# Türkiye-ABD ilişkileri: ‘Yaptırım krizi’ sonrası neler yaşanabilir?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/turkiye-abd-iliskileri-yaptirim-krizi-sonrasi-neler-yasanabilir-38985h/
- Yayımlanma: 2018-08-04T10:42:24+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Türkiye-ABD ilişkileri, Washington’un İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı
Abdülhamit Gül’e yaptırım uygulama kararı almasıyla yeni bir döneme girdi.

Yaptırım kararının gerekçesi, Türkiye’de ev hapsinde bulunan ABD vatandaşı Pastör
Andrew Brunson’ın serbest bırakılmaması.

Karar ise Ankara-Washington hattındaki gerginliğin hangi boyuta ulaştığını gösteriyor.

ABD, bazı vatandaşlarının ve Türkiye’deki misyonlarında görev yapan iki yerel çalışanının
tutuklanmasının ardından vize başvurularını bir süreliğine durdurmuştu. İki ülke
arasındaki görüşmelerin ardından vize uygulaması yeniden başlamıştı.

Washington’un rahatsızlık duyduğu diğer bir konu ise Türkiye’nin Rusya’dan S-400
füze savunma sistemi satın almayı planlaması.

Bunun üzerine ABD’nin başta F-35 yeni nesil savaş uçakları olmak üzere Türkiye’ye
büyük askeri malzeme satışını geçici olarak durdurma yolunda adımlar atması, iki
ülke arasında sıkıntı yaratıyor.

Washington, Türkiye’den, İran’a uygulamayı planladığı yaptırımlara destek vermesini
istiyor. Ankara ise bu talebe sıcak bakmıyor.

Türkiye’nin ABD ile ilgili en büyük rahatsızlığı ise 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin
sorumlusu olarak görülen Fethullah Gülen’in iade edilmemesi.

Ankara aynı zamanda ABD’nin Suriye’de Kürt silahlı grup Halk Savunma Birlikleri’ne(
YPG) destek vermesini de sıklıkla eleştiriyor.

‘Karşılıklı güveni erozyona uğratan bir dizi sorun’
Ekonomi ve Dış Politika Araştırma
Merkezi (EDAM) Başkanı Sinan Ülgen, ABD’nin yaptırım kararıyla yaşanan bu süreci,“
İki NATO müttefiki arasındaki tarihte görülmemiş derinlikte bir kriz” olarak tanımlıyor:

“Sonuçta geçmişte de Türkiye ile ABD arasında sorunlar yaşandı. 1964 Johnson mektubu,
1974 Kıbrıs Harekatı sonrasındaki silah ambargosu, 2003 Irak krizi gibi. Ama geçmişteki
krizler tek bir önemli konuya odaklıydı. Oysa ki bugün gelinen noktada, Türk-Amerikan
ilişkileri birkaç yıldır çözülemeyen ve çözülemediği için de biriken, biriktikçe
de karşılıklı güveni erozyona uğratan bir dizi sorundan muzdarip.”

ABD merkezli düşünce kuruluşu Alman Marshall Fonu (German Marshall Fund) Ankara 
Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı’ya göre ise Washington’un iki Türk bakana yaptırım
uygulama kararı, ABD ve Türkiye arasındaki ikili ilişkilerin ve karşılıklı güvenin“
zayıfladığını” gösteriyor.

Ünlühisarcıklı, yaptırımları şu şekilde değerlendiriyor:

“Bu yaptırımlar, ABD-Türkiye ilişkilerine büyük zarar vermesinin yanısıra, Türkiye’nin
Batı ve NATO ile ilişkilerinin zayıflamasına yol açacak bir kısır döngüyü harekete
geçirecektir.

“Üstelik ABD ve Türkiye toplumları arasında da telafisi zor bir negatif algı oluşacaktır.
ABD toplumu Pastör Brunson davasını bir din adamına yönelik kabul edilemez bir insan
hakları ihlali olarak görürken Türkiye’deki tüm siyasal kesimler ABD’nin bu konuda
Türkiye’ye yaptığı baskıyı Türk yargısına dış müdahale ve Türkiye’ye saygısızlık
olarak algılamaktadır.”

‘İki tarafın karşılıklı hayalkırıklığı yaşananları tetikledi’

ABD merkezli düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nün Türkiye uzmanlarından olan
Amanda Sloat da, yaptırım kararına kadar varan süreci şu şekilde özetliyor:

“Son yıllarda iki ülke de birbirine karşı rahatsızlık duyacakları meseleler yarattı.
Türkiye, Gülen’in iade edilmemesi ve YPG ile kurulan işbirliğinden ötürü memnun 
değil. ABD, Türkiye’de demokrasinin gerilemesinden, özellikle de darbe girişiminden
sonra Amerikan vatandaşları ve ABD konsolosluğunda çalışan Türklerin suni terörizm
suçlamaları ile hapse konulmasından ötürü kaygılı. ABD aynı zamanda Türkiye’nin 
NATO sistemleriyle uyumlu olmayan S-400’leri Rusya’dan almak istemesi ve NATO’dan
uzaklaşması ihtimalinden rahatsız.”

Eski ABD Başkanı Baracak Obama döneminde Güney Avrupa ve Doğu Akdeniz ilişkileri
uzmanı olarak görev alan Sloat, Trump yönetiminin son bir yıl içinde rahatsızlıklarını
diplomatik olarak çok defa dile getirdiğini söylüyor.

Sloat, Kongre’nin Türkiye’ye çok kızgın olmasına rağmen Trump yönetiminin Kongre’yi
birtakım yasa tasarılarını geçirmekten alıkoyduğunu belirtiyor:

“Washington’da, yönetimden ve Kongre’den çok sayıda kişi Türkiye’nin kaygılarına
cevap verilmesi yönünde gerekli adımlarım atıldığı görüşünde. Ancak Türk hükümetinin
onların kaygılarına yanıt verdiğini düşünmüyorlar. İki tarafın karşılıklı hayal 
kırıklığı en son yaşananları tetikledi.”

‘Halkbank’a verilecek ceza düşünülenden yüksek olabilir’

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 satın alma planlarına yönelik olarak ABD Kongresi, önümüzdeki
yıl için hazırlanan savunma harcamaları yasa tasarısına, Türkiye’ye F-35 yeni nesil
savaş uçakları ve büyük askeri malzeme satışını geçici olarak durduran bir madde
ekledi.

Aynı zamanda ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi, Dünya Bankası nezdindeki Uluslararası
Finans Kuruluşu gibi kurumların Türkiye’ye verilecek kredilerin onay sürecinde ABD’nin
veto kullanmasını öngören tasarıyı kabul etti.

Yaptırım uygulama kararı ise ABD Hazine Bakanlığı’nın Yabancı Varlıkların Kontrolü
Bölümü (OFAC) tarafından, Küresel Magnitsky Yasası kapsamında tanınan yetkiler uyarınca
alındı.

2016 tarihli Küresel Magnitsky Yasası, ABD hükümetinin dünyada yolsuzluk ya da insan
hakları ihlallerine karıştığı gerekçesiyle bireylere, şirketlere ya da diğer kurumlara
yaptırım uygulamasına olanak tanıyor.

Bu yasa uyarınca bugüne kadar Rusya’dan 100’ün üzerinde gerçek ya da tüzel kişi 
yaptırım listesine alındı.

Özellikle Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna krizine müdahalesi nedeniyle çok sayıda
isim ABD’nin “kara listesine” girdi.

Sinan Ülgen, Ekim ayındaki mahkeme sonrasında Brunson’ın serbest bırakılmasının 
Magnitsky yaptırımlarını uygulamadan kaldıracağını, Brunson’ın serbest bırakılmaması
takdirinde ikili ilişkilerin daha da bozulacağını ve bu yaptırımların kapsamının
genişleyebileceğini vurguluyor.

Ülgen, Brunson meselesi çözülse bile diğer alanlarda yaşanan görüş ayrılıklarının
ilişkileri olumsuz etkilemeye devam edeceğini düşünüyor.

Ülgen’e göre Halkbank’a kesilmesi muhtemel ceza ve Türkiye’nin S-400 alımı ile bağlantılı
olarak uygulanabilecek potansiyel yaptırımlar, iki ülke arasında çözüme ulaştırılması
en zor meseleler.

ABD’de görülen Halkbank’ın eski genel müdür yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın davası
da iki ülke arasında sorun yaratan konulardan.

İran’a yaptırımların delinmesi davasında Atilla’nın suçlu bulunması, ABD Hazine 
Bakanlığı’nın Halkbank’a yaptırım uygulayabileceği ihtimalini doğuruyor.

Özgür Ünlühisarcıklı, ABD Kongresi’nde hazırlanan iki yaptırım tasarısına işaret
ederek, “Kaldı ki ABD Türkiye’ye bu boyutlarda yaptırım uygularsa Halkbank’a verilecek
cezanın da düşünülenden yüksek olması beklenebilir” yorumunda bulunuyor.

Ünlühisarcıklı, iki tarafın diplomatlarının bir çözüme ulaşmasının ABD’nin, Türkiye’nin
ve NATO’nun çıkarına olduğunu vurguluyor.

Amanda Sloat ise “İki taraf için de bu anlaşmazlığa diplomatik bir çözüm bulmak 
için kızgın bir söylem yerine sakin müzakerelere dönmenin önemi büyük. Kesintiye
uğramış ilişkiler iki ülkenin de ne siyasi ne de ekonomik olarak çıkarına değil”
diyor. BBC Türkçe
