# Süt sektörü büyük kriz içinde

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/sut-sektoru-buyuk-kriz-icinde-75528h/
- Yayımlanma: 2021-11-24T12:52:30+03:00
- Yazar: Selim Soydan

Bloomberg HT’nin haberine göre süt sektöründe uzun süredir yaşanan girdi maliyetleri
ve satış fiyatlarına yöönelik sorunlar ve çözüm önerileri konusunda sektör temsilcileri
ortak bir basın açıklaması yayınladı

“Süt üreticileri büyük bir sıkıntı içerisindedir, geleceğe güvenle bakamamaktadır”
denilen basın açıklamasına Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar,
Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği Genel Başkanı Tevfik Keskin, Türkiye Damızlık
Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Genel Başkanı Kamil Özcan, Türkiye Hayvancılık
Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Başkanı Ahmet Ertürk, Tarım Kooperatifleri Merkez
Birliği Genel Başkanı Mehmet Özkurnaz, KÖY-KOOP Merkez Birliği Genel Başkanı Eray
Çiçek ve Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği Genel Başkanı Sencer
Solakoğlu imza koydu.

 

Ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Süt, hayvancılık sektörünün lokomotif
ürünüdür. Büyükbaş hayvancılığın ayakta kalabilmesi ve kırmızı et üretiminde sıkıntı
yaşanmaması ancak sütün istikrarlı ve güvenceli bir pazara sahip olmasıyla mümkündür.
Geçtiğimiz yaz aylarında üretici örgütleri olarak yaptığımız açıklamalarda, hayvancılığın
önemli bir sınavdan geçtiğini, üreticilerin umutlarının tükendiğini, ellerindeki
hayvanları elden çıkarıp sektörden kaçmak istediklerini, bu zorlu süreçte üreticilerimizi
desteklememiz gerektiğini aksi takdirde çok büyük ve telafisi yılları alacak bir
sorunla karşılaşmamızın kaçınılmaz olacağını belirtmiştik. Maalesef şu an üreticilerimiz
başta yem olmak üzere girdi maliyetlerini karşılayabilmek için her ay hayvanlarını
kestirerek veya satmak zorunda kalarak hızla sektörden çıkmaktadır.”

“**Geldiğimiz nokta, 2008 krizinden hiç ders alınmadığını göstermektedir”**

2008 yılının süt hayvancılığı için çok kötü bir yıl olduğu hatırlatılan açıklamada,“
Zira yem fiyatları anormal şekilde artmış, süt fiyatları dibe vurmuş, üreticiler
damızlıklarını kestirmiş, tüm bunların sonucunda ise et fiyatları zirve yapmıştı.
2010 yılı ortalarında ithalat kapıları önce aralanmış, sonra da ardına kadar açılmıştı.
Bu krizin ülkemize sadece ithalat maliyeti 9,2 milyar dolar olmuştu. Bugün de süt
üreticilerinin sorunlarına çözüm bulamazsak benzer sorunlarla karşılaşmamız kaçınılmazdır”
denildi.

Ortak basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“Bu durumda;

· 2008 krizindeki gibi yaklaşık bir milyon -belki çok daha fazla- damızlık hayvan,
kasaba giderse hayvancılığı tekrar nasıl canlandıracağız?

· İthalata yetecek paramız, doğan bir buzağının en az 2 yılda süt verebilecek seviyeye
gelebildiği düşünüldüğünde bu kadar zamanımız var mı?

· Dolar’ın 12,55 lira, Euro’nun 14,15 lira olduğu bir ortamda; tanesi 1.950-2.350
Euro (27.592 TL- 33.252 TL) olan damızlık hayvanları hangi paralarla getirteceğiz?

· Kilosu 4,5 Euro’ya (63,68 TL) olan karkası Avrupa’dan nasıl getirteceğiz?

· Üreticilere dağıtılmak üzere kilosu 2,7-3,2 Euro olan (38,20 TL-45,28 TL) besilik
hayvanları nasıl getirteceğiz?

· Borç yükü altında ezilen üreticilere hangi imkânlarla kredi kullandırıp bu hayvanları
getirttireceğiz?

· Bu maliyetlerle üretim yapıldığında tüketicilerimiz ucuz et ve süt ürünlerine 
nasıl ulaşacak?

· Yoğun ithalat talebine paralel yabancı ülke fiyatlarının yükselişini nasıl önleyeceğiz?

· Her şeyden önemlisi satıcı ülkeler yeterli sayıda ve kalitede canlı hayvan ve 
et vermek istemezlerse ne yapacağız?”

Çiğ süt fiyatlarını enflasyon gerekçesiyle frenlemenin aslında dolaylı yoldan enflasyon
ithal etmek anlamı taşdığı kaydedilen açıklamada, “Üreticileri damızlık süt hayvanlarını
kesip sektörden çıkmaya iten sebepleri iyi analiz etmeliyiz. Son dönemde çiğ süt
fiyatları, enflasyonu artırır gerekçesiyle Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme
ve Değerlendirme Komitesi tarafından belirlenmekte ve Ulusal Süt Konseyi’ne (USK)
açıklattırılmakta, konsey işlevsizleştirilip fiyat aslında bir anlamda frenlenmektedir.
Ancak, bunu aşmak için tarafların USK’da bir araya gelip maliyetleri de dikkate 
alarak pazarlık usulüyle çiğ sütün gerçek fiyatı oluşturulmalıdır. Dünyada serbest
piyasa ekonomisinden bahsedilen hiçbir ülkede böyle bir uygulamanın olduğu, olsa
bile başarıya ulaştığı duyulmamıştır. Fiyata yapılan bu müdahale uzun vadede gerek
üretici gerek tüketicinin hayrına olacak bir uygulama değildir. Kaynağı kurutmamız
halinde et ve sütte yüksek enflasyon kaçınılmazdır. Uzun süre çiğ süt fiyatlarını
sabitlemek, Ulusal Süt Konseyi’nin özenle hesapladığı maliyet kalemleriyle oynayarak
maliyeti düşürmeye çalışmak üreticiyi üretimden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz.
Bu şekilde davranarak, bugün bizim üreticilerimize verilmeyen o paraların çok daha
fazlasını yarın ithalatla dış ülkelerin üreticilerine vermek zorunda kalırız. Rusya’nın
buğdayda uyguladığı yüksek fiyatı ve vergileri unutmamalıyız, yaşananlar söylediklerimizin
yanlış olmadığını göstermektedir” denildi.

Milyonlarca üretici ve ailesi”nin ‘hayvanları kasaba gönderiyoruz’ diye çığlık attığı
kaydedilen açıklamada, milyarlarca dolar harcanarak oluşturulan damızlıkların kasaba,
üretimi artırmak için verilen milyarlarca liralık desteklerin boşa gitmemesi, 2008
yılında yaşanan krizin tekrar yaşanmaması için üreticilerin sesine kulak verilmesi
gerekiği çağrısı yapıldı.

Açıklamada, “Eğer fiyatlar önümüzdeki dönem için hak ettiği oranda revize edilmeden
bu şekilde uygulanmaya devam edecek olursa ne yazık ki hayvanların kasaba gidişi
hızlanacak, bunu et krizi takip edecektir. Dünyanın süt sektörü gelişmiş hiçbir 
ülkesinde, süt üreticileri piyasanın acımasız çarklarına mahkûm edilmemiştir. Bu
ülkelerde devlet her zaman üretici lehine pozitif bir ayrımcılık yapmaktadır. Çünkü
bilinmektedir ki, ‘süt üreticisi demek yerinde istihdam’ demektir, ‘süt üreticisi
demek milyonlarca aile’ demektir, ‘süt üreticisi demek şehirlere göçün önlenmesi’
demektir” denildi.

Ortak basın açıklamasında şu noktalara dikkat çekildi:

“Durdurulamayan yem fiyat artışları hem üreticiyi hem de süt sektörünün geleceğini
tehlikeye sokmaktadır. [Döviz](https://www.bloomberght.com/doviz)e bağlı gelişen
yem fiyat artışları bir türlü durdurulamamaktadır. Son bir yılda süt yemi fiyatı
yüzde 51, besi yemi fiyatı yüzde 48, mısır silajı fiyatı yüzde 31, yonca fiyatı 
yüzde 29, saman fiyatı ise yüzde 15 artmıştır.

Üreticinin süt fiyatı hariç, hiçbir şeye etkili müdahale edilememektedir. Çiğ süt
fiyatları enflasyonu artırıyor gerekçesiyle müdahaleye maruz kalmakta buna karşılık
yem fiyatları, ilaç fiyatları, elektrik fiyatları, sanayicilerin satış fiyatları,
marketlerdeki tüketici fiyatları hiçbir müdahaleye uğramamaktadır. Enflasyonun yükselişine
bir gerekçe aranıyorsa sorun sadece üretici fiyatlarında değil tüm zincirde aranmalı,
çözümlere buradan başlanmalıdır.

Üretici ne olacağını kestiremediği maliyet artışları karşısında nasıl üretime devam
edecek, nasıl geleceğini planlayacak? Nasıl işletme ölçeğini büyütecektir? Üreticilerimizi
sektörden küstürmemek, üretimden koparmamak, sektöre tutunmalarını sağlamak gerekiyor.”

Eldeki verilerere göre üreticinin bir litre çiğ sütü Ekim ayı itibariyle ortalama
3 lira 2 kuruşa sattığı hatırlatılan açıklamada, “Bu ayda yemin kilosunu da 3 lira
30 kuruşa satın almıştır. Bir litre süt satarak alabileceği yem bir kilo bile etmemekte,
0,92 kilo etmektedir. Bu parite son yılların en düşük paritesidir. Yetkililerde 
şöyle de bir inanış olduğunu görüyoruz; zam yapılan ayda fiyata süt teşvikini de
ekleyerek 1,3’te sabitlemeye çalışalım, sonraki aylarda ne olursa olsun. Ama iş 
maalesef öyle değil, yukarıda görüldüğü gibi tavsiye fiyat Temmuz-Aralık arasında
6 ay süreyle sabitlenmiştir fakat parite Ekim ayına kadar 1,03’ten 0,92’ye gerilemiştir.
Bu gerilemenin sebebi yeme gelen zamlardır. Yetkilileri belirlenen pariteyi sütün
sabitlendiği dönem boyunca korumaya yönelik tedbir almak için de çaba göstermeye
davet ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

Ortak basın açıklamasında, “Üreticilerimiz yemin kilosuna Ekim ayında 3 lira 30 
kuruş ödemişlerdir. 1,5 pariteye göre eline geçmesi gereken fiyat 4 lira 95 kuruş
olmalıdır. Bunun altındaki fiyat sürdürülebilirlikten ve üreticilerimizin beklentilerinden
uzaktır. Sektörde bu sorunların devam etmesi halinde süt üreticilerinin zarar görmesine
ve yabancı ülkelerin çiftçilerinin ithalat yoluyla finanse edilmesine neden oluruz.

Üreticilerimiz Dünya fiyatlarını takip etmektedir. Ulusal Süt Konseyi’nin 3 lira
20 kuruşluk fiyatına göre 100 litre için ele geçen brüt fiyat 25,60 Euro’dur. 3 
lira 2 kuruş net fiyata göre ele geçen fiyat ise 24,16 Euro’dur.

Gelişmiş ülkelerde 100 litre çiğ süt fiyatları ise şöyleydi; Yeni Zelanda’da 38,80
Euro, ABD’de 34,46 Euro, AB’de ise ortalaması 38,00 Euro’dur. Görüldüğü gibi gelişmiş
ülke üreticileri talep ettiğimiz fiyatı almaktadırlar.

Ulusal Süt Konseyi, pariteyi göz önüne alarak üreticilerin beklentilerine cevap 
verecek fiyatı 3’er aylık dönemler halinde açıklamalı ve paritenin korunması sağlanmalıdır.
Örneğin; 4 lira 95 kuruşluk fiyat açıklaması 1 Aralık 2021 ile 28 Şubat 2022 tarihleri
arasında geçerli olmalı, sonrasında güncellenmelidir” denildi. 

“Hayvancılık ülkemiz için bir millî güvenlik meselesidir” denilen açıklamada, “Ülkemizde
1 milyondan fazla süt işletmesi, 250 binden fazla da besi işletmesi vardır. Bu işletmelerde
parasal değeri 55 milyar liradan fazla olan süt üretimi, 41 milyar liraya yakın 
da kırmızı et üretimi gerçekleşmektedir. Bunun derisi, sakatatı, üretilen ve sanayiye
aktarılan süt ve et ürünleri, buna bağlı 7,6 milyar dolarlık ciroya sahip yem sektörü,
340 milyon dolara yakın dış ticareti, marketi, nakliyecisi, veteriner hekimi derken
birçok kesimin buradan geçimini sağladığı söylenebilir. Böylesine önemli bir sektörün
bel kemiği süt hayvancılığıdır.

Devletimizden daha önceki dönemlerde uyguladığı üzere hayvancılığımızın gelişimine
önemli katkılar yapan süt primi, süt tozu desteği gibi teşvik uygulamaları başta
olmak üzere diğer desteklerde de sektörümüzün güncel taleplerine göre politikalar
uygulamasını bekliyoruz.

Pandemi bize çok büyük dersler verdi. Paranız da olsa gücünüzü üretimden alamıyorsanız
her türlü dayatmalara ve baskılara boyun eğmek zorunda kalabilirsiniz. Özellikle
olağanüstü dönemlerde istediğiniz fiyatlara değil dayatılan fiyatlara ürün almak
zorunda kalır, vatandaşımızın ihtiyacını ancak öyle karşılayabiliriz” ifadelerine
yer verildi.
