# TÜİK için ağır suçlama: Güvenirliği kalmadı

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/tuik-icin-agir-suclama-guvenirligi-kalmadi-24277h/
- Yayımlanma: 2017-06-14T18:37:44+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

CHP’nin ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısi Aykut Erdoğdu, TÜİK’in karar 
alma mevkiindeki kişilerin şeffaflıktan uzaklaştığını bildirerek, “Resmi istatistiklerin
güvenilirliği aşınmıştır” dedi.

Erdogdu, TÜİK’in Aralık 2016’da yaptığı Mili Gelir artışındaki değişiklikleri anlattığı
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı sunuma ilişkin değerlendirmede, “mantıksız
komplo teorileriyle tarihimiz tahrif edilirken, istatistiki verilerin güvenilirliği
ortadan kaldırılarak, fikir insanlarının bu tahrifata karşı durma çabasının akamete
uğratılmak istendiğini” ifade etti.

Erdoğdu’nun konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 13 Haziran 2017 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe 
Komisyonu üyelerine bir bilgilendirme sunumu yapmıştır. Bu sunumda 12 Aralık 2016’
da ulusal hesaplar sisteminde kurumun yaptığı revizyon tartışılmıştır.

Bu tartışmalar sonrasında tespitlerimiz şunlardır: 

TÜİK’in geçtiğimiz yıl Aralık ayında yaptığı hesaplama revizyonu sonucunda 2015 
yılı milli gelirimiz 720 Milyar Dolardan 861 Milyar Dolara yükselmiştir. TÜİK revizyonun
Avrupa Muhasebe Standartlarına (ESA2010) uyum kapsamında yapıldığını söylemektedir.

Ancak revizyon sonucu ortaya çıkan milli gelir artışının çok küçük bir kısmı Avrupa
standartlarına uyumdan kaynaklanmaktadır.

TÜİK (2009 yılını baz alarak) 2012 yılı milli gelirimizi yeniden hesaplamış ve Türkiye’nin(
eski seride) 1 trilyon 417 milyar TL olan 2012 yılı milli gelirini 1 trilyon 570
milyar TL olarak revize etmiştir.

AB standartlarına uyum nedeniyle yapıldığı söylenen bu revizyon 2012 yılı milli 
gelirimizde yaklaşık 153 Milyar TL’lik artışa neden olmuştur. Bu artış oransal olarak%
10.79’dur.

Revizyon sonucu ortaya çıkan 10,79 puanlık milli gelir artışının sadece 1,03 puanı
AB standartlarına uyum ile açıklanabilmektedir. Kalan 9,76 puanlık artış TÜİK’in
hesaplama yöntemindeki değişiklikten kaynaklanmıştır. Yani TÜİK rakamlarında ortaya
çıkan değişiklik ağırlıklı olarak ESA 2010’dan değil hesaplama yöntemindendir. Ölçüm

sorunlarından kaynaklanan fark ise 10,79 puanlık genişlemenin 7,97’sini açıklamaktadır.
Diğer bir deyişle, “ölçüm sorunları” ekonomide TÜİK tarafından çizilen pembe tablonun
en önemli bileşenidir.

Özellikle imalat sanayi ve inşaat sektörlerine ilişkin aşırı artışlar kamu kurumlarından
uzun zaman veri alınamamasına (Maliye Bakanlığı vs.) bağlanmıştır. Bu açıklama ikna
edici değildir. Bu iki sektöre ilişkin eski ve yeni seriler arasındaki farkın kaynakları
açıklanamamıştır.

Açıklanan rakamları teyit imkânı sağlayacak birikim hesabı, finansal hesaplar, diğer
değişim hesapları, yeniden değerleme hesapları ve açılış ve kapanış bilançoları 
açıklanamamıştır.

Sektör gelirleri ile sektör endeksleri arasındaki kopuş açıklanamamıştır. Bu konuda
örneğin, inşaat sektör endeksi 2009 -2015 arasında %6,41 artmışken inşaat geliri%
12,24 artmıştır.

TÜİK bu revizyonla geçmişte yaptığı bütün hesapların eksik ve yanlış olduğunu kabul
etmiştir. TÜİK yaptığı revizyonları şeffaf yürütmemiş ve bu değişikliklerle ilgili
kamuoyunu ikna edememiştir.

TÜİK bu radikal ve izah edilemez değişikliklerle başta Orta Vadeli Program, Orta
Vadeli Mali Plan ve kamu bütçesi olmak üzere temel tüm belgeleri geçersiz kılmıştır.

Maliye Bakanlığı ve benzeri kurumlardan alınacak idari kayıtların önümüzdeki dönemde
hem ulusal hesap sisteminde, hem de kısa dönemli iş istatistiklerinde kullanılacağı
ve anket çalışmalarının sınırlandırılacağı anlaşılmaktadır. TÜİK Başkanı Türkiye’deki
kültürel etmenleri gerekçe göstererek anketlerle güvenli veri toplanamadığını iddia
etmiş ve halkımız arasında “parayla imanın kimde olduğunun” bilinemeyeceğine ilişkin
bir inancın yaygın olduğunu paylaşmıştır. Bu iddia zımnen halkımızın dürüst olmadığı
varsayımıyla hareket eden 
iflas etmiş bir zihniyetin ürünüdür.

Her ölçüm için idari kayıtların kullanılması ve diğer ölçüm tekniklerinin bir kenara
itilmesi TÜİK’in bilgi birikimini heba etmektedir. Karşımızda, yeni bir İskenderiye
Kütüphanesi kundakçılığı vakası durmaktadır zira TÜİK on yıllardır toplanan birçok
seriyi besleyecek veriyi artık toplamaktan vazgeçmektedir. Yapılan açıklamada 
ulusal
hesap sisteminden elde edilen veri ile iş istatistiklerinden çıkan veri arasında
zamanla uyum oluşacağı söylenmektedir fakat bu açıklama kamuoyunu yanıltma amacı
taşıyan bir totolojidir çünkü uyum, iş istatistiklerinin de büyük oranda idari kayıtlar
ile üretilmesiyle sağlanacaktır. Aynı veriden iki farklı sunum yapılacak ve verinin
uyumlaştığı iddia edilecektir. Oysa yapılan iş aynı veriyi iki farklı pakette sunmaktan
ibarettir.

Tüm bu sorunların yanı, sıra anket çalışmaları ile derlenmiş verinin güvenilirliğinin
bizzat TÜİK yetkililerince tartışmaya açılması TÜİK’in geçmişte sunduğu tüm veriyi
de kuşkulu hâle getirmektedir.

Yurtiçi tasarruf oranına ilişkin soruların tümü geçiştirilmiştir. Bu tutum yeni 
hesabın “tutturulamadığı” her kaleme ilişkin değerlerin tasarruf miktarına eklendiği
kuşkusunu uyandırmaktadır.

TÜİK Başkanı en azından uzmanların ve akademisyenlerin veri setini detaylarıyla 
incelemesine izin verilmesi gerektiği ve bu sayede yapılacak bağımsız değerlendirmenin
kamuoyunun kuşkularını nispeten giderebileceğine ilişkin önerilere “teşhisinin inanılırlığını
sağlamak için bir cerrahtan hastasının batınını açmasının” istenemeyeceğini 
söyleyerek
karşılık vermiştir. Bu yerinde olmayan benzetme TÜİK’in karar alıcı pozisyonundaki
kişilerin şeffaflık ilkesinden ne denli uzaklaştığını ve milletimize ne gözle baktığını
açıkça ortaya koymaktadır. Halbuki istatistiki verilerin güvenilir, tutarlı, güncel
ve şeffaf olması etik değil, yasal bir zorunluluktur.

Yukarıda yer alan tespitlerimizden anlaşılacağı üzere TÜİK’in revizyon sonrası açıkladığı
Türkiye Ekonomisinin temel makroekonomik verileri güvenilir değildir.

Bu güvenilmez rakamların siyasi baskıyla değiştirilmiş varsayımlara ve hesaplama
biçimlerine dayandığı şüphesi duymaktayız. Şüphe olguya işaret etse de etmese de,
netice resmi istatistiklerin güvenilirliğinin aşınmasıdır. Bu güven aşınması da 
iktidarın temel hedefidir çünkü bir taraftan akla, mantığa ve olgulara dayanmayan
komplo teorileriyle tarihimiz tahrif edilerek halkımızın geniş kesimleri aldatılırken,
öte taraftan istatistiki verinin güvenilirliği 
ortadan kaldırılarak fikir insanlarımızın
bu tahrifata karşı durma çabası akamete uğratılmak istenmektedir. Güvenilir verinin
üretilmediği bir toplumda gerçeklik algısını komplo teorileri kurar. Komplo teorilerinin
bilimsel çalışmalara galebe çalması ise bu iktidarın amaçlarına hizmet eder.

Bu şüphenin gerçek olması halinde açıklanan rakamlara güvenerek yanlış kararlar 
veren başta kamu olmak üzere tüm kişi ve kurumların gelecekte uğrayacakları zararın
müsebbibi bu hesapları yaparak kamuoyuna açıklayanlar ve açıklatanlar olacaktır.”
