# Türkiye’de ekonomik krizler!

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/turkiyede-ekonomik-krizler-75440h/
- Yayımlanma: 2021-11-23T14:01:20+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Mevcut şartlarda kurdaki yükseliş trendinin süreceğine yönelik tahminler akıllara,
Türkiye’nin son 30 yılda yaşadığı ekonomik krizleri getirdi.

BBC’nin [haberine](https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-45226072) göre, Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan 2018’de Türk Lirası’nın sert değer [kaybettiği](https://www.borsatek.com/dolar-yeni-gune-rekorla-basladi-75420h)
dönemde, yaşananların 1994, 2001 ve 2007 krizlerinden farklı olduğunu söylemişti.

Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan bu krizlerin nedenleri nelerdi. Bu dönemlerde
neler yaşandı?

### 1994 krizi

Türkiye’de bugün ekonomistler tarafından kötü [ekonomi](https://www.borsatek.com/turkiyede-enflasyon-yuzde-58in-uzerinde-75391h)
yönetimi ve popülist politikaların yol açtığı krizlerin en önde gelen örnekleri 
arasında gösteriliyor.

1990’lı yıllarında devlet ağırlıklı olarak harcamaları için kamu bankalarından borç
kullanmaya başladı ve zaman içerisinde çok ciddi bir borç yükünün altına girdi.

Bu dönemde, özel bankalarda yüksek faiz vererek mevduat topladı ve kamuya da yüksek
faizle krediler verdi.

Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın hayatını kaybetmesinin ardından yerine Süleyman
Demirel’in seçilmesiyle Tansu Çiller de 1993 yılında başbakanlık koltuğuna oturdu.

Çiller, ekonomi yönetiminde söz sahibi olan tüm kamu kurumlarını kendine bağladı.

1993 yılı sonlarında ve 1994 başında hem bütçe hem de cari açık çok ciddi düzeylere
yükselmişti.

Hükümet, kamunun borç yükünü azaltmak için faizleri indirmeyi hedefleyen bir dizi
adım attı. Bunlar arasında Hazine’nin borçlanma ihalelerinin iptali ve tahvil ile
bonodan elde edilen faiz gelirleri üzerindeki vergi oranlarının artırılması da yer
alıyordu.

Borçlanma ihalelerinin iptaliyle yaşanan gelir kaybını engellemek için hükümet “
PTT’nin T’sini satmaya” karar verdi. Telefon hizmetlerinin özelleştirilmesi için
ihale süreci başlatıldı.

O dönemde Türkiye’nin toplam borcu 40 milyar dolar civarında bulunuyordu. Özelleştirmeden
beklenen gelir için de 35-40 milyar dolar biri sayılar telaffuz ediliyordu.

Ancak, bu özelleştirme süreci Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Bunun üzerine
Türkiye’den çok ciddi sermaye çıkışı görülürken, uluslararası kredi derecelendirme
kuruluşları da not düşürdü.

Sermaye çıkışıyla birlikte Ocak 1994’te dolar bir günde yüzde 14 değer kazandı. 
Ocak ile ekonomik bir dizi önlemin alındığı Nisan ayları arasında lira, dolar karşısında
yüzde 160’ın üzerinde değer kaybetti.

Çiller başbakanlığındaki hükümet, 5 Nisan 1994 tarihinde bir ekonomik önlem paketi
açıkladı.

Bu kararlar kapsamında lirada devalüasyona gidilirken, başka TEKEL ürünleri ve akaryakıt
olmak üzere vergi oranlarında çok ciddi artışlar yapıldı. Türkiye, Mayıs 1994’te
Uluslararası Para Fonu (IMF) ile 14 aylık bir stand-by anlaşması imzalandı.

### 2001 krizi

1990’lı yıllar, Türkiye için siyasette sıkıntılar ve bozuk ekonomik temellerin yarattığı
çalkantılarla geçti.

1994 krizinin ardından ekonomide geçici bir rahatlama olmuş olsa da yapısal reformların
yapılmaması temeldeki sorunları çözmeyi geciktirdi.

1998 yılında Türkiye’nin en önemli ticaret ortaklarından Rusya’nın krize girmesi
ve 1999 yılında yaşanan Marmara Depremi’nin bütçe üzerinde yarattığı ek baskılar,
ekonomik sıkıntıların katlanmasına neden oldu.

2000 senesinin başından itibaren Türkiye ekonomisinin tekrar bir krize girebileceği
uyarıları yapılmaya başlandı.

Türkiye’nin o dönemde uyguladığı IMF programı çok yüksek düzeylerde seyreden enflasyonun
düşürülmesini amaçlıyordu.

Program kapsamında serbest faiz, sabit kur rejimi uygulanıyordu. Kur, Merkez Bankası’nın
her gün için açıkladığı kurda sabit tutulurken, faiz oranları ise piyasa tarafından
belirleniyordu.

Ekonomiye ilk darbe Kasım ayında yaşanan likidite krizi oldu. Bankacılık sektörünün
yıl sonuna doğru açık pozisyonlarını kapatma arayışına girmesiyle faizler bir anda
hızlı bir şekilde yükseldi.

Elinde yüklü miktarda Hazine bonosu bulunan bankalar bunu finanse etmekte zorlandı.
Yaşanan sıkıntıların yabancı yatırımcıyı kaygılandırmasıyla yüklü miktarda fon çıkışı
yaşandı. Bankalar arası piyasada gecelik faiz oranı yüzde 1000’in üzerine çıkarken,
Kasım 2000’de aylık ortalaması yüzde 223 oldu.

Bu dönemde elinde yüklü Hazine tahvili bulunan Demirbank, bu likidite krizinden 
çok etkilenen bankalardan biri oldu ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) 
devredildi.

Merkez Bankası’nın IMF’nin de desteğiyle piyasayı fonlamasıyla çalkantı da bir süreliğine
duruldu. Ancak faizler kriz öncesinden daha yüksek düzeylerde kalmayı sürdürdü.

Bu durum, özellikle gecelik borçlanma ihtiyacı yüksek olan kamu bankaları ve portföyünde
yüksek miktarda tahvil bulunduran diğer bankalar üzerinde ek bir baskı yarattı.

19 Şubat 2001 tarihinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında yaşananlar,
piyasadaki mevcut sıkışıklığın çok derin bir ekonomik krize dönüşmesine yol açtı.

MGK toplantısı sırasında dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Devlet Denetleme
Kurulu’nun Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nda (BDDK) başlattığı denetime
Başbakan Bülent Ecevit’in tepki göstermesi üzerine tartışma yaşandı.

Sezer, Ecevit’e anayasa kitapçığı fırlattı. Ecevit de bu duruma tepki göstererek
toplantıyı terk etti. Ecevit’in toplantı çıkışında bekleyen gazetecilere, “Bu bir
devlet krizidir” yönündeki açıklamalarının ardından piyasalarda sert satışlar yaşandı.

Zaten likidite sorunu yaşayan piyasadan yabancı yatırımcılar da hızla çıkmaya başladı
ve uygulanan ekonomik program ciddi güven kaybına uğradı.

Aynı gün içerisinde 7 milyar doların üzerinde bir döviz talebi ortaya çıkarken, 
bankalararası piyasada gecelik faizler yüzde 5 bin il 7 bin 500 aralığını gördü.
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), bir günde yüzde 20’nin üzerinde değer 
kaybetti.

Bankacılık sektöründe başlayan krizin etkileri reel sektörde de doğrudan hissedildi.
Binlerce firma kapatılırken, yüz binlerce kişi de işsiz kaldı.

MGK toplantısından iki gün sonra sabit kur rejiminden dalgalı kur rejimine geçildi.
Karar öncesi 684 bin TL olan dolar kuru, dalgalı kura geçilmesiyle birlikte 1.2 
milyon TL’ye yükseldi.

Mart ayında o dönem Dünya Bankası Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Kemal Derviş,
Türkiye’ye davet edildi ve ekonomiden sorumlu devlet bakanlığına atandı.

IMF ile stand-by imzalandı ve bankacılık sektöründe reforma gidilmesini odağına 
alan yeni bir ekonomi programı yürürlüğe sokuldu.

### 2007-2008 krizi

2007 yılında başlayan ve etkileri esas olarak 2008 yılında hissedilen bu kriz, diğerlerinden
farklı olarak Türkiye değil, dış kaynaklı bir çalkantıyla başladı.

ABD’de faiz artırımlarıyla birlikte düşük gelirlilere yüksek faizle verilen “subprime”
mortgage kredilerinin geri dönüşlerinde yaşanan sıkıntılar, bu kredilerin içinde
bulunduğu tahvil paketlerinin sert şekilde değer kaybetmesine neden oldu.

Gelişmiş ülkelerde başlayan likidite sorunları, 2008 yılına girildiğinde daha da
şiddetlendi.

Eylül 2008’de dünyanın en büyük yatırım bankalarından Lehman Brothers, 613 milyar
dolar borcu olduğunu açıkladı ve iflas etti. Bu, ABD tarihinin en büyük iflası olarak
kayıtlara geçti.

Daha sonra aralarında ABD Merkez Bankası (Fed), İngiltere Merkez Bankası (BoE) ve
Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) da olduğu gelişmiş ülke merkez bankaları, piyasadaki
likidite sorununu çözmek için ortak hareket etmeye başladı ve bunun için bir dizi
araç geliştirdi.

Bu dönemde gelişmiş ülkeler faiz oranlarını tüm zamanların en düşük düzeyine çekerek,
piyasanın likit kalmasını sağladı.

Bu dönemde, gelişmekte olan ülkeler ise krizden nispeten daha az etkilendi. Kriz
öncesi dolar kuru, 1.20 düzeylerinde seyrediyor ve “1 dolar 1 TL olur mu” tartışmaları
yapılıyordu. Kriz sırasında kur, 1.7 seviyesinin üzerine çıkarak rekor kırdı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ekim 2008’de yaptığı açıklamada, “Kriz bizi 
teğet geçecek” dedi. Kurdaki yükselişin reel sektöre etkisi ise sınırlı kaldı.
