# Türkiye’nin CDS’i 900’ü aştı: Bu yükseliş ne anlama geliyor?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/turkiyenin-cdsi-900u-asti-bu-yukselis-ne-anlama-geliyor-87492h/
- Yayımlanma: 2022-07-16T10:29:10+03:00
- Yazar: Selim Soydan

CDS değeri bir ülkeye borç verildiğinde [temerrüt](https://www.borsatek.com/emlerdeki-10-dolar-cinsi-ihractan-biri-temerrut-riski-tasiyor-87334h)
riskine karşı kendini sigortalamak isteyenlerin ödedikleri prim. Arabanın kasko 
primi gibi düşünebiliriz. Eğer sürücünün riski artarsa ödenecek prim de artar. O
nedenle [CDS](https://www.borsatek.com/turkiyenin-5-yillik-cdsi-son-14-yilin-zirvesinde-85804h)
değerinin artması yatırımcılar gözünde temerrüde düşme olasılığının önemli ölçüde
yükseldiğini gösteriyor ve ekonomimiz açısından ciddi bir kırılganlığı teyit ediyor.

İki soru üzerinden durumu değerlendirelim.

### CDS primi neden artıyor?

Politika hataları: Uzunca bir süredir makroekonomik kırılganlıklarımızı, uygulanan
politikaların bu kırılganlıkları azaltmak şöyle dursun daha da artmasına neden olduğunu
dile getiriyoruz.

Tüm dünya enflasyona karşı faiz artırırken önce “Biz yeni bir model deniyoruz, faiz
indirince enflasyon da düşecek”, sonra “Aslında bu bilinçli bir tercihti, faiz artırsaydık
enflasyon düşerdi ama biz büyümeyi tercih ettik” demek, karar alıcılar seviyesinde
yaşanan büyük kafa karışıklığına işaret ederek piyasalardaki panik algısını artırıyor
ve CDS primini artırıyor. Ne yöne gideceği belli olmayan, bir sonraki adımı tahmin
edilemeyen bir ekonomide belirsizliklerin getirdiği kırılganlık ve riskler de yükseliyor.

Eğer enflasyon probleminiz varsa bununla faiz indirerek mücadele edemezsiniz. Hatada
ısrar edilmesi, enflasyonun yarattığı sorunların bütçeden aktarılan kaynaklarla 
hafifletilmeye çalışılması bu sefer bütçe açığını artırıyor ve sonu görülmez politikalar
yatırımcı güvenini sarsıyor.

Düşük faiz sadece enflasyon yaratmaz. Düşük faiz döviz talebini tetikler. Arzını
azaltır.

BBC Türkçe’nin haberine göre kuruyan döviz likiditesi giderek ekonomiyi durma noktasına
getirirken alınan her yan önlem “Yine kalıcı bir adım atılmadı” algısı yaratarak
endişeleri artırıyor. Çünkü düşük faiz politikasında ısrar edilmesinin yarattığı
hasar artık geçici önlemlerle ötelenemeyecek boyutlara ulaşıyor. Bu nedenle gelen
yan önlemlerin geçici rahatlatma etkisi de giderek kısalıyor.

Fed ve ECB faiz artışları: ABD Merkez Bankası (Fed) sene başından beri piyasaları
şaşırtan bir hızla faiz artırım döngüsünde ileriyor. Temmuz ortasında gelen enflasyon
verisinin beklentileri aşarak yüzde 9’lara ulaşması Fed’in yolun bundan sonrasında
da ayağını frenden çekmeyeceğine dair inancı güçlendiriyor.

ECB kanadından da benzer açıklamaların yapılıyor olması ve 21 Temmuz’da yıllar sonra
ilk faiz artışının beklenmesi uluslararası piyasalarda paranın ana vatanına dönerek
likidite kaynaklarının kurumaya devam edeceğini gösteriyor ve risk primimizi yükseltiyor.

Global resesyon ve ihracat pazarlarımızda daralma: Büyük merkez bankaları faiz artışlarına
devam ederken bir yandan da pandemi ve Rusya savaşı kaynaklı arz sorunları devam
ediyor. Bu neden önemli? Çünkü enflasyonun sebebi sadece talep kaynaklı olsaydı,
belki o zaman becerikli ve kredibilite sahibi merkez bankaları uygun bir hızda gelecek
faiz artışları ile resesyon yaratmadan da bu talebi makul seviyelere çekmeyi ve 
enflasyonist baskıyı bertaraf etmeyi becerebilirlerdi. Ancak enflasyonun içinde 
arz faktörleri de varsa ve bu faktörler enflasyon beklentilerini bozmaya devam ediyorsa
o zaman talebi makul seviyelere çekmek için gerekli faiz artışı enflasyonu aşağı
çekmeye yetmez. O noktada “talebi öldürerek” yani resesyon yaratarak enflasyonu 
düşürebilirsiniz. Şu anda Batılı merkez bankaları tercihlerinin bu olacağını net
bir şekilde ifade ettiler.

Ticaret ortaklarımızın resesyon pahasına enflasyonla mücadeleyi tercih etmeleri 
ise bizim açımızdan hem ihracat pazarlarımızın daralması hem de enflasyon yurtdışında
devam ettiği sürece içeriye ithal edilecek enflasyon anlamına geliyor. Bu durum 
cari açığın yükselmesi, döviz gelirlerimizin azalması, ve makroekonomik kırılganlıklarımızın
artması anlamına geldiğinden CDS primini de yukarı itiyor.

### CDS priminin artmasının sonuçları ne olur?

Kamunun ve özel sektörün dış borçlanma maliyetleri CDS primine paralel olarak artar.

Burada kendini besleyen bir döngü oluşur. Borçlanma maliyetinin artması döviz girişini
azalttığı için dış borcu ödemeyi zorlaştırır. Bu da riski daha da çok yükseltir.

Artan maliyetler, daha fazla kaynağın borç ödemesine ayrılması ve daha az harcanabilir
gelir (yani refah kaybı) anlamına gelir.

Döviz girişinin azalması içerideki likidite krizini daha da derinleştirirken enflasyonist
baskıları artırır.

Ulaşılabilecek en uç nokta, CDS ile sigortalanan temerrüt riskinin gerçekleşmesi
durumudur. Dış borcun çevrilemez hale gelmesi ya da “iflas” durumu, başta enerji
olmak üzere ithal ettiğimiz pek çok ürünü alamayacak hale gelmemiz, ithal ara malına
dayalı üretim yapımızın durması anlamına gelir.

Borçların çevrilememesine dair çok önemli bir uyarı niteliği taşıyan CDS göstergesinin
ulaştığı tehlikeli seviyeyi çok ciddiye almak ve en kısa zamanda dünyaca kabul görmüş
politikalarla (ve tüm dünyada olduğu gibi) enflasyon problemini öncelik haline getirmek
gerekiyor.

Denenmemiş ve literatürde karşılığı olmayan politikalarla daha fazla zaman kaybetmemeliyiz.
İçinde bulunduğumuz krizden çıkmanın başka bir yolu yok.
