# TL’de yaşanan dalgalı kur şoku

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/tlde-yasanan-dalgali-kur-soku-39461h/
- Yayımlanma: 2018-08-31T12:24:39+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

JCR Eurasia Rating Başkanı Orhan Ökmen, Türkiye’nin ekonomik gündemine ilişkin yaptığı
değerlendirmede, ” TL’deki ani, hızlı ve yüksek frekanslı değersizleşme süreci, 
kontrol ufkunun dışına çıkmış, dalgalı kur şokuna dönüşmüştür” dedi.

Ökmen açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“TL’deki ani, hızlı ve yüksek frekanslı değersizleşme süreci, kontrol ufkunun dışına
çıkmış, dalgalı kur şokuna dönüşmüştür.

Ekonominin odak noktası, kur hareketlerine çevrilmiş olmakla beraber, Türkiye’nin
makro dengesizlikleri döviz piyasalarında yaşananlardan daha da derinlerdedir. Döviz
piyasalarındaki TL’nin dış değerinde oluşan yüksek oynaklık bugünden ziyade gelecekte
olacakların öncü işaretleridir. 
Türkiye’ de kararlı, tek hedefli ve derli toplu
bir politika seti henüz oluşturulamadığı için piyasaların volatilitesi daha da karışmaktadır.
Yatırımcılar açısından Türkiye’de somutlaşan bir politika tepkisi henüz bulunmamaktadır.
Maliye ve para politikalarının etkinliği azalmış durumdadır. Seçimlerden bu yana
ekonomi politikalarında politik yön belirsizliği devam etmektedir.

Türkiye’nin dış şoklara karşı var olan çıpaları giderek zayıflamaktadır.

Türkiye ekonomisi açısından yumuşak bir dengelenme olanağı artık azalmıştır: Yaşanan
kur şoku nedeniyle, bu aşamadan sonra, stagflasyon veya resesyon hallerinden herhangi
birine yol açmadan ekonominin yumuşak iniş olasılığı ve kolay çözüm üretme olanakları
azalmıştır. 
Resesyona veya stagflasyona yol açmadan, enflasyonun ve cari açığın
kontrol altına alınması, ekonomik dengesizliklerin toparlanması zorlaşmıştır. Başlamış
olan ekonomik yavaşlama, politika yapıcıları tarafından faiz ve döviz bazlı tedbir
seçeneklerinden hangisinin ne ölçüde kullanılacağına bağlı olarak derin bir resesyona
veya stagflasyona yol açacaktır.

Ekonomik tepkimenin, stagflasyon veya resesyondan hangisine doğru evrileceği, politika
yapıcıların tercih edeceği yüksek-orta-düşük-sıfır oranlı faiz ayarlamalarına ve
krizin maliyetinin paylaşımına göre şekillenecektir.

Özellikle ABD ile yaşanan kriz başta olmak üzere dış politika alanındaki artan stres
ve küresel ekonomik atmosfer, yüksek oranlı ve ani bir faiz artışının ekonomiye 
sağlayacağı olumlu katkıları engelleyecektir: ABD ile devam eden gerilimli ilişkilerin
bir an önce ortadan kalması halinde yapılacak yüksek tutarlı bir faiz artışı TL’deki
değersizleşme sürecini durduracak ve hatta TL nin değer kazanmasına, enflasyonun
azalmasına, cari açığın düşürülmesine ve dış finansman ihtiyacının tedarikinde yeni
olanakların oluşmasına yol açabilecektir. Ancak, diğer taraftan da yüklü bir faiz
artışı dayanıklı tüketim malları üreten sektörü konut sektörü gibi faize duyarlı
ve iç piyasaya odaklı sektörleri olumsuz olarak etkileyecektir. Özellikle konut 
sektöründe finansal güçlük vakaları artacaktır. 
Yüksek oranlı bir faiz artışı, 
enflasyon ve cari açığın kontrol altına alınmasını kolaylaştıracak bir yöntem olmakla
beraber, aynı zamanda da yatırım iştahını, kredi talebini ve toplam talebi daha 
da azaltacak ve ekonomi genelini uzun süreli bir resesyona sokacaktır.

Faiz oranlarının artırılmaması seçeneğinin tercih edilmesi halinde de TL’deki dalgalı
değersizleşme süreci devam edecek, bir yandan firmaların döviz borçlarının çevrilmesi
daha da zorlaşacak, diğer yandan da döviz-fiyat geçişkenliği nedeniyle enflasyon
hep canlı kalarak ekonomiyi stagflasyonist bir sıkışmanın içerisine itecektir.

Döviz şokunun etkileri, bir faiz artışına gidilmeden ekonomiye yansıtılırsa firma
iflaslarının artması, kredi ve ekonomik daralması, enflasyonun daha da katılaşması,
yani stagflasyonist bir ekonomik safhaya evirilmesi kaçınılmaz olacaktır. Ayrıca
faiz artışı yapılmaması ve konut sektörü başta olmak üzere faize duyarlı sektörlerin
ve yerli üretimin desteklenmesi yönündeki politikaların devam etmesi halinde de 
enflasyon tamamen kontrolden çıkacaktır.

Merkez bankasının dolaylı ve kaçamak müdahaleleri günlük ve anlık etkilerin dışında
uzun vadeli bir işlevsellik taşımamaktadır: Döviz krizinin kontrol altına alınması
için Merkez Bankası’nın dolaylı yollardan örtülü faiz artışlarına devam edilmesi
halinde de ekonominin bozuk dengelerini pozitif yönde etkileyeceğini beklemek olası
değildir.

Kısa vadeli büyümeyi ve mega alt yapı projelerini her ne pahasına olursa olsun makroekonomik
ve finansal istikrarın aleyhine önceliklendirilmesi ekonomiyi iyice yoracaktır.

Ülkelerin dış ticaret işlemlerinde rezerv paraların aracılık fonksiyonunu ve kullanım
yaygınlığını yok etmeye yönelik beklenti ve çabalar, ekonomi politikası açısından
anlamlı ve işlevsel sonuçlar üretmez: Türkiye açısından yerel para cinsinden uluslararası
ticaret önemli bir potansiyele sahip olmakla beraber, bu yolla üçüncü ülkelere ait
rezerv paraların kullanımının önüne geçilebileceğini ve önemsiz hale getirilebileceğini
beklememek gerekir. TL ile yapılacak dış ticaret önemli bölgesel işbirlikleri yaratabilecek
olmasına rağmen, dolar, euro gibi yüksek kalibreli rezerv paraların kullanımını 
ve önemini azaltacak bir güce ulaşacağını bekleyemeyiz. Yerel paraların aracılığıyla
gerçekleşen dış ticaretlerde, ithalat-ihracat farkına tekabül eden kısmın parasal
bedeli merkez bankaları tarafından istense dahi yerel paralarla çözülememekte ve
rezerv para tedariğini zorunlu kılmaktadır.
Türkiye’deki ekonomik problemlerin ve
sıkışmışlığın çözümüne öncelikle siyasetten başlanılması gerekmektedir. Zira Türkiye’ye
karşı yatırımcı algısının bozulma nedeni temel olarak merkezileşmeye çalışan siyasette,
tam tersi istikamette ortaya çıkan dağınıklık ve kurumsal zayıflamalardır. Türkiye
ekonomisinde yapısal, siyasi ve yargı ile ilgili sorunlar bulunmaktadır. İnsan hakları,
mülkiyet hakkı, ifade-basın özgürlüğü, güçler ayrılığı, kamu kurumlarının özerkliği
alanlarında uluslararası hukuka ve AB standartlarına tam entegrasyon sağlanması 
yönünde değişim iradesi gösterilmeden, ekonomik temelli tedbirlerin işlevselliği
ve yatırımcı güveni sağlanamayacaktır. AB ile uyum ve işbirliğine yönelik yapılan
reform ağırlıklı açıklamaların umut verici bir açılım başlangıcı olduğu iyimserliği
içerisindeyiz. “
