani mesele yalnızca meteorologların gündeminde değil.

Yöneticiler de hesap yapıyor.

Çünkü şirketler için hava artık sadece hava değil. Üretim planı demek. Hammadde 
maliyeti demek. Stok demek. Lojistik demek. Satış demek. En sonunda da kâr marjı
demek.

**Asıl risk Asya****’****da**

El Niño’nun etkisinin özellikle Hindistan ve Güneydoğu Asya’da yakından takip edilmesinin
önemli bir nedeni var.

Hindistan’ın tarımsal üretimi muson yağışlarına ciddi ölçüde bağlı. Yağışın az olması
kadar yanlış zamanda gelmesi de problem. Ekim döneminin gecikmesi, kuraklık veya
aşırı sıcaklık sadece tarladaki ürünü etkilemiyor. Çiftçinin gelirini, kırsal tüketimi
ve gıda fiyatlarını da değiştiriyor.

Burada ekonomi açısından önemli bir zincir oluşuyor.

Üretim düşer.

Arz azalır.

Fiyat yükselir.

Fiyat yükseldiğinde tüketici daha fazla ödeme yapmak zorunda kalır. Tüketici başka
harcamalarını kısmaya başlar. Şirketlerin maliyetleri yükselir. Merkez bankalarının
enflasyonla mücadelesi zorlaşır.

İşte piyasaların asıl korktuğu nokta burası.

Çünkü küresel enflasyon son yıllarda zaten ciddi bir sınavdan geçti. Pandemi sonrasında
tedarik zincirleri bozuldu. Enerji fiyatları yükseldi. Taşımacılık maliyetleri arttı.
Gıda fiyatları birçok ülkede tüketicinin en fazla hissettiği enflasyon kalemlerinden
biri haline geldi.

Şimdi yeni bir arz şoku ihtimali ortaya çıkıyor.

Üstelik bu kez sorun bir limanda, fabrikada ya da enerji tesisinde değil. Çok daha
geniş bir alanda.

Tarlada.

**Piyasa önce fiyatlar, sonra gerçekleşeni bekler**

Finans piyasalarında yatırımcı davranışını anlamak için burada önemli bir ayrıntı
var.

Piyasalar gerçekleşmiş veriyi beklemez.

Beklentiyi satın alır.

El Niño’nun henüz bütün sonuçları ortaya çıkmış değil. Fakat şirketlerin şimdiden
tedarik planlarını değiştirmeye başlamasının nedeni bu. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer
Dairesi’nin son değerlendirmesinde 2026 sonbaharı ile 2026-2027 kışında çok güçlü
El Niño görülme ihtimalinin yüzde 90’ın üzerine çıkması da endişeyi artırıyor. Ekim-
aralık dönemi için yapılan hesaplamalarda olasılık yüzde 95 seviyesine kadar yükseliyor.(
[Dünya Gazetesi](https://www.dunya.com/ekonomi/gida-fiyatlarinda-yeni-risk-asyadan-geliyor-478-sirket-el-nino-icin-alarma-gecti-haberi-836205))

Bu rakamları okurken bir noktayı unutmamak gerekiyor.

Yüzde 95 olasılık, yüzde 95 oranında fiyat artışı anlamına gelmiyor.

Aynı şekilde güçlü bir El Niño yaşanması da bütün tarım ürünlerinin aynı oranda 
pahalanacağı anlamına gelmiyor.

Hava olaylarının etkisi bölgeden bölgeye değişiyor. Bir ülkede üretim düşerken başka
bir ülkede koşullar üretici lehine gelişebilir. Dolayısıyla küresel tarım piyasasında
sadece arz açığı değil, ticaret akışının yeniden şekillenmesi de izlenmeli.

Borsada da aynı mantık geçerli.

Yatırımcı bazen gerçekleşen veriden çok beklentinin değişimine tepki verir.

Bu nedenle bugün tarım emtialarında görülen hareketin tamamını El Niño’ya bağlamak
doğru olmayabilir. Ancak hava riskinin fiyatlamaya girmesi, özellikle üretimi belirli
coğrafyalara yoğunlaşmış şirketler açısından daha dikkatli olunmasını gerektiriyor.

**Kahve, kakao, pirinç ve yağlar**

Gıda tarafında bütün ürünlerin aynı risk grubunda olduğunu düşünmek yanlış.

Bazı ürünlerde coğrafi yoğunlaşma çok daha yüksek.

Kahve bunlardan biri.

Kakao bir diğeri.

Palm yağı, pirinç, şeker ve bazı tahıllar da yakından izleniyor.

Örneğin Güneydoğu Asya’daki üretim koşulları palm yağı açısından önemli. Hindistan’daki
muson yağışları ise pirinç, şeker ve pamuk gibi ürünlerde yakından takip ediliyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde emtia piyasalarında sadece petrol ve altına bakmak
yeterli olmayabilir.

Tarım ürünleri yeniden yatırımcıların radarına girebilir.

Zaten bazı fiyat hareketleri bunun sinyalini veriyor. Ağustos ayı başındaki piyasa
değerlendirmelerinde kahve ve kakao fiyatlarındaki sert hareketler El Niño beklentileriyle
birlikte ele alınıyor. Ancak burada da dikkatli olmak gerekiyor. Emtia fiyatları
yalnızca hava koşullarıyla hareket etmiyor. Stoklar, üretim tahminleri, ihracat 
politikaları, navlun maliyetleri ve spekülatif pozisyonlar da fiyatı etkiliyor. (
[KARAR](https://www.karar.com/guncel-haberler/financial-timestan-el-nino-uyarisi-bu-dort-gidanin-fiyatlari-ucacak-2064399?utm_source=chatgpt.com))

Yani yatırımcı için tek bir hikâyeye bakarak karar vermek riskli.

**Türkiye açısından neden önemli?**

Buraya kadar anlattıklarımız bize uzak görünebilir.

Hindistan’daki muson yağmurlarının Türkiye’deki tüketiciyi ne ilgilendirdiği sorulabilir.

Aslında çok ilgilendiriyor.

Türkiye tarım ürünlerinde hem üretici hem ithalatçı hem de ihracatçı olarak küresel
fiyatlardan etkileniyor. Dünyada belirli bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bunun Türkiye’ye
hiç yansımaması kolay değil.

Üstelik Türkiye’nin gıda enflasyonu konusu hâlâ hassas.

Döviz kuru, enerji maliyetleri, gübre, yem, lojistik, işçilik ve tarımsal üretim
maliyetleri zaten fiyatların üzerinde baskı yaratıyor. Küresel bir arz sorunu bunların
üzerine eklendiğinde tüketici fiyatlarına geçiş ihtimali artabilir.

Fakat burada da kesin bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.

Türkiye’nin bazı ürünlerde kendi üretim kapasitesi var. Bazı ürünlerde ise ithalat
bağımlılığı daha yüksek. Dolayısıyla El Niño’nun etkisi ürün bazında değişecektir.

Asıl mesele şu:

Küresel gıda fiyatlarında yeni bir yükseliş dalgası oluşursa Türkiye bunu tamamen
dışarıda bırakamaz.

**Şirket bilançolarında yeni hesap**

Bence konunun yatırımcı açısından en önemli tarafı burada.

478 şirketin El Niño’yu finansal belgelerine taşıması yalnızca meteorolojik bir 
endişe değil. Yönetim kurullarının ve finans ekiplerinin artık hava koşullarını 
bilanço riski olarak gördüğünü gösteriyor.

Şirketler stoklarını artırabilir.

Alternatif tedarikçi arayabilir.

Üretim merkezlerini çeşitlendirebilir.

Lojistik planlarını değiştirebilir.

Bunların hepsinin bir maliyeti var.

Fakat hazırlık yapmamanın maliyeti daha yüksek olabilir.

Örneğin bir gıda şirketinin ana hammaddesinin fiyatı yüzde 20-30 yükseldiğinde şirket
bunu müşteriye tamamen yansıtamayabilir. Yansıtırsa satışları düşebilir. Yansıtmazsa
kâr marjı daralabilir.

İşte borsa yatırımcısının bakması gereken yer burası.

Sadece “gıda fiyatı artacak” demek yetmez.

Hangi şirket bundan zarar görür?

Hangisi fiyat artışını tüketiciye aktarabilir?

Hangisinin stok avantajı vardır?

Hangisinin tedarik zinciri daha çeşitlidir?

Hangisinin borçluluğu yüksektir?

Ve belki de en önemlisi, piyasa bunların ne kadarını şimdiden fiyatlamıştır?

Çünkü iyi yatırımcı sadece haberi okumaz.

Haberi bilançoya çevirir.

**Enflasyon açısından ikinci tur etkisi**

El Niño’nun ekonomi üzerindeki etkisi yalnızca market rafındaki fiyatla sınırlı 
kalmayabilir.

Gıda fiyatları yükseldiğinde çalışanların ücret talepleri artabilir. Şirketlerin
maliyetleri yükseldiğinde fiyatlama davranışları değişebilir. Tüketicinin harcama
sepeti yeniden şekillenebilir.

Böyle bir süreç merkez bankalarının işini de zorlaştırır.

Çünkü arz kaynaklı enflasyon, faiz artırarak çözülmesi kolay bir problem değildir.

Talebi bastırabilirsiniz.

Fakat yağmur yağmıyorsa faiz oranını değiştirerek tarlaya su gönderemezsiniz.

Bu nedenle merkez bankaları açısından gıda ve enerji fiyatlarındaki gelişmeler özellikle
önemli. Geçici bir hareket mi, yoksa beklentileri ve ücretleri de etkileyen kalıcı
bir dalga mı olduğu izlenmek zorunda.

**Korkunun kendisi de fiyat yaratır**

Bir başka önemli konu daha var.

Piyasalar sadece gerçek kıtlığı değil, kıtlık beklentisini de fiyatlayabilir.

Şirketler stok yaparsa fiyat yükselir.

Yatırımcılar vadeli piyasalarda pozisyon alırsa fiyat hareketi hızlanabilir.

Tüketici gelecekte zam bekliyorsa bugünden daha fazla satın alabilir.

Bütün bunlar gerçekleşmeden önce fiyatları yukarı taşıyabilir.

Sonra üretim tahminleri beklenenden iyi gelir ve fiyatlar geri çekilir.

Bu nedenle önümüzdeki aylarda tarım emtialarında oynaklığın artması şaşırtıcı olmayacaktır.
Fakat her sert yükselişi kalıcı bir arz krizinin başlangıcı olarak okumak da doğru
olmaz.

Piyasa psikolojisi çoğu zaman önce korkuyu fiyatlar, sonra veriyi bekler.

**Şimdi neye bakmalı****?**

Önümüzdeki dönemde birkaç göstergeyi özellikle takip etmek gerekiyor.

Hindistan’ın muson yağışları.

Güneydoğu Asya’daki üretim koşulları.

Kahve ve kakao stokları.

Pirinç ve buğday üretim tahminleri.

Palm yağı arzı.

Tarım emtia vadeli kontratları.

Ve elbette şirketlerin bilançolarında hammadde maliyetlerine ilişkin açıklamalar.

Bunlar birlikte değerlendirildiğinde El Niño’nun gerçekten küresel bir gıda fiyatı
problemine dönüşüp dönüşmeyeceği daha net görülebilir.

Şimdilik elimizde kesinleşmiş bir gıda krizi yok.

Ama görmezden gelinemeyecek kadar güçlü bir risk var.

Şirketlerin daha olay gerçekleşmeden hazırlık yapması da bunu gösteriyor.

Ekonomi bazen çok büyük rakamlarla konuşur.

Trilyonlarca dolarlık üretim, milyarlarca dolarlık ticaret, yüzlerce şirket…

Ama bütün bu rakamların sonunda mesele yine aynı yere gelir:

Market rafına.

Mutfağa.

Ve vatandaşın cüzdanına.

El Niño’nun Türkiye’deki sofraya ne kadar yansıyacağını bugünden kesin olarak söylemek
mümkün değil. Fakat küresel tarım piyasasında arzın bozulduğu, emtia fiyatlarının
yükseldiği ve bunun enflasyon beklentilerini değiştirdiği bir senaryoya hazırlıklı
olmak gerekiyor.

Yatırımcı açısından ise mesaj daha açık.

Önümüzdeki dönemde sadece merkez bankalarını, faiz kararlarını ve şirket bilançolarını
izlemek yetmeyebilir.

Gökyüzüne de bakmak gerekecek. Çünkü bazen ekonominin bir sonraki büyük fiyat hareketi
merkez bankasının karar odasında değil, yağmurun yağmadığı bir Ekonomide bazı gelişmeler
vardır. Bugün yaşanmaz, yarın yaşanmaz ama etkisi birkaç ay sonra herkesin cebinde
hissedilir.

El Niño tam da böyle bir konu.

İlk bakışta meteoroloji başlığından ibaretmiş gibi görünüyor. Pasifik Okyanusu’ndaki
sıcaklık değişimleri, yağış düzenleri, kuraklık ihtimali… Bunlar ekonomi sayfalarının
klasik başlıkları değil. Fakat dünya ekonomisi artık öyle bir noktada ki hava koşullarındaki
değişim, birkaç ay içinde emtia fiyatlarını, gıda enflasyonunu, şirket kârlarını
ve dolayısıyla tüketicinin harcama gücünü etkileyebiliyor.

Üstelik bu kez şirketler gelişmeyi uzaktan izlemiyor.

Piyasa istihbarat şirketi AlphaSense’in taramasına göre 1 Mayıs-4 Ağustos döneminde
478 şirket, finansal belgelerinde veya şirket açıklamalarında El Niño riskine değindi.
Toplam atıf sayısı 1.443’e ulaştı. Daha dikkat çekici olan ise bu konunun şirketlerin
bilanço görüşmelerinde 2019’dan bu yana en yüksek seviyeye çıkmış olması. ([Dünya Gazetesi](https://www.dunya.com/ekonomi/gida-fiyatlarinda-yeni-risk-asyadan-geliyor-478-sirket-el-nino-icin-alarma-gecti-haberi-836205))

Yani mesele yalnızca meteorologların gündeminde değil.

Yöneticiler de hesap yapıyor.

Çünkü şirketler için hava artık sadece hava değil. Üretim planı demek. Hammadde 
maliyeti demek. Stok demek. Lojistik demek. Satış demek. En sonunda da kâr marjı
demek.

**Asıl risk Asya****’****da**

El Niño’nun etkisinin özellikle Hindistan ve Güneydoğu Asya’da yakından takip edilmesinin
önemli bir nedeni var.

Hindistan’ın tarımsal üretimi muson yağışlarına ciddi ölçüde bağlı. Yağışın az olması
kadar yanlış zamanda gelmesi de problem. Ekim döneminin gecikmesi, kuraklık veya
aşırı sıcaklık sadece tarladaki ürünü etkilemiyor. Çiftçinin gelirini, kırsal tüketimi
ve gıda fiyatlarını da değiştiriyor.

Burada ekonomi açısından önemli bir zincir oluşuyor.

Üretim düşer.

Arz azalır.

Fiyat yükselir.

Fiyat yükseldiğinde tüketici daha fazla ödeme yapmak zorunda kalır. Tüketici başka
harcamalarını kısmaya başlar. Şirketlerin maliyetleri yükselir. Merkez bankalarının
enflasyonla mücadelesi zorlaşır.

İşte piyasaların asıl korktuğu nokta burası.

Çünkü küresel enflasyon son yıllarda zaten ciddi bir sınavdan geçti. Pandemi sonrasında
tedarik zincirleri bozuldu. Enerji fiyatları yükseldi. Taşımacılık maliyetleri arttı.
Gıda fiyatları birçok ülkede tüketicinin en fazla hissettiği enflasyon kalemlerinden
biri haline geldi.

Şimdi yeni bir arz şoku ihtimali ortaya çıkıyor.

Üstelik bu kez sorun bir limanda, fabrikada ya da enerji tesisinde değil. Çok daha
geniş bir alanda.

Tarlada.

**Piyasa önce fiyatlar, sonra gerçekleşeni bekler**

Finans piyasalarında yatırımcı davranışını anlamak için burada önemli bir ayrıntı
var.

Piyasalar gerçekleşmiş veriyi beklemez.

Beklentiyi satın alır.

El Niño’nun henüz bütün sonuçları ortaya çıkmış değil. Fakat şirketlerin şimdiden
tedarik planlarını değiştirmeye başlamasının nedeni bu. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer
Dairesi’nin son değerlendirmesinde 2026 sonbaharı ile 2026-2027 kışında çok güçlü
El Niño görülme ihtimalinin yüzde 90’ın üzerine çıkması da endişeyi artırıyor. Ekim-
aralık dönemi için yapılan hesaplamalarda olasılık yüzde 95 seviyesine kadar yükseliyor.(
[Dünya Gazetesi](https://www.dunya.com/ekonomi/gida-fiyatlarinda-yeni-risk-asyadan-geliyor-478-sirket-el-nino-icin-alarma-gecti-haberi-836205))

Bu rakamları okurken bir noktayı unutmamak gerekiyor.

Yüzde 95 olasılık, yüzde 95 oranında fiyat artışı anlamına gelmiyor.

Aynı şekilde güçlü bir El Niño yaşanması da bütün tarım ürünlerinin aynı oranda 
pahalanacağı anlamına gelmiyor.

Hava olaylarının etkisi bölgeden bölgeye değişiyor. Bir ülkede üretim düşerken başka
bir ülkede koşullar üretici lehine gelişebilir. Dolayısıyla küresel tarım piyasasında
sadece arz açığı değil, ticaret akışının yeniden şekillenmesi de izlenmeli.

Borsada da aynı mantık geçerli.

Yatırımcı bazen gerçekleşen veriden çok beklentinin değişimine tepki verir.

Bu nedenle bugün tarım emtialarında görülen hareketin tamamını El Niño’ya bağlamak
doğru olmayabilir. Ancak hava riskinin fiyatlamaya girmesi, özellikle üretimi belirli
coğrafyalara yoğunlaşmış şirketler açısından daha dikkatli olunmasını gerektiriyor.

**Kahve, kakao, pirinç ve yağlar**

Gıda tarafında bütün ürünlerin aynı risk grubunda olduğunu düşünmek yanlış.

Bazı ürünlerde coğrafi yoğunlaşma çok daha yüksek.

Kahve bunlardan biri.

Kakao bir diğeri.

Palm yağı, pirinç, şeker ve bazı tahıllar da yakından izleniyor.

Örneğin Güneydoğu Asya’daki üretim koşulları palm yağı açısından önemli. Hindistan’daki
muson yağışları ise pirinç, şeker ve pamuk gibi ürünlerde yakından takip ediliyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde emtia piyasalarında sadece petrol ve altına bakmak
yeterli olmayabilir.

Tarım ürünleri yeniden yatırımcıların radarına girebilir.

Zaten bazı fiyat hareketleri bunun sinyalini veriyor. Ağustos ayı başındaki piyasa
değerlendirmelerinde kahve ve kakao fiyatlarındaki sert hareketler El Niño beklentileriyle
birlikte ele alınıyor. Ancak burada da dikkatli olmak gerekiyor. Emtia fiyatları
yalnızca hava koşullarıyla hareket etmiyor. Stoklar, üretim tahminleri, ihracat 
politikaları, navlun maliyetleri ve spekülatif pozisyonlar da fiyatı etkiliyor. (
[KARAR](https://www.karar.com/guncel-haberler/financial-timestan-el-nino-uyarisi-bu-dort-gidanin-fiyatlari-ucacak-2064399?utm_source=chatgpt.com))

Yani yatırımcı için tek bir hikâyeye bakarak karar vermek riskli.

**Türkiye açısından neden önemli?**

Buraya kadar anlattıklarımız bize uzak görünebilir.

Hindistan’daki muson yağmurlarının Türkiye’deki tüketiciyi ne ilgilendirdiği sorulabilir.

Aslında çok ilgilendiriyor.

Türkiye tarım ürünlerinde hem üretici hem ithalatçı hem de ihracatçı olarak küresel
fiyatlardan etkileniyor. Dünyada belirli bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bunun Türkiye’ye
hiç yansımaması kolay değil.

Üstelik Türkiye’nin gıda enflasyonu konusu hâlâ hassas.

Döviz kuru, enerji maliyetleri, gübre, yem, lojistik, işçilik ve tarımsal üretim
maliyetleri zaten fiyatların üzerinde baskı yaratıyor. Küresel bir arz sorunu bunların
üzerine eklendiğinde tüketici fiyatlarına geçiş ihtimali artabilir.

Fakat burada da kesin bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.

Türkiye’nin bazı ürünlerde kendi üretim kapasitesi var. Bazı ürünlerde ise ithalat
bağımlılığı daha yüksek. Dolayısıyla El Niño’nun etkisi ürün bazında değişecektir.

Asıl mesele şu:

Küresel gıda fiyatlarında yeni bir yükseliş dalgası oluşursa Türkiye bunu tamamen
dışarıda bırakamaz.

**Şirket bilançolarında yeni hesap**

Bence konunun yatırımcı açısından en önemli tarafı burada.

478 şirketin El Niño’yu finansal belgelerine taşıması yalnızca meteorolojik bir 
endişe değil. Yönetim kurullarının ve finans ekiplerinin artık hava koşullarını 
bilanço riski olarak gördüğünü gösteriyor.

Şirketler stoklarını artırabilir.

Alternatif tedarikçi arayabilir.

Üretim merkezlerini çeşitlendirebilir.

Lojistik planlarını değiştirebilir.

Bunların hepsinin bir maliyeti var.

Fakat hazırlık yapmamanın maliyeti daha yüksek olabilir.

Örneğin bir gıda şirketinin ana hammaddesinin fiyatı yüzde 20-30 yükseldiğinde şirket
bunu müşteriye tamamen yansıtamayabilir. Yansıtırsa satışları düşebilir. Yansıtmazsa
kâr marjı daralabilir.

İşte borsa yatırımcısının bakması gereken yer burası.

Sadece “gıda fiyatı artacak” demek yetmez.

Hangi şirket bundan zarar görür?

Hangisi fiyat artışını tüketiciye aktarabilir?

Hangisinin stok avantajı vardır?

Hangisinin tedarik zinciri daha çeşitlidir?

Hangisinin borçluluğu yüksektir?

Ve belki de en önemlisi, piyasa bunların ne kadarını şimdiden fiyatlamıştır?

Çünkü iyi yatırımcı sadece haberi okumaz.

Haberi bilançoya çevirir.

**Enflasyon açısından ikinci tur etkisi**

El Niño’nun ekonomi üzerindeki etkisi yalnızca market rafındaki fiyatla sınırlı 
kalmayabilir.

Gıda fiyatları yükseldiğinde çalışanların ücret talepleri artabilir. Şirketlerin
maliyetleri yükseldiğinde fiyatlama davranışları değişebilir. Tüketicinin harcama
sepeti yeniden şekillenebilir.

Böyle bir süreç merkez bankalarının işini de zorlaştırır.

Çünkü arz kaynaklı enflasyon, faiz artırarak çözülmesi kolay bir problem değildir.

Talebi bastırabilirsiniz.

Fakat yağmur yağmıyorsa faiz oranını değiştirerek tarlaya su gönderemezsiniz.

Bu nedenle merkez bankaları açısından gıda ve enerji fiyatlarındaki gelişmeler özellikle
önemli. Geçici bir hareket mi, yoksa beklentileri ve ücretleri de etkileyen kalıcı
bir dalga mı olduğu izlenmek zorunda.

**Korkunun kendisi de fiyat yaratır**

Bir başka önemli konu daha var.

Piyasalar sadece gerçek kıtlığı değil, kıtlık beklentisini de fiyatlayabilir.

Şirketler stok yaparsa fiyat yükselir.

Yatırımcılar vadeli piyasalarda pozisyon alırsa fiyat hareketi hızlanabilir.

Tüketici gelecekte zam bekliyorsa bugünden daha fazla satın alabilir.

Bütün bunlar gerçekleşmeden önce fiyatları yukarı taşıyabilir.

Sonra üretim tahminleri beklenenden iyi gelir ve fiyatlar geri çekilir.

Bu nedenle önümüzdeki aylarda tarım emtialarında oynaklığın artması şaşırtıcı olmayacaktır.
Fakat her sert yükselişi kalıcı bir arz krizinin başlangıcı olarak okumak da doğru
olmaz.

Piyasa psikolojisi çoğu zaman önce korkuyu fiyatlar, sonra veriyi bekler.

**Şimdi neye bakmalı****?**

Önümüzdeki dönemde birkaç göstergeyi özellikle takip etmek gerekiyor.

Hindistan’ın muson yağışları.

Güneydoğu Asya’daki üretim koşulları.

Kahve ve kakao stokları.

Pirinç ve buğday üretim tahminleri.

Palm yağı arzı.

Tarım emtia vadeli kontratları.

Ve elbette şirketlerin bilançolarında hammadde maliyetlerine ilişkin açıklamalar.

Bunlar birlikte değerlendirildiğinde El Niño’nun gerçekten küresel bir gıda fiyatı
problemine dönüşüp dönüşmeyeceği daha net görülebilir.

Şimdilik elimizde kesinleşmiş bir gıda krizi yok.

Ama görmezden gelinemeyecek kadar güçlü bir risk var.

Şirketlerin daha olay gerçekleşmeden hazırlık yapması da bunu gösteriyor.

Ekonomi bazen çok büyük rakamlarla konuşur.

Trilyonlarca dolarlık üretim, milyarlarca dolarlık ticaret, yüzlerce şirket…

Ama bütün bu rakamların sonunda mesele yine aynı yere gelir:

Market rafına.

Mutfağa.

Ve vatandaşın cüzdanına.

El Niño’nun Türkiye’deki sofraya ne kadar yansıyacağını bugünden kesin olarak söylemek
mümkün değil. Fakat küresel tarım piyasasında arzın bozulduğu, emtia fiyatlarının
yükseldiği ve bunun enflasyon beklentilerini değiştirdiği bir senaryoya hazırlıklı
olmak gerekiyor.

Yatırımcı açısından ise mesaj daha açık.

Önümüzdeki dönemde sadece merkez bankalarını, faiz kararlarını ve şirket bilançolarını
izlemek yetmeyebilir.

Gökyüzüne de bakmak gerekecek. Çünkü bazen ekonominin bir sonraki büyük fiyat hareketi
merkez bankasının karar odasında değil, yağmurun yağmadığı bir tarlada başlar.
