# Şu faiz meselesi

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/su-faiz-meselesi-544yy/
- Yayımlanma: 2017-01-26T16:31:00+03:00
- Yazar: Dr. Ceyhun KIR

 

2017 borsa yatırımcısı açısından pek iyi başlamadı maalesef. Alternatif olabilecek
yatırım araçlarında işler karışık çünkü. Her ne kadar da gösterge endeksi BİST 100,
78 binlerden 83 bin seviyelerine ulaşsa da borsa yatırımcısının çok mutlu olduğunu
düşünmüyoruz. Hem kurlarda kısa sürede gerçekleşen sert yükseliş hem de 2017 için
siyaset ve ekonomideki kötü beklentiler, borsa yatırımcısının diken üstünde olduğunu
düşündürüyor bize.

Yılın ilk ayında özellikle dolar kurunda ciddi yükselişin ardında elbette FED’in
faiz artışı ve daha da arttıracağı beklentisi bulunuyor. Ancak bu faktör yükselişin
tamamını açıklamıyor. Çünkü ABD Doları’nın yüksek hacimli para birimleri karşısındaki
değerini gösteren Dolar Endeksi’nin (DX) değeri Ocak’ta belirgin bir değişikli göstermedi,
Ancak DX’in 100 puan civarında yatay seyrettiği dönemde TL, dünyada en çok değer
kaybeden para birimi oldu. Yani diyeceğimiz o ki; ABD $/TL paritesinin yükselmesinin
ardındaki asıl nedenler iç dinamiklerden kaynaklanıyor.

Suriye’deki gelişmeler, iç siyasette yaşananlar, ekonomik göstergelerin durum gibi
faktörlerin her birinin etkisi uzun uzun tartışılabilir. Teker teker veya birleşik
etki ile TL’nin değer kaybetmesinde etkili olduklarını söylenebilir. Ancak bu yazıda
son günlerin en popüler konusunu ele alacağız: Merkez Bankasının (MB) uyguladığı
faiz oranları.

Ekonomi tarihi açısında önemli bir gün olan 24 Ocak’ta Merkez Bankası bankalara 
yönelik uyguladığı faiz oranlarında bazı değişikliklere gitti. Değişikliklerin ne
anlama geldiği ve etkilerinin neler olabileceğini anlatmadan önce bu faiz oranları
nelerdir basitçe anlatalım.

2001 yılında yapılan bir değişiklikle 4651 sayılı Merkez Bankası Kanununun 4. Maddesine
şu ifade eklendi: _“Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Banka, fiyat
istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası
araçlarını doğrudan kendisi belirler. Banka, fiyat istikrarını sağlama amacı ile
çelişmemek kaydıyla Hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını destekler.”_ Yani
bu değişikle MB fiyatlar genel seviyesinin dengeli seyretmesini sağlamak ile görevlendirildi.
Peki Banka bu görevini nasıl yerine getiriyor? Para politikası oluşturarak ve bu
politika çerçevesinde birtakım araçlar kullanarak.

Merkez Bankası’nın para politikası araçlarında “bankaları fonlama faiz oranları”
bugünlerde çok ünlü, öyle ki ekonomi manşetlerinden inmiyor. Bunlar; haftalık borç
verme, gecelik borç verme/alma ve geç likidite penceresi faiz oranları. Merkez Bankası
yine ilgili kanunun kendisine verdiği “bankalar için son fonlama mercii” görevi 
gereği, bankaların likidite ihtiyaçlarını bu faiz oranları ile karşılarken aynı 
zamanda parasal büyüklükleri etkileyerek ekonomik dengeleri korumaya çalışır.

**“Haftalık Borç Verme Faiz Oranı”** Merkez Bankası’nın **Politika Faizi** olarak
da biliniyor. Çünkü bu faiz oranı Merkez Bankası’ndan fon sağlayan bankaların fonlama
maliyetlerini etkiler ve dolayısı ile bankanın müşterilerine verdiği kredi ve mevduat
faizleri belirleme gücü bulunuyor. Bankalar saat 16.00’ya kadar ellerinde bulunan
tahvilleri Merkez Bankası’na vererek bir haftalık borç alabiliyorlar. Politika faiz
oranı şu anda yüzde 8, 24 Ocak’taki Para Politikası Kurulu toplantısında bu oranda
değişiklik olmadı.

**“Gecelik Borç Alma/Verme Faiz Oranları”** günlük olarak hesaplarını kapatamayıp
nakde ihtiyacı olan veya elinde fazla nakit parası olan bankalara uygulanan gecelik
faiz oranlarıdır. Alt ve üst sınırları belirli bir faiz koridorudur. Merkez Bankası
bankalardan borç aldığı zaman koridorun alt bandındaki faiz oranı uygulanır, bankalar
MB’den borç aldığı zaman da koridorun üst bandındaki faiz oranı uygulanır. Koridorun
alt bandının faiz oranı yüzde 7.25 ve 24 Ocak’ta burada da herhangi bir değişiklik
olmadı. Üst bandındaki oran ise daha yüzde 8.5 iken, 24 Ocak’taki toplantıda yüzde
9.25’e yükseltilmişti.

**“Geç Likidite Penceresi Faiz Oranı”** ise para politikası aracı olmasından ziyade,
Merkez Bankası’nın son kredi mercii olma işlevini yerine getirme aracı olarak **(
en azından şimdiye kadar)** biliniyor. Bütün çabalarına karşın nakit ihtiyacını 
karşılayamamış bankaların günlük ihtiyacını karşılamak için saat 16.00-17.00 arası
Merkez Bankası’ndan borç istediği zaman uygulanan faiz oranıdır. 24 Ocak’tan önce
yüzde 10 olan bu oran şu anda yüzde 11’e yükseltildi. Son zamanlara kadar bu pencere
bankalar tarafından pek kullanılmıyordu. Daha doğrusu bu pencerenin kullanılması
nakit yönetiminde başarısızlık olarak görülüyordu. Ancak yeni yılla beraber bu pencere
bizzat Merkez Bankası’nın zorlaması ile bankalar tarafından daha sık kullanılmaya
başlandı. Merkez Bankası tarihinde bir ilk imza atarak, saat 16.00’dan önceki fon
taleplerini karşılamayıp, bankaları bilinçli olarak geç likidite penceresini kullanmaya
zorlamakta.

24 Ocak 2017 Para Politikası Kurulu kararları ne anlama geliyor peki? Öncelikle 
politika faizinde değişikliğe gitmeyerek siyasi otoriteden gelen “faiz arttırma 
baskısını” hafifletmeye çalışıyor gibi Merkez Bankası. Ama diğer taraftan, piyasanın
ve ekonominin gerçekleri var. Bu nedenle de faiz koridorunun üst sınırını yüzde 
8.5’den yüzde 9.25’e çıkararak fiili “ortalama fonlama faizine” uyum sağlıyor. Çünkü
daha önce MB geç likidite pencereci marifetiyle ortalama fonlama faizini yüzde 9’
un biraz üzerine çıkarmıştı. Ve son olarak geç likidite penceresi faiz oranın %10’
dan yüzde 11’e çıkartarak gerektiğinde **çaktırmadan(!)** faiz arttırma kapısını
da açık bırakıyor. Bu söylediklerimiz, konuyu yakından takip eden birçok uzman tarafından
yazıldı veya söylendi, çok farklı bir şey söylemiyoruz.

Merkez Bankası’nın aldığı kararların etkili olması için en kritik nokta, Banka’nın
herhangi bir güç odağının etkisine karşı korunaklı olmasıdır. Yani şu çok tartışmalı“
Merkez Bankalarının Bağımsızlığı” konusu. 2000’li yılların başından itibaren “güçlü
ekonomiye geçiş” programı ile bu konuda iyi bir mesafe kaybeden Türkiye, son birkaç
yılda da ciddi bir kötüye gidiş yaşıyor. Bu gidişin iyi bir gidiş olmadığını hemen
belirtelim.

Temel amaç olan “fiyat istikrarını sağlamak” için piyasanın/ekonominin gerektirdiği**
doğru** kararları **zamanında** almak ve uygulamak gerekiyor. Faiz artırımı nihayetinde
bir araçtır, belirli bir sorunu çözmek, bir amaca ulaşmak için kullanırsınız. Ama
faizi takıntı haline getirip bu aracı zamanında ve doğru kullanmadığınızda; önce
bu para politikası aracı gücünü kaybeder, sonra da Merkez Bankası.

Son olarak diyeceğimiz şudur: Merkez Bankası’na ve dolayısı ile Türkiye’ye kıymayın
efendiler!
