# Türkiye’de konut sektöründe balon var mı?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/turkiyede-konut-sektorunde-balon-var-mi-37109h/
- Yayımlanma: 2018-06-11T09:06:13+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Türkiye’nin konut sektörüyle ilgili son veriler, sektördeki olası bir daralmanın
ekonomiye nasıl bir yansıyacağına dair soru işaretleri doğurdu.

Ekonomistlerin Türkiye ekonomisi için durgunluk bir dönemde konut arzında görülebilecek
bir patlamanın nasıl etkilerinin olacağı çokça tartışılıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) son verilerine göre konut satışları Nisan ayında
geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,9 oranında azaldı.

2018 yılı 1. çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 6,72 oranında
bir azalma kaydedildi.

Satış paylarına göre yüzde 16,9 ile İstanbul birinci, yüzde 10 ile Ankara ikinci
ve yüzde 6,2 ile İzmir üçüncü oldu.

Gayrimenkul ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği’nin (GYODER) Türk Ekonomi Bankası(
TEB) ile hazırladığı Türkiye Gayrimenkul Sektörü 2018 1. Çeyrek Raporu’nda gayrimenkul
veri şirketi REIDIN’ın son araştırmasına yer veriliyor.

REIDIN’ın hesapladığı Konut Satın Alma Gücü Endeksi Türkiye ortalaması, 2018 yılının
ilk çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 3,48 oranında azaldı, bir önceki yılın
aynı çeyreğine göre ise yüzde 6,23 arttı.

**Reel fiyatlarda düşüş**

Merkez Bankası’nın konut fiyatlarındaki değişimi incelemek için yaptığı ölçümlere
göre bu yılın Mart ayında konut fiyatlarında reel olarak bir düşüş görüldü.

Merkez Bankası’nın hesapladığı Hedonik Konut Fiyat Endeksi (HKFE) 2018 yılı Mart
ayında bir önceki aya göre yüzde 0,91 oranında arttı; bir önceki yılın aynı ayına
göre nominal olarak yüzde 9,29 oranında yükseldi.

Ancak aynı endeks reel olarak yüzde 0,85 oranında azaldı.

TCMB, 2017 yılı için hazırladığı raporunda konut sektöründeki durumu şu şekilde 
özetlemişti:

“2017 yılında, konut alımlarını teşvik amacıyla getirilen yasal düzenlemeler, kentsel
dönüşüm projeleri ile diğer büyük projelerin sağladığı avantajlar ve yabancı yatırımcı
ilgisi konut satışlarında canlılığın devam etmesini sağlamış, ancak konut fiyatlarındaki
nominal artış hızı yavaşlarken, reel olarak fiyatlarda gerileme olmuştur.”

Aynı rapora göre 2017 yılında konut satışları Türkiye genelinde bir önceki yıla 
göre yüzde 5,1 oranında artış gösterdi.

Ancak Hedonik Konut Fiyat Endeksi (HKFE), 2017 yılında reel olarak ortalama yüzde
0,6 oranında azalış gösterdi.

**Hükümet teşvik planları devreye soktu**

Bu verilerin de gösterdiği şekilde konut sektörünün yavaşlamaması amacıyla hükümet
tarafından çok sayıda teşvik uygulamaya kondu.

Bunların başında KDV ve tapu harcı oranında indirime gidilmesi yer alıyor.

Konut sektörü, faiz oranından en çok etkilenen sektörlerin başında geliyor.

Bu yüzden çok sayıda banka konut faizinde indirime gittiklerini açıkladı.

Ancak bu da bankacılık sektörünü sıkıntıya sokar mı sorusunu ortaya çıkarıyor.

GYODER’in Gayrimenkul Sektörü 2018 1. Çeyrek Raporu’na göre 2017 yılı sonunda konut
kredisi hacmi 191,4 milyar TL’ye ulaştı.

Takipteki kredilerin miktarının toplam konut kredileri içindeki payı ise çok yüksek
değil: 2018 yılı Mart ayı itibarıyla yüzde 0,41 olarak gerçekleşti.

**Konut sektöründe balon var mı?**

Konut satışlarında ve reel fiyatlarda düşüş olması ise her zaman olduğu gibi akıllara“
Konut sektöründe bir balon var mı?” sorusunu akıllara getiriyor.

Emlak uzmanı yazar Tebernüş Kireçci, “Hayır” yanıtını veriyor:

“Türkiye ve İstanbul’da konut balonundan bahsetmek pek doğru olmaz. Kimi zaman bazı
kentlerde veya lokasyonlarda baloncuklar oluşuyor. Bu baloncuklar dolayısı ile lokasyonda
fiyatlar gerilediğinde bu bir ‘balon patlaması’ olarak algılanıyor.

“Bağdat Caddesi, Ataköy veya Ataşehir gibi lokasyonlarda fiyatlar matematiğe aykırıydı.
Yani kira çarpanına göre yüksekti. Bunların düzeltmesi geldi.”

Ancak Kireçci’ye göre konut sektöründe iki sorun var. Biri büyük şehirlerdeki arz
fazlası diğeri de sektör şirketlerindeki yüksek borçluluk oranı:

“Konut sektöründeki sıkıntı İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerdeki arz
fazlası. Bu arz fazlası dolayısı ile fiyatlar eskisi gibi artmıyor. Ayrıca para 
ve sermaye piyasalarının getirisinin yüksek olması da yatırımcıyı konut yatırımından
kaçırıyor.

“İstanbul’da bu arz fazlasının erimesi birkaç yılı alır. Ankara için de aynı süreyi
verebiliriz. İzmir’de arz fazlası daha az. Birçok Anadolu kentinde bu yıldan başlayarak
arz açığı oluştu.

“Sektördeki ikinci büyük sorun ise özellikle sektörün en büyük 20 şirketinin yüksek
borçluluk oranı. Ayrıca bu borçların önemli bir kısmı döviz cinsinden.”

**2016’dan sonra resim değişti**

Gayrimenkul Değerleme Uzmanı Ahmet Büyükduman ise konut sektörünü diğer varlıklardan
ve yatırım araçlarından ayrı değerlendirmemek gerektiğini vurguluyor.

Büyükduman, “Konut piyasasında fiyat balonu olduğundan söz edebilmek için konut 
fiyatlarının diğer varlık fiyatlarından ciddi bir şekilde ayrışmış olması gerekmektedir”
açıklamasında bulunuyor.

Büyükduman, 2002-2013 yılları arasında diğer varlık türlerinde de olduğu gibi, ekonomik
büyüme, görece düşük enflasyon oranlarının mümkün kıldığı düşük reel faiz oranları
ve uzun vadeli kredilendirme imkanlarının etkisiyle konut fiyatlarının arttığını
dile getiriyor.

Ancak Büyükduman’a göre Türkiye konut piyasasını İstanbul ve İstanbul dışı diye 
ayırmak gerekli.

2013-2016 yılları arasında ise İstanbul dışında ülke çapında konut fiyat artışlarının
enflasyon oranının birkaç puan üzerinde seyrettiğini, ancak İstanbul’da bu oranın
yüzde 20’leri aştığına dikkati çekiyor.

Büyükduman’a göre bunun sebebi de İstanbul’daki büyük projeler ve Suriyeli mültecilerin
yarattığı talep.

Büyükduman, 2016 yılından sonra konut fiyatlarındaki artışın enflasyonun gerisinde
seyretmesini ise şu şekilde açıklıyor:

“İstanbul’a yönelik bombalı terör eylemleri ve dış politikada baş gösteren sorunlar,
yaşanan darbe girişimi, beklenen yabancı yatırımcıyı İstanbul’dan uzaklaştırmış,
Suriyeli mülteci akımı ise durmuştur.

“2016 yılı ortalarından itibaren konut fiyatlarındaki artış enflasyonun gerisinde
seyretmeye başlamıştır. Öte yandan inşaat maliyetlerindeki artış konut fiyat artışlarının
üzerine çıkmıştır.”

**Zararına satışlar**

Büyükduman konut stoğunun ise tehlikeli bir seviyede olmadığını düşünüyor:

“Ekonomik koşullar ne olursa olsun konut bir temel ihtiyaçtır ve hane oluşumu devam
ettikçe konuta yönelik talep azalmayacaktır. Lüks segment dışında orta ve alt kesimlere
yönelik konut piyasasında ciddi bir stok olmadığını düşünüyorum. Mevcut stokların
da altı ay veya bir yıl içinde eriyeceğini tahmin ediyorum.”

Büyükduman konut sektörüne getirilen teşviklerin ve faiz indiriminin bu stokların
eritilmesinde etkili olacağını ancak bunun uzun soluklu olmayacağını söylüyor.

Tebernüş Kireçci ise bu teşviklerin konut sektöründeki yapısal sorunları çözmeyeceği
görüşünde:

“Arz fazlası dolayı ile şirketler planladıkları fiyattan satamıyor. Maliyetleri 
göz önüne alırsak zararına sattıklarını söylersek abartmış olmayız. Faiz oranları
için de aynısı geçerli. Bankalar kullandırılan konut kredilerinden zarar ediyor.”

Büyükduman da Kireçci de konut fiyatlarının makul düzeylerde seyrettiğini vurguluyor.

**‘İnşaat sektöründe hızlı büyümenin sonuna gelindi’**

Ekonomistler ise Türkiye ekonomisinin konut sektörüne ve ona bağlı olarak da inşaat
sektörüne bağımlı olmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.

İnşaat sektörü üretiminin yaklaşık yüzde 60’ını konut üretimi oluşturduğu için bu
iki alan birbirine sıkı sıkıya bağlı.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Ege Yazgan, inşaat sektörünün
büyüme içinde büyük bir paya sahip olmadığını, ancak buna rağmen elde ettiği oranın
bile dikkat çekici olduğunu dile getiriyor:

“Türkiye’de 2003-2017 yılları arasında (kriz yılı olan 2008 hariç) inşaat sektörünün
büyümeye olan katkısının ortalaması yüzde 12.

“Yani ortalama olarak bu dönemde yüzde 1’lik büyümenin 0,12’si inşaat sektörünün
katkısı ile gerçekleştiriliyor. Milli gelir rakamları kullanılarak yapılan bu hesaba
göre inşaatı, tarımdan sonra büyümeye en az katkı veren sektör olarak düşünebilirsiniz.

Ancak unutulmamalıdır ki, inşaatın sanayi, tarım, kamu ve hizmetlerden oluşan 5’
li bölümlendirmeye tek başına katılıp bu hatırı sayılır oranı yakalaması bile başlı
başına bir olgu.”

Türkiye ekonomisi 2017 yılında yüzde 7,4 büyüdü.

Gayrisafi yurtiçi hasılayı oluşturan faaliyetler incelendiğinde; hizmetler sektörünün
katma değeri % 10,7, sanayi sektörünün % 9,2, inşaat sektörünün % 8,9, tarım sektörünün
ise % 4,7 arttı.

Prof. Dr. Ege Yazgan, inşaat sektörünün dış piyasaya değil iç piyasaya üretim yapmasının
ve sanayi ile kıyaslandığında işgücü verimliliğinin düşük olmasının sürdürülebilirlik
sorunu ortaya çıkardığını vurguluyor:

“Bu koşullar altında, inşaat gibi çoğunlukla iç piyasaya yönelik üretim yapan hizmet
sektörlerinin büyümenin ana motoru olarak işlev görmeleri beklenmemeli.

“Bu çerçevede değerlendirildiğinde Türkiye için inşaat sektöründe hızlı büyümenin
sınırına gelindiği kaanatindeyim. Bundan sonraki dönemde dış talebe yönelik üretim
yapan sanayi veya turizm gibi hizmet dallarının sürükleyeceği bir büyüme stratejisine
geçilmek zorunda.”

**‘Ekonomide yozlaşma ve popülist etkiler’**

Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü’nden Prof. Dr. Erinç Yeldan da döviz girdisine
bağlı olan ve döviz kazanması sınırlı olan inşaat sektörüne dayalı büyüme stratejisinin
Türkiye’nin dış açığını yükselttiğini söylüyor.

Erinç Yeldan, 1997’de Asya’da, 2009’da İspanya’da görülen krizlerin arkasında inşaat
yönlü büyüme stratejisinin olduğuna dikkati çekiyor. Yeldan aynı zamanda inşaat 
sektörünün “imar rantına dayalı bir yozlaşma getirdiğini” vurguluyor. Bunun arkasında
Yeldan’a göre spekülatif kazançlar yatıyor.

Yeldan’a konut yapım maaliyetlerinin inşaat sektörünü nasıl etkilediğini soruyoruz.

TÜİK’in verilerine göre inşaat maliyet endeksi, 2018 yılı Mart ayında bir önceki
aya göre %1,69, bir önceki yılın aynı ayına göre %17,92 artmıştı.

Yeldan ise inşaat maliyetlerinde görülen yükselişin sektöre bir sorun yaratmayacağı
görüşünde:

“Konut yapım maliyetlerinin Türkiye için çok büyük bir sorun olduğu kanısında değilim.
Arazi imar rantlarına dayalı spekülatif kazançların bu tür maliyetleri karşıladığını
düşünüyorum.

“Ancak gelir dağılımında ciddi çarpıklıklar ve ahbap çavuş kapitalizminin öğelerini
taşıyan bu tür rantiyer faaliyetler ulusal ekonomide yozlaşma ve popülist etkileri
de beraberinde taşıyor. Bu anlamda da imar rantlarına dayalı inşaat aktivitesi ekonominin
kurumsal birliğini de sarsmakta.” BBC Türkçe
