# Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Aran: Ben bir güven artışı görüyorum

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/turkiye-is-bankasi-genel-muduru-aran-ben-bir-guven-artisi-goruyorum-69384h/
- Yayımlanma: 2021-08-25T14:42:54+03:00
- Yazar: Selim Soydan

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, ekonomik sıkıntıların aşılmasında, öngörülebilirliği
sağlamanın, serbest piyasa dinamiklerine güvenmenin, kararlı ve sabırlı duruşun 
anahtar olduğunu belirterek, “Ben bir güven artışı olduğunu ve ilk adımının gerçekleşmeye
başladığını görüyorum.” dedi.

Bankanın 97. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla AA muhabirine açıklama yapan Aran, dünya
ve Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Salgın döneminin ekonomik ve sosyal yaşantıya etkilerine işaret eden Aran, bu dönemde
ülkelerin borçluluk oranlarının önemli ölçüde arttığını, likidite bolluğu oluştuğunu,
bunun enflasyona neden olduğunu ancak dünyada likidite bolluğundan eşit şekilde 
yararlanılmadığını söyledi. Bunun oluşturduğu önemli risk unsurlarının nasıl yönetileceği,
politikaları nasıl etkileyeceği konusunun önem kazandığını vurgulayan Aran, şöyle
devam etti:

“Kaynakların topyekun seferber edildiği böyle bir süreçte verimliliğin nerelerde
arttığı, verimsizliğin nerelerde oluştuğu, ekonomik, finansal sorunlarla istihdam
ve gelir dağılımı gibi toplumsal sorunların nasıl, nerede, ne şekilde dengeleneceği
önem kazandı. Bu konular, ekonomik olduğu kadar sosyal anlamda da dikkatli hareket
edilmesi gereken, riskler barındıran hususlar. Nasıl sağlık konusunda bir bilim 
kurulu oluşturulduysa pandemiden çıkışla ilgili de ülkelerin bir ekonomik danışma
kurulu oluşturarak bu kurulların önerileri doğrultusunda hareket etmelerinin faydalı
olacağını düşünüyorum. Akademi dünyası ile sanayicinin, üreticinin ve finansal aktörlerin
buluştuğu, fikir verenlerle bunu icraata dönüştürecek kişilerin bir araya geldiği,
ortak akılla neler yapılması gerektiğine dair önerilerin sunulduğu bir model ile
pandemi sürecinden çıkış sağlanabilir. Tabii ki nihai olarak buna karar verecek 
olan siyasi iradedir.”

“Fed, yerinde, cesur kararlarla ekonomiyi destekleyerek en az hasarla bugüne gelinmesine
öncülük etti”

Hakan Aran, Fed’in izlediği politikalara ilişkin değerlendirmede bulunurken, Fed’in,
daha salgın başlarken çok hızlı hareket ettiğini, küresel kriz tecrübesinden de 
faydalanarak yerinde, cesur kararlarla ekonomiyi destekleyerek en az hasarla bugüne
gelinmesine öncülük ettiğini kaydetti.

“Hakkını vermek lazım, Fed, küresel krizde olduğu gibi bu konuda da herkesten önce
ilk adımı attı. Avrupa Merkez Bankası ve diğer merkez bankaları onu takip etti” 
diyen Aran, Fed’in şu anda sözlü yönlendirmeleriyle yine diğer merkez bankalarına
öncülük ettiğini söyledi.

Aran, devamla şunları kaydetti:

“Sözlü yönlendirmeleriyle çok net bir şekilde; ‘şu anda enflasyonun yüksek olduğu
ama enflasyonun yükselmesine neden olan sürecin durduğu ve devam etmeyeceği, bu 
doğrultuda yüksek enflasyonu geçici olarak gördükleri ve radikal bir aksiyon almalarına
gerek olmadığı’ konusunda güçlü bir sinyal verdi. Böylece varlık alımı programının
azaltılması konusunun önümüzdeki dönemde tartışılabileceğini söyleyerek piyasaları
sakinleştirmeyi başardı. Bu durumun, herkese zaman kazandırdığını ve her ülkeye 
kendi içinde düzeltmesi gereken sorunlar açısından fırsat yarattığını düşünüyorum.
Ancak bu imkanlar ilelebet sürmeyecek. Fed de bir süre sonra çıkış stratejisinin
daha net iletişimini yaparak varlık alım programını azaltmak ve sonrasında da faiz
artırımına gitmek durumunda kalacaktır. O zaman da yönetmemiz gereken önemli riskler
kapıda bizi bekliyor demektir. Bu riskler gerçekleşmeden, halen vaktimiz varken,
bizim bir an evvel önlemlerimizi almamız ve yeni konjonktüre hazırlanmamız gerektiğine
inanıyorum.”

### **“Bir güven artışı olduğunu görüyorum”**

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Aran, Türkiye ekonomisinde kur ve enflasyon tarafındaki
baskının yapısal bir sorun olarak varlığını sürdürdüğünü vurguladı.

Kur ve enflasyon üzerindeki baskıyı kolaylıkla çözebilecek durumda olunmadığını 
belirten Aran, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Çünkü bunlar, yapısal sorunlarımıza işaret ediyor. 2013’ten bu yana baktığımızda,
kimi zaman bize özgü nedenlerle kimi zaman da küresel nedenlerle döviz kurlarında
çeşitli ataklar yaşadık. Döviz kurlarındaki ataklar, kurlardan fiyatlara geçiş etkisinin
güçlenmesine neden oluyor. Artan döviz kuru geçişkenliğinin yanı sıra güçlü tüketim
iştahımız ve ithal girdiye bağımlılığımız hızlı büyümeye çalıştığımız dönemlerde
enflasyondaki yükselişi de beraberinde getiriyor. Küresel ölçekte emtia fiyatlarındaki
artış da enflasyonist sürecin yönetilmesini daha güç hale getiriyor.

Nisan ayında genel müdürlük görevimi devraldıktan sonra verdiğim röportajda, ekonomik
zorlukların nasıl aşılacağının reçetesi sorulduğunda ‘kararlı ve istikrarlı bir 
duruşun, öngörülebilirliğin ve serbest piyasa dinamiklerine güvenmenin önemine’ 
vurgu yapmıştım, bunlara ihtiyacımız olduğunu söylemiştim. Bugün de hala aynı fikirdeyim.
Öngörülebilirliği sağlamanın, kararlı ve sabırlı duruşun ve serbest piyasa dinamiklerine
güvenmenin bu reçetenin anahtarı olduğunu düşünüyorum. Bu konuda da mesafe katetmeye
başladığımızı büyük bir memnuniyetle görüyorum. Çünkü mart ve nisan ayları, her 
şeyin çok hızlı değiştiği bir dönemdi. O günden bugüne ekonomi politikası yönetimi
açısından büyük bir değişikliğin olmadığı, sıkı para politikasının korunması suretiyle
risklerin yönetilmesinin amaçlandığı bir dönem yaşadık. Buna aşılama konusundaki
olumlu gelişmeler de eşlik etti, aşılama süreci hızlandı. Okulların yüz yüze eğitimle
açılacağı konusu net ve güçlü bir şekilde ifade edildi. Cari işlemler dengesinin;
ihracatın artması ve turizm gelirlerinin tekrar ivmelenmesiyle beraber lehimize 
olacağını; cari dengenin daha olumlu seyrettiği bir konjonktürde Merkez Bankası’nın
yeniden rezerv biriktirme fırsatı bulacağı bir periyoda geçeceğimizi düşünüyorum.
Yatırımcı; ekonomik parametrelere bakan, ekonomik parametreleri değerlendiren ve
enflasyonda bir düşüş eğilimi görmeden faiz oranlarını indirmeyen bir Merkez Bankası
olduğunu hissetti. ‘Merkez Bankası Başkanı değişince acaba para politikasında bir
gevşeme olur mu’ endişesi yatıştı. Bu önemli bir test süreciydi, bu süreçten geçer
not aldığımızı düşünüyorum. Dolayısıyla ben bir güven artışı olduğunu ve ilk adımın
gerçekleşmeye başladığını görüyorum. Burada sabırlı duruşun devam etmesinin çok 
önemli olduğunun altını çizmek istiyorum.”

### **“Fırsatı kaçırmamak, heba etmemek gerekiyor”**

Hakan Aran, enflasyondaki mevcut yüzde 19’luk seviyeye karşın TCMB tarafından yayımlanan
Piyasa Katılımcıları Anketi’ne göre ağustosta 12 ay sonrasına ilişkin tüketici enflasyonu
beklentisinin temmuza göre düşüş kaydederek yüzde 12,48 olduğunu hatırlattı.

Bu iyileşmenin, çok sınırlı olmakla birlikte dikkate değer olduğunu vurgulayan Aran,“
Mevcut duruşumuz bozulmaz devam ederse baz etkisinin de katkısıyla enflasyonu bu
yılın sonunda yüzde 16, gelecek sene de yüzde 12-13 seviyelerinde görebiliriz. Beklemeden
birtakım kararların alınması durumunda; o noktada artık kimse bir reçete veremez,
reçete verilemeyecek yerlere gelebiliriz. Bu nedenle ben bu sınırlı iyileşmenin 
kıymetli olduğunu düşünüyorum. Evet, arzu edilen ölçüde olmayabilir ama sürdürülebilir
ve dengeli büyüme ile istihdam yaratılması, faiz oranlarının gerilemesi, üreticinin
desteklenmesi, finansman yükünün hafifletilmesi, yeni yatırımların önünün açılması
ve olumlu bir iklime dönülmesi konusunda bir fırsat görüyorum. Umarım bu fırsatı
bu kez kaçırmayız, iyi değerlendiririz. Fırsatı kaçırmamak, heba etmemek gerekiyor.”
değerlendirmesinde bulundu.

Aran, sabır gösterilmeden kararlar alınması durumunda ise tekrardan aynı şeylerin
sil baştan yaşanabileceğine dikkati çekti.

Sene başında, ülke ekonomisinin bu yıl yüzde 3,5 büyüyeceğini öngördüklerini, bu
öngörüyü en az yüzde 6 olacak şekilde revize ettiklerini belirten Aran, enflasyonda
hızlı bir düşüş olmayacağı ancak son çeyrekte baz etkisine bağlı bir düşüş görüleceği
ve sene sonunda enflasyonun yüzde 16’ya ineceği beklentisinde olduklarını söyledi.

Bunun Merkez Bankası’na faiz oranlarında indirim imkanı sağlayacağını vurgulayan
Aran, “Piyasaların bunu fiyatladığını düşünüyorum. Sürpriz bir şey olmayacak. Bu
şekilde faizin indirildiği, piyasa ile çatışmayan ve faiz indiriminin kurlarda artışa
neden olmadığı bir konjonktürün; hepimize moral vereceğini, izleyen dönemde enflasyonun
aşağı yönlü hareketinin hızlanmasına imkan sağlayacak yolu açacağını düşünüyorum.
Yüksek faiz ortamından bankalar olarak bizlerin de şikayetçi olduğumuzun altını 
çizmek istiyorum. Çünkü biz kredilerimizi ortalama 3 yıl vadeli veriyoruz, öte yandan
mevduatın vadesi 1-2 ay civarında. Bu demek oluyor ki geçen sene düşük faiz ortamında
verdiğimiz kredileri, mevcut durum itibarıyla her ay yüzde 19’dan fonluyoruz.” ifadelerini
kullandı.

### **“Sabırlı tavır, yapısal reformlara da itibar kazandıracaktır”**

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, Türkiye’de bir dönem üzerinde çok konuşulan 
yapısal reformlara dair de şu yorumu yaptı:

“Yapısal reformları, program olarak çok güzel açıklıyoruz ama takibini yapmıyoruz.‘
Yapısal reform’ diyorsanız, nereden baksanız en az bir yıl boyunca o işlerin hayata
geçmesinden sorumlu olacak kişilerin o işlerle meşgul olması, aynı kararlılıkla 
konunun üzerine gitmesi ve sonuçlarını almak için de beklemesi gerekir. Ama biz 
o yapısal dediğimiz reformlardan hiç sabır göstermeden sonuç bekliyoruz, kısa sürede
sonuç gelmiyor diye vazgeçtiğimizde de hepsi yarım kalıyor, yapamıyoruz. O nedenle
politikalarda sabırlı tavır yapısal reformlara da itibar kazandıracaktır. Bankalar
bu konuda tesir edecekse bunu, yapısal dönüşüme katkı sağlayacak şekilde kaynaklarının
yönünü değiştirerek yapar. Örneğin, üretici ve ihracatçıların tesisini yerinde görerek
yeni yatırımlarını teşvik ediyor, tüm finansmanı en uygun şekilde sağlıyor, proje
bazında geri dönüş sürecini değerlendirerek kaynaklarımızı dengeli büyüme için seferber
ediyoruz. Kaynakları buraya özgülediğimiz için tüketim tarafına daha az destek sağlıyoruz.
Böylece iç talebin yavaşlamasıyla beraber dezenflasyonist sürece de katkıda bulunuyoruz.
Ben izlenen politikaların sonuç vereceğine inanıyorum. Çünkü hepimizin menfaati,
hepimizin çıkarı ülke ekonomisinin iyileşmesinden geçiyor. Bunun olmadığı durumda
kazanan olmaz. Ülkenin kazanamadığı bir yerde, bireysel olarak kazanan birilerinin
olacağını sanmıyorum. Bu ülkenin kazanması gerekir. Bunun için de her kurum öncelikle
kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli. Bir banka ise finansman kaynaklarını
bu amaçla kullanmalı, bu amaçla müşterisini desteklemeli diye düşünüyorum. Zaten
her kurum vazifesini layıkıyla yerine getirirse resim kendiliğinden tamamlanır. 
İş Bankası olarak bu konuda örnek bir davranış sergilediğimize inanıyorum. Gerek
ilk çeyrek bilanço sonuçlarımızda gerek ilk yarıyıldaki sonuçlarımızda bunun böyle
olduğunu, kaynakları nerelere kullandığımıza baktığınızda çok net bir şekilde göreceksiniz.”

### **“Sorunlu krediler tarafında ek bir bozulma, ilave bir risk görmüyorum”**

Hakan Aran, bankacılık sektörünün aktif kalitesinde bir iyileşme olduğunu, sorunlu
krediler tarafında ek bir bozulma ve ilave bir risk görmediğini vurguladı.

Sorunların artmadığını, tersine sorunların çözüldüğünü ve o çözümlenen sorunlarla
kredilerin yeniden yapılandırıldığını anlatan Aran, “Yapılandırılmış olan krediler,
müşteriye işlerinin tekrar karlı hale gelmesi konusunda önemli bir zaman kazandırıyor.
Dolayısıyla vatandaşımıza, vatandaşımızın işine ve karlılığına yansıması için gereken
süreyi ödemesiz bir dönem olarak belirleyip, işinin iyileşme hızına göre taksitleri
ayarlayıp, gerçekten sorunun kalmadığı bir noktada anapara ödemelerine başlayacağı
bir modelin ortaya konabilmiş olması çok önemli.” dedi.

Sermaye yeterliliği konusuna da değinen Aran, sermaye yeterlilik oranının halen 
yasal sınırların çok üzerinde seyrettiğini, dolayısıyla bankaların hem güçlü likiditesi
hem de güçlü sermayesi olduğunu söyledi.

Aran, “Sermayelerin azaldığı bir dönemde çözüm, öz kaynak karlılığının enflasyon
oranına gelmesi, hatta enflasyonun üzerine çıkması. Bu, enflasyon yüzde 19 seviyesinde
iken mümkün olmaz fakat enflasyon düşer öz kaynak karlılığı da artarsa tekrar bankaların
sermaye biriktirdiği, sermayesini büyüttüğü bir döneme, dengeye geleceğimizi düşünüyorum.
Umarım bunu sağlar, bunu görürüz.” diye konuştu.

### **“Bankacılığa, bankalara, bankacılara saygı duyulmasını sağlamamız gerekiyor”**

İş Bankası Genel Müdürü Aran, bankacılık sektörünün iyileştirilmesi gereken alanlarına
ilişkin ise şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bu konuda özellikle şunu söylemek istiyorum; bankacılık anlayışı daha insan odaklı
hale getirilmeli. Bu, bizim önemli bir sorumluluğumuz. Çalışanlarımızın ve müşterilerimizin
refahını artırmak, istihdam azaltan değil, istihdamı artıran yaklaşımlar benimsemek,
müşterilerin işlerinin gelişimine salt finansal açıdan değil, danışmanlık açısından
da katkıda bulunmak konusunda bankalar olarak çok şey yapmamız gerekiyor. Bankacılığa,
bankalara, bankacılara saygı duyulmasını sağlamamız gerekiyor. Bugüne kadar her 
işte insanı merkeze alan ve ‘önce insan’ yaklaşımı ile hareket eden bir banka olarak,
bu konuda sektöre öncü olacağımızı düşünüyorum. İnsana yaklaşım, insanı merkeze 
alma konusunda bankaların katedeceği bir mesafe var. Bu dönemde bunun da sağlanması
gerekiyor. Ben bankacılık mesleğinin saygınlığı, bankacıların saygınlığı açısından
toplum nezdinde algının mutlaka geliştirilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu da yine
sözle olmaz, icraatla olur. Sektör olarak bunu da başarıyla yapacağımıza inanıyorum.”

### **“100. yılda tüm kesimlerin gururla ‘Benim Bankam’ dediği bir İş Bankası hayal ediyorum”**

Hakan Aran, “100. yılda İş Bankası’nı nasıl hayal ettiğine” ilişkin de, “Ben 100.
yılda İş Bankası’nı her şeyden önce hissedarıyla, müşterisiyle, çalışanıyla, emeklisiyle,
tüm kesimlerin gururla ‘Benim Bankam’’ dediği, üreten, kazanan ve kazandığını toplumla
paylaşan geniş bir aile olarak hayal ediyorum. Peki, bu hayalin dayanağı nedir? 
İş Bankası’nın iştirakleriyle birlikte 50 bin çalışanı, bir o kadar da emeklisi,
12 milyon aktif müşterisi, 150 binin üzerinde yatırımcısı var. Biz gerçekten bugün
de büyük ve güzel bir aileyiz. Toplumun her kesiminden, ticari hayatın her alanından
milyonlarca müşteriyi, geniş kurumsal ve bireysel yatırımcıyı bir arada tutmaktan,
onlarla beraber bir yol arkadaşlığından bahsediyorum. Bu çerçevede, iş modelimizle,
organizasyon ve şube yapımızla, hizmet anlayışımızla, çalışanlarımızın yetkinliğiyle,
teknolojik altyapımızla geleceğin bankasını inşa edeceğiz. Günün koşullarına göre
değişen bankacılığın gerektirdiği dönüşümlerin yapılacağı, geleceğin çalışanlarının
oluşturulacağı ve değerlerimizin de sürdürülebilir kılındığı bir gelecek… Dolayısıyla
özel bankalar arasındaki liderliğimizi, bilanço gücümüzü koruyarak, pekiştirerek
gelinecek bir 100. yılda, buna yakışır bir 100. yıl bilançosu açıkladığımız, ‘Türkiye’nin
Bankası’ olmaya devam ettiğimiz, tüm paydaşlarımızın ‘Benim Bankam’ diye sahip çıktığı
bir İş Bankası… 100. yıldaki hayalim bu.” ifadelerini kullandı.

İş Bankası’na genel müdür olarak atanmasının ardından geçen 5 aylık süreye dair 
de Aran, üstlendiği görevin kendisine son derece gurur ve heyecan verdiğini, büyük
bir çalışma şevki ve başarma azmi uyandırdığını söyledi.

Aran, “İş Bankası ölçeğinde bir kurumda; çalışanın, müşterinin hayatına değen işlerle
uğraşmak bana müthiş bir enerji veriyor. Ben bu duygularla, heyecanla çalışıyorum.
Üstelik tarihimize baktığımız zaman Atatürk’ün kurduğu, Celal Bayar’ın ilk genel
müdür olduğu bu kurumda, genel müdürlerimiz arasında Adnan Bali gibi iz bırakan 
çok sıra dışı, özel ve insani yönleriyle öne çıkan bir genel müdürden bu koltuğu
devralmak, bana çok ağır bir sorumluluk yüklüyor. Bu sorumluluk, tüm o tarihsel 
mirasın gerektirdiği sorumlulukla bu heyecanı birleştirmeme vesile oluyor.” diye
konuştu.

### **“Mobil bankacılığı kullanan aktif müşteri sayımız 9,5 milyon”**

İş Bankası Genel Müdürü Aran, salgın döneminde bankacılık işlemlerinde dijital kanalların
kullanımındaki artışa dair şu değerlendirmelerde bulundu:

“Pandeminin hemen başında 7,8 milyon olan mobil bankacılığı kullanan aktif müşteri
sayımız bugünlerde 9,5 milyona çıktı. İkinci çeyrekte hem yeni açılan TL vadeli 
mevduat hesaplarının hem de kullandırılan ihtiyaç kredilerinin yüzde 87’den fazlası
dijital kanallardan gerçekleşti. Bu rakamlar, gerçekten son derece çarpıcı. Bu dönemde
dijital kanaldaki en önemli yenilik, banka müşterisi olmak için şubeye gidilmesine
gerek kalınmaması ve uzaktan müşteri ediniminin başlaması oldu. Bu, iş yapış şekillerinde
çok radikal değişiklikleri beraberinde getirecek. Yeni müşterilerimizin yüzde 40’
a yakınını dijital kanallardan ediniyoruz. Bu rakamların gittikçe daha da artacağını
düşünüyorum.”

### **“Ödeme sistemleri, tarım, ihracat, girişimcilik odaklanacağımız alanlar”**

Hakan Aran, banka olarak gelecek süreçte odaklanacakları alanlara ilişkin de bilgi
verdi.

Ödeme sistemleri alanında lider olmayı hedeflediklerini, ıslak imzaların atılmayacağı,
tüm iş ve finans döngülerinin dijital platformlar üzerinde gerçekleşeceği “görünmez
bankacılığa” örnek olacak ürün ve hizmetleri müşterilerle buluşturacaklarını aktaran
Aran, çiftçilere yönelik olarak tarım, teknoloji ve finansı birleştiren alanlarda
yeni proje ve ürünler sunacaklarını bildirdi.

Aran, “Bu alanda İmece Mobil çok güçlü bir ürünümüz. Bu ürünümüzün daha da yaygınlaşacağını
düşünüyorum. Ayrıca, üretici ile tüketicinin buluştuğu, çok özel tasarımı ve kurgusu
olan Tarım İhtisas Şubesi, İş Bankası Tarım Pazar Yerleri göreceksiniz. Ödeme sistemlerini
bu mekanlara ustalıkla entegre edeceğiz.” diye konuştu.

Girişim bankacılığının odaklandıkları bir başka alan olduğunu vurgulayan Aran, Türkiye’de
girişimcilik üzerinden bir büyüme hikayesi yazılabileceğini, İş Bankası’nın da girişim
bankacılığı ve girişim ekosistemi konusunda etkinliğini sürdüreceğini kaydetti.

Aran, girişimcilerin yanında olmaya devam edeceklerini, girişimcilik konusunda da
özel bir ihtisas şubesi açacaklarını bildirdi.

Üretim ve ihracat alanında hem üreticinin hem de ihracatçının desteklenmesi, sadece
finansal açıdan değil, işlerinin dijitale taşınması, kolaylaştırılması konusunda
da İş Bankası’nın öncü olacağını belirten Aran, “Genel çerçeve itibarıyla geleceğin
bankası, geleceğin çalışanları ve müşteri deneyimi konusunda sıra dışı bir bankacılık
anlayışı göreceğiz.” dedi.

### **“(Kripto paralar) Bu alana çok hızlı düzenlemeler getirilmeli, şeffaflık sağlanmalı”**

Kripto paralara dair de görüşlerini aktaran Aran, tüm dünyada kripto paralar, dijital
varlıklar ve dijital paralar konusunda öncelikle düzenlemelerin yapılması, yatırımcıların,
vatandaşların korunduğundan emin olunduktan sonra bunlara ilişkin projeler geliştirilmesi
gerektiğini söyledi.

Bu alana önemli miktarda para akışı olduğuna dikkati çeken Aran, bunları yok sayıp,
insanları kaderiyle baş başa bırakmakla ya da yasaklamakla mesafe katedilemeyeceğini
söyledi.

Bu alana çok hızlı bir şekilde düzenlemeler getirilmesi, şeffaflığın sağlanması,
fiyat oynaklıklarının azaltılması, yatırım yapan insanların büyük kayıplarla karşılaşmasının
önüne geçilmesi gerektiğini belirten Aran, şunları kaydetti:

“Bir banka genel müdürü olarak, bilgisayar dünyasının içinden gelen, dijital projeleri
yöneten, Türkiye’de ilk internet bankacılığını yapan, mobil ödeme, mobil bankacılık
uygulamalarını doğrudan kodlayan bir insan olarak bu dünyanın karşısında olmam elbette
mümkün değil. Siber risklerin çok fazla olduğu, düzenlemelerin yeteriz kaldığı, 
finansal okuryazarlık gibi teknoloji okuryazarlığının da zayıf olduğu bir ortamda,
vatandaşları korumak adına ilgili düzenlemeler yapılmadan bu alana para yatırılmaması,
aksi takdirde ciddi kayıplarla karşılaşılabileceği yönünde uyarılar yapmıştım. Benim
bu yönüyle uyarılarım, bazı kesimlerce bu konuda doğru vizyonda olunmaması, bu gelişmelerin
doğru okunmaması gibi yorumlanabildi. Uyarı yapmam nedeniyle sanki bunun karşısındaymışım
gibi bir algı oluşmasını istemem. Ama insanlar çok fazla düşünmeden, takım tutar
gibi, taraf tutar gibi bir konunun ya bir tarafında ya diğer tarafındaymış gibi 
davranıyor. Oysa konuyu teknoloji açısından, finansın geleceği açısından kıymetli
bulup bu alandaki eksiklikleri gidermek için uyardığımızın anlaşılması gerekiyor.
Yoksa aracı kurumlar batıyor, banker faciası gibi kurumlar yok oluyor, vatandaşın
parası kayboluyor. O zaman yasak geliyor, sonra tekrar ortalık duruluyor. Bu sefer
yasaklarla baş başa kalıyoruz.”

Aran, bu alanları, bilinçli bir şekilde, hem finansal okuryazarlığı hem teknoloji
okuryazarlığını artırarak vatandaşların yatırımlarını doğru yönlendirmek, doğru 
kanalize etmek gerektiğini söyledi.

Daha önce bu alanlara, düzenleme yapılmadan girilmemesi görüşünde olduğunu hatırlatan
Aran, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Ama bu konuda aracılık eden kurumların anti şeffaf yapılarını, bir gecede nasıl
yok olduklarını ve insanımızın nasıl mağdur olduğunu görünce üzülüyor, güvenilir
bir kurum olarak en azından müşteriyi sahipsiz bırakmamak adına, doğru şekilde ve
mevcut düzenlemelerin elverdiği ölçüde bu alana girip, en azından kurtarabildiğimiz
kadar yatırımcıyı güvenli bir alana çekmenin sorumluluğunu hissediyorum. Çünkü durup
düzenlemeleri bekledikçe, mağduriyetin önüne geçemeyiz ama hiç olmazsa mağduriyeti
azaltma adına bu işin nasıl olması gerektiğini, ne olması gerektiğini ortaya koyabiliriz.
Otorite ile beraber çalışarak düzenlemeyi peşi sıra getirebiliriz. Banka olarak 
böyle bir değişikliğe gidebiliriz ve bu alanlarda da bizi yine öncü olarak görebilirsiniz.
Bizim bunları yapmamız hiç zor değil. Çünkü biz Çin’de, Silikon Vadisi’nde iki inovasyon
ofisi olan; buralarda, daha önce Coinbase’i yaratan, Çin’deki dijital parayı yaratan
insanları istihdam eden bir kurumuz. Bizim için bu dünyada kuralların gerektirdiği
şekilde yer almak, sadece 2 aylık bir meseledir.”

### **“Sürdürülebilirlik moda bir kavram gibi ele alınmamalı, aksiyonlarla, eylemlerle içi doldurulmalı”**

Sürdürülebilirlik konusuna dair de görüşlerini aktaran Aran, son günlerde yaşanan
orman yangınları ve sel felaketlerinin; sürdürülebilirlik konusunun aslında ne kadar
hayati bir konu olduğunu, küresel ısınma ve iklim değişikliği denildiğinde bunun
insana nasıl dokunabildiğini çok acı bir şekilde gösterdiğini kaydetti.

Yangın ve sellerde yaşamını yitirenlerin tüm yakınlarına ve Türkiye’ye başsağlığı
dileyen Aran, “Sadece insanlarımızı kaybetmedik. Ağaçlarımızı, ormanlarda yaşayan
canlıları kaybettik. Onların yüreğimizi sızlatan, gözlerimizi dolduran hallerini
gördük. Dolayısıyla bundan sonra sürdürülebilirlik meselesine, o görüntüleri izleyen,
bunu yaşayan herkesin çok daha farklı yaklaşacağını düşünüyorum.” dedi.

Aran, sürdürülebilirliğin moda bir kavram olarak ele alınmaması gerektiğini, bunun“
dünyada yaşamanın ve gelecek nesillere dünyayı aldığımız gibi bırakma sorumluluğunun
bir parçası” olduğunu vurguladı.

Bu konudaki tavrın doğrudan eylemle gösterilmesi gereken bir alan olduğunu ifade
eden Aran, “Kavramları dilimize doluyoruz, konuşuyoruz ve o kavramın içini boşaltıyoruz.
Bu konuda bence herkes eylemleriyle, aksiyonlarıyla kavramın içini doldurmalıdır.
Biz konuya böyle yaklaşıyoruz.” diye konuştu.

Banka olarak bu konuda yaptıklarına da değinen Aran, şöyle devam etti:

“2020 yılında, Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi üyesi olduk ve
Sorumlu Bankacılık Prensipleri’ni imzaladık. İklim üzerindeki doğrudan etkilerimizi
yönetmek üzere, bilimsel verilerden hareketle karbon-nötr olmaya giden yolda emisyon
azaltım hedeflerimizi ortaya koyduk. Bu kapsamda, İş Bankası olarak bugün itibarıyla
faaliyet noktalarımızın tamamında tedariki mümkün ise yenilenebilir enerji kullanıyoruz.
10 milyon doların üzerindeki tüm krediler ve yatırım kredilerinin çevresel ve sosyal
risk değerlendirmesini yapıyoruz. Artık kredi tahsis, risk yönetimi gibi fonksiyonlarımızda
çevre mühendisi istihdam ediyoruz. Bugün İş Bankası’nın toplam enerji üretim projeleri
portföyünün yüzde 72’sinden fazlası yenilenebilir enerjiden oluşuyor. Dolayısıyla
yenilenebilir enerji, temiz enerji konusunda finansal kaynaklarımızı seferber etmiş
durumdayız. Her yeni ürün geliştirme sürecinde ürünün sürdürülebilirlik amacına 
hizmet etmesini odağımızda tutuyoruz. Yeşil tahvil, güneş kredisi, TEMA Çevre Fonu,
TEMA Kart gibi ürünlerle de bankamız ürün portföyünü zenginleştiriyoruz.”

Aran, İş Bankası olarak sürdürülebilirlik odağına sadece finansal sürdürülebilirliğin
değil, kurumların en değerli sermayesi olan insanın alınması gerektiğine inandıklarını
söyledi.

Hem müşterilere işlerini bu çerçevede yürütmeleri için destek olduklarını hem de
sorumluluklarını, ödevlerini yerine getirerek onlara örnek olmak için çaba sarf 
ettiklerini anlatan Aran, “Artık konuşarak fikir verme değil, yaparak ilham verme
dönemindeyiz.” dedi.
