# Tahvil zorunluluğu bankaları zorluyor

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/tahvil-zorunlulugu-bankalari-zorluyor-91873h/
- Yayımlanma: 2022-11-03T09:08:35+03:00
- Yazar: Selim Soydan

Yüksek bütçe açığı ve yüksek [enflasyon](https://www.borsatek.com/euro-bolgesi-imalat-sektorunde-daralma-daha-da-derinlesti-91843h)
ortamında Türkiye 2023 seçim yılını karşılayacak. Hazine ve Maliye Bakanlığı hem
bütçe açığını hem de seçim ekonomisinin finansmanını sağlamak için yüksek iç borçlanma
hedeflerini belirledi. Önümüzdeki üç ay 173.6 milyar lira iç borçlanma öngören Hazine’nin
2023 yılı hedefi ise 918.3 milyar lira. Merkez Bankası ile Bankacılık Düzenleme 
ve Denetleme Kurumu’nun ([BDDK](https://www.bddk.org.tr/)) aldığı makroihtiyati 
önlemler ise bankaları kredilendirme ve mevduat politikasında zorunlu sabit getirili
menkul kıymet alımına yönlendirirken Hazine’nin de düşük maliyetli borçlanmasını
sağlıyor. Bankacılık sektörünün yüksek risk uyarıları yaptığı zorunlu menkul kıymet
alımları uzmanlara göre hem seçimin hem de bütçe açığının finansmanının bankacılık
sektörüne yüklenmesi sonucunu doğuracak.

### Yüksek mevduat faizine uyarı

Dünya’dan Şebnem Turhan’ın haberine göre Merkez Bankası’nın TL mevduatın artırılmasına
ilişkin düzenlemede yaptığı son değişikliğin ardından bankacılık sektöründe TL mevduat
için yüzde 30’a varan faiz oranları gündeme geldi. Bankalar yüzde 10 civarı faizlerden
menkul kıymet alımı yapmak yerine kur korumalı mevduat hariç TL mevduatları artırmak
için faiz oranlarını yükseltti. Ancak buna da Merkez Bankası’ndan uyarı geldi. Merkez
Bankası bankaların faiz artırımının yaptıkları düzenlemelerin ‘ruhuna aykırı’ olduğunu
ve uygulamadan vazgeçilmesini istedi.

Öte yandan Hazine ve Maliye Bakanlığı da kasım-ocak dönemini kapsayan üç aylık iç
borçlanma stratejisini yayımladı. Bu dönemde yüksek miktarda iç borçlanma öngören
Hazine, bu ay 31.2 milyar liralık iç borç servisine karşılık 57 milyar TL’lik iç
borçlanma yapılması programlandı. Aralıkta 24.2 milyar TL’lik iç borç servisine 
karşılık 49.4 milyar TL’lik, ocakta 46.7 milyar TL’lik iç borç servisine karşılık
toplam 69.9 öngörüldü. Eylül sonundaki planda kasım için 31.2 milyar liralık iç 
borçlanma öngörülmüştü. Yeni planla kasım ayı artırıldığı gibi toplam üç ayda 1 
liralık ödemeye karşılık yaklaşık 1.7 liralık bir borçlanma öngörülmüş oldu. Kasımda
düzenlenecek 7 ihalenin ilki 7 Kasım’da olacak.

### Borçlanmada sabit getirilinin payı yüzde 58’e yükseldi

Yine Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıklamasına göre bankaları sabit getirili menkul
kıymet alımına yönelten makroihtiyati önlemler sonunda 2022 yılı başında yüzde 24,6
olan sabit getirili TL cinsi iç borçlanmanın ortalama maliyeti, 2022 Ekim ayına 
gelindiğinde yüzde 10,9’a geriledi. 2022 Ocak – Ekim döneminde ise yüzde 17,6 seviyesinde
gerçekleşti. 2019-2021 döneminde toplam iç borçlanmanın yüzde 38’i sabit getirili
TL cinsi senetler ile sağlanmışken, 2022 Ocak – Ekim döneminde sabit getirili TL
cinsi senetlerin iç borçlanmadaki payı yüzde 58’e yükseldi.

Hazine’nin 2023 planı da 2022’deki yaşananlara ve politikaya uyumlu şekillendi. 
2022 başında Hazine iç borçlanma hedefini 397.1 milyar lira olarak açıklamışken 
gerçekleşme tahmini 643.7 milyar liraya yükseltildi. Yani yüzde 62,1 artırıldı.

Yukarı yönlü revizyonlar eylül itibariyle yıllık 176.6 milyar liraya yükselen bütçe
açığının finanse etme çabalarının bir sonucu olarak yorumlandı. Hazine ve Maliye
Bakanlığı verilerine göre eylül ayında merkezi yönetim bütçe dengesi 78.6 milyar
lira açık verdi. 9 aylık bütçe açığı 45.5 milyar dolara ulaşırken eylül itibariyle
yıllık bütçe açığı da 176.6 milyar TL’ye yükseldi.

Vatandaşın tasarrufu da negatif getiride 2022 bütçe açığına yönelik Hazine’nin adımları
izlenirken uzmanlar 2023 bütçe hedeflerinde de seçim bütçesinin izlerinin görüldüğünü
vurguladı. Harcamalarda ve bütçe açığında artışın da finansmanı için de Hazine’nin
iç borçlanma hedefi 918.3 milyar liraya çıktı.

Makroihtiyati önlemler sadece bankacılık sektörüne yük getirmiyor. Hazine’nin düşük
maliyetli borçlanmasını sağlayan düşük faiz politikası TL mevduatın getirisinin 
negatif olması sonucunu doğuruyor. Merkez Bankası’nın faiz indirimleri sonrasında
TL mevduat faizi yüzde 15,4 seviyesine gerilemiş durumda. Üç ay önce yüzde 18 seviyelerinde
olsa da mevduat faizi yüksek enflasyonla getiri yine negatifdeydi. Aynı şekilde 
kurun baskılanması da kur korumalı mevduatın getirisinin düşük kalmasına neden oluyor.
Önceki dönemlerde yatırımcısını memnun eden KKM tercihi de son dönemde kurdaki baskı
nedeniyle yatırımcısına düşük mevduat faizi kazandıracak. Öte yandan BDDK’nın ve
Merkez Bankası’nın aldığı makroihtiyati önlemler tahvil faizlerinde sert düşüşe 
neden oldu. Bankaların menkul kıymet tutma zorunluluğu hem kredilerde hem de mevduatlarda
uygulanıyor. Alınan kararların başında bankaların yabancı para mevduatın yüzde 5’
ine kadar tahvil tutulması zorunluluğu geliyor. Bankalar yeni yıldan itibaren TL
mevduat oranı yüzde 50 ve yüzde 60’ın altında kalırsa ilave 2 ve 7 puan tahvil tutma
yükümlülüğü altındalar. Ayrıca KOBİ, esnaf, mali kesim, KİT, tarım, ihracat ve yatırım
kredileri, kurumsal kredi kartları hariç kullandırılan ticari kredilerin yüzde 30’
u oranında tahvil tutma şartı bulunuyor. Temmuz-aralık arasında söz konusu kredilerin
stok tutarının artış oranı yüzde 10’u aşarsa, aşan tutan kadar tahvil tutulması 
gerekiyor. Bunun yanı sıra kullandırılan ticari kredi faizi referans oranının 1,4
katını aşarsa yüzde 20, 1,8 katını aşarsa yüzde 90 tahvil tutma şartı da var.

### 5 yılda bankacılık sektörünün iç borçtaki payı yüzde 65 arttı

Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre eylül ayı itibariyle iç borç stokun yüzde
99,1’i yurtiçi yerleşiklerin elinde bulunuyor. Stokun yüzde 76’sı ise bankacılık
sektöründe. Bundan 5 yıl önce bankacılık sektörünün iç borç stokundaki payı yüzde
46,1 seviyesindeydi. 5 yılda sektörün elindeki iç borç stoku yüzde 65 artış gösterdi.
Dikkat çekici artış kamu bankalarında. Kamu bankaları neredeyse iki katı iç borç
stoku bulunduruyor 5 yıl öncesine göre. 2017 Eylül’de kamu bankaları iç borç stokundaki
elinde bulundurma oranı yüzde 17,7 iken Eylül 2022 itibariyle yüzde 37’ye çıktı.
Özel bankalarda da 5 yıl önce yüzde 17,1 olan pay şu an yüzde 21,2 seviyesinde. 
Yabancı yatırımcıların ise 5 yılda iç borç stokundaki payı yüzde 95,6 azaldı ve 
yüzde 20,4’ten yüzde 0,9’a indi.

**TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Özatay**: Zaten bütçe açığı verince Hazine’nin
başka finansman yolu yok, tahvil satacak. Bankalar da bu tahvillerin bir kısmını
portföyünde tutacak bir kısmını satacaklar. Ancak miktarlar çok yükseldi. Ve normal
koşullarda bu döngü bankaların kendi isteğiyle oluyor, Hazine ihaleye çıkıyor, bankalar
teklif veriyorlar Hazine de ne kadar teklifi karşılamak istiyorsa karşılıyor. Ama
şimdi bir zorlama var. Onun dışında faiz çok düşük ve tahvilin fiyatı artıyor sonuçta
ilerde faizlerin artırıldığını düşünelim bankalar buradan zarar yazacaklar. İşlerini
zorlaştırıyor. Bu bankaların ne kadar etkiler portföy yapılarına bağlı bilemiyorum.
Faiz yükseldiğinde ellerindeki tahvillerin değeri düşecek. Önemli olan başta bir
yanlış karar alıyorsunuz faizi indiriyorsunuz, o önce kuru sıçratıyor, sonra enflasyon
sıçrıyor, kur sıçramasından ürküyorsunuz bir sürü dolu karar alıyorsunuz dövize 
talep olmasın diye ama bir sürü düzenleme yapıyorsunuz yetmiyor. Ardından kredi 
ve mevduata sıra geliyor. Bunların hepsi zorluyor ve başka kırılganlıklar yaratıyor.
Hiçbir ülkede faizler hep düşük olmaz ki düşük ve yüksek olduğu dönemler vardır.
Bu mevcut sistem içinde başka sistem tasarlanırsa, ekonomiyi kapatıyor, sermaye 
hareketlerini yasaklıyorsunuz ve her şeyi tek merkezden kontrol ederseniz olabilir.
Faiz şudur, bunlara kredi açabilirsiniz olabilir bu başka bir dünya ama o dünyada
mıyız onu da bilmiyoruz. İkisinin arasındayız. Her şey merkezden kontrol edildiği
dönemler vardı, 70’lerde kredi mevduat faizlerine sınır vardı. Bu ikisinin ortasında
bir yerdeyiz onun için karışıklar çıkıyor. Onu da savunanlar olabilir ama o sistemi
tasarlamak lazım bir ayağı burada diğeri başka yerde karışıyor işler.

**Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara**: Bankalara ilave olarak
uzun vadeli tahvil tutma yükümlülüğünün getirilmesi bilançolarında vade ve faiz 
riski oluşturuyor. Bankalar bunu kredi vadelerini kısaltarak telafi etmeye çalışıyorlar.
Şu an itibarıyla yönetebiliyorlar ancak ilerde faizler beklenenden çok daha yüksek
seviyelere çıkarsa bankacılık sektörünün sermayesi ciddi anlamda aşınabilir. Faiz
artınca ekonomi zaten yavaşlayacak, bazı şirketler iflas edecek ve bankaların aktif
kalitesi bozulacak. Bunun üzerine bir de uzun vadeli devlet tahvillerinden gelecek
kayıpların eklendiği bir durumda bankacılık sisteminin zorlanabileceğini söyleyebiliriz.

**TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Doç, Dr. Atılım Murat**: Orta vadeli programdaki 2021 bütçesine
bakınca muazzam bir seçim bütçesinin olduğu görülüyor ve açık konuşmak gerekirse
hayatımda hiç görmediğim bir harcama fırtınası gelecek seçim öncesinde. Bir şekilde
bunun finanse edilmesi gerekiyor. Son dönemde açıklanan düzenlemeler tedbirlere 
baktığımız zaman da bu maliyetin bankacılık sektörüne yıkılacağı görülüyor. Bankacılık
sektörünün şikayetleri var ama seçime kadar bu şekilde devam edecek. Ama KKM’den
gelen yükü, ama seçim için yapılacak bütçe harcamalarının bir kısmı bankacılık sektörü
tarafından karşılanacak bu çok net. Yüzde 10 tahvil faiziyle risk alacağıma mevduatta
yüzde 30 vereyim diyen bankalar vardı Merkez Bankası uyarısıyla yine bunun önüne
geçildi. Politika yapıcıların aklındakiler çok net anlaşılıyor seçime kadar bankalardan
finanse edecekler. Bankalar da düşük faizli tahvilleri düşük faizli menkul kıymetleri
bilançolarında taşıyarak ciddi şekilde risk almış olacaklar.

**Fortuna Capital CEO’su Dr. Altuğ Özaslan**: Menkul kıymet alımı bankacılık sektörünün
tercihlerini kendi inisiyatifinden çıkaran ve serbest piyasa dinamiklerinin aksine
bir zorlamadır. Bu baskı ile yüksek enflasyon sebebiyle artan vergi gelirlerine 
rağmen 2022 yılında %180 çevirme oranıyla borçlanan Hazine, tarihi yüksek enflasyon
döneminde tarihi düşük reel faiz ile ve ortalama fonlama vadesi yükseltilerek fonlanıyor.
Bunun iktisat biliminde adı borç monetizasyonudur. Ama borç monetizasyonu bile genelde
serbest piyasa dinamikler içinde gerçekleşirken, bu durum borç monetizasyonunu dahi
1 seviye öteye taşıyarak Türkiye’de bankacılık sektörünü -65% reel faiz ile 5 yıl
ve üzere tahvil almak zorunda bırakıyor. Bu da demek oluyor ki, KKM gibi ortodoks
ekonomi politikası araçlarının kamuya maliyeti ve seçim ekonomisinin maliyeti, halının
altına süpürülür gibi bankacılık sektörünün bilançosuna doğru süpürülüyor. Bu orta
ve uzun vadede, en sağlam sektörümüz olan bankacılık sektörü için istenmeyen riskleri
doğurmaya gebe bir politikadır. Umarım bu politikalar neticesinde 90’lı yılların
tarihinin kafiyeli olduğunu görmeyiz.

**Ekonomist Uğur Civelek**: Konu şu enflasyon yüzde 80’nin üzerinde kalırken yüzde
50’nin altına düşmesi beklenmezken yüzde 10,5 referans faiz var, yüzde 20’lerden
kamu finansmanını nasıl sürdürecekler? Bankalara kamu finansmanı için angarya salınıyor.
Bütçe açığı yüksek ve finansman lazım ve bunu düşük faizle yapmak istiyorlar. Eki
açıdan bakılmalı, bankalar tek başına bu yükü çekemez. Bankalar aracıdır. Bankalardan
yüksek bütçe açığında ortaklık istiyorlar. Düşük faizle seçim finansmanını karşılasınlar
istiyorlar bankalardan ve bunu yapmaya zorluyorlar. Bankalar aracıdır bu finansman
yine vatandaştan gelecek. Bankalarda risklerini azaltma konusunda adımları olduğunu
görüyoruz. Yeni kredi vermek isteksizliği var, bir takım kurumsal kredilerin geri
alabilmesi için menkul kıymet tavsiyesi var, halka açılsın tahvil ihraç etsin bankaya
olan borcu ödesin isteniyor. Bankalar büyümek istemiyor, iki ateş altında sıkışmış
vaziyetteler. Bu kötü bir yol bu yolun sonu yok. BDDK, Merkez Bankası ve siyaset
de o yola sürmeye çalışıyor. O yola giren bankalar çıkamaz bu gidiş kredi kalitesini
çökertiyor.
