# Türkiye’nin yerel para notu düştü

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/turkiyenin-yerel-para-notu-dustu-6212h/
- Yayımlanma: 2015-05-10T07:03:00+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Standard and Poor’s Türkiye’nin yerel para cinsinden uzun ve kısa vadeli notunu ‘
BBB/A-2’ seviyesinden ‘BBB-/A-3’seviyesine düşürdü. Alınan kararda TCMB’nin bağımsızlığına
yönelik olarak oluşan tehditlerin etkili olduğu ifade edildi.

Kurum aynı zamanda Türkiye’nin yabancı para cinsinden hakim kredi notunu görece 
olarak daha düşük kamu borç seviyesi ve güçlü ihracatı nedeniyle ‘BB+/B’olarak onayladığını
bildirdi.
Türkiye’nin yüksek dış borç seviyesi ve kurumlar üzerindeki baskılar nedeniyle
yerel ve yabancı para cinsinden notların görünümü ise negatif olarak korundu.

S&P’nin raporunda şöyle denildi:

8 Mayıs 2015 itibarıyla Standard & Poor’s Ratings Services Türkiye Cumhuriyeti’nin
uzun ve kısa vadeli yerel para cinsinden notlarını ‘BBB/A2’ seviyesinden ‘BBB-/A-
3’seviyesine düşürdü. Ayırca Türkiye’nin kendisi tarafından talep edilmemiş ulusal
ölçek uzun ve kısa vadeli notu ‘trAAA/trA-1’ olark yine kendisi tarafından talep
edilmemiş uzun ve kısa vadeli yabancı para cinsinden hakim kredi notu ‘BB+/B’ olarak
onaylandı. Notların görünümünü ise negatif olarak koruyoruz.

Türkiye’nin yerel para cinsinden notunu düşürmemiz Türkiye Merkez Bankası’nın operasyonel
bağımsızlığına yönelik sınırlamaların arttığı değerlendirmemiZden kaynaklanıyor.
Bu durumun para otoritesinin döviz kurlarında artan volatilite karşısında fiyat 
istikrarını sağlama  görevini yerine getirebilmesine yönelik bir tehdit olduğunu
düşünüyoruz.”

Döviz piyasalarında artan ve daha az şeffaf bir para politikasının yansıması olan
volatilitenin bir diğer sonucu da finansal sektörün mevduat tabanının yeniden dolarize
hale gelmesi oluyor. Genel olarak bizim değerlendirmemiz merkez bankasının kredibilitesine
yönelik artan tehditlerin, parsal geniş kanallarının zayıflamasına ve TL’nin statüsüne

zarar vermesine neden olduğu yönünedir. Bu durum Türkiye’nin yüksek düzeydeki dış
borç stoğunu refinanse etmesine yönelik daha büyük bir risk oluşturmaktadır. 

Türkiye’nin görece olarak daha derin bir sermaye piyasasına sahip olması parasal
esnekliğe fayda sağlarken, karmaşık parasal çerçevenin – bir kaç farklı faiz oranı
ve alışılmadık derecede geniş faiz koridoru yüzünden- görece olarak daha az etkin
bir yapı oluşturuyor ve döviz kurlarındaki yüksek volatilitenin enflasyona daha 
çok etki etmesine neden oluyor.

Yabancı para cinsinden notun onaylanması bizim temel senaryomuzda 2015 ila 2018 
yıllarında yıllık yüzde 3 oranında büyüme yaşanacağı, dış borç ölçümlerinin kademeli
olarak istikrarlılaşacağı Türkiye’nin kaldıraçlı özel sektör şirketleri ve bankalarının
mali desteğe ihtiyaç duymayacağı beklentimizi yansıtıyor.

Bizim görüşümüze göre yetkililer temel riskleri doğru belirlediler. Özellikle Türkiye’nin
yüksek ve tekrarlayan açıkları konusunda. Hükümetin onuncu ve hırslı kalkınma planı
mantık olarak yerel tasarrufları atracak ve ithal enerji maliyetlerini düşürecek
yönde oluştu. Bir yandan da kadınların oldukça düşük olan işgücüne katılım oranını
artırmayı ve kayıt dışı ekonomiyi azaltmayı hedefliyor. 

Bununla birlikte Kalkınma Planı’nın 2013 yazında açıklanmasından bu yana programın
hayata geçirilmesi yönünde atılan adımlar sınırlı düzeyde oldu. 7 Haziran tarihinde
yapılacak olan seçimlerden sonra uygulamaya hız verilmesi halinde bu Türkiye’nin
cari açık veren ekonomik büyüme modelinden uzaklaşmasını sağlayabilir ki bu model
halen dışarıdan yüklü miktarda borçlanmayı gerektiriyor.

Türk ekonomisi halen diğer gelişen piyasalara oranla daha fazla yüksek dış borç 
ve düşük döviz rezervi seviyelerine sahip olmaya  devam ediyor. 2015 sonu itibarıyla
Türkiye’nin dış borçlarının cari işlemlerin 1.4 katı olacağını öngörüyoruz ki bu
oran Güney Afrika için 0.3, Brezilya için 0.4 ve Macaristan için 0.5 seviyesinde.

2015 Şubat sonu itibarıyla kullanılabilir rezervlerin 45.3 milyar dolar olduğunu
hesaplıyoruz ki bu rakam ancak geçen yılın cari açığı kadar bir seviyeyi ifade ediyor.
Bu seviyedeki bir uluslararası rezerv ise döviz kurlarında yaşanacak volatiliteye
karşı oldukça  sınırlı bir tampon ifade ediyor. Kamu mevduatlarını hariç tutarsak,
bu rakam 40.8 milyar dolara geriliyor ki bu da 2.4 aylık ithalatı ancak karşılıyor
ki bu oranda benzerlere göre çok düşük bir seviyeyi ifade ediyor. Toplam brüt rezervler
içinde döviz karşılıklarının oranı Şubat ayında yüzde 65’e yükselmiş durumda ki 
bu oran 2011 yılında yüzde 37 seviyesindeydi.

Türkiye’nin bankacılık sektöründe kaldıraçlılık halen görece olarak yüksek seviyelerde
ve vadeleri de kısa. 2008-2015 yılları arasında bankacılık kesimim net dış borçları
8 milyar dolardan daha az bir artışla 172 milyar dolar oldu dolar bazında ekonomisi
ise aynı düzeyde  kaldı. Bu durumda şirketlere ve özellikle küçük ve orta ölçekli
şirketlere yönelik hızlı kredi artışı Türkiye’nin uzun vadeli büyüme potansiyeli
açısından faydalı olabilir. Türk bankacılık sistemini genel olarak iyi sermayelendirilmiş
ve iyi yönetilen bir sistem olarak görüyorsak da devlet bankalarının büyüklüüğü 
ve yarı mali işlemlere katılımları, varlık kalitesinin sistem genelinde sanıldığı
kadar homojen olmayacağına işaret ediyor.

Bankalar artan yabancı para cinsinden borçlanmalarını tam olarak hedge etmiş olsalar
da bu durum karlılıkların düşüşüne neden olarak hedge pozisyonları karşı riskler
ya da ikincil etkiler nedeniyle şirketlerin dış borçları bankaların varlık kalitesini
etkileyebilir.

Türk bankalarının konut dışı emlak piyasasından etkilenimi toplam varlıklarının 
yüzde 7’si ile sınırlı durumda şirketlerin inşaat ve emlak alanındaki etkilenimi
birlikte toplam varlıkların yüzde 14.5’i seviyesinde. Bizim görüşümüze göre Türk
finansal sistemi  daha büyük aşağaı dönüşler halinde özellikle de kurlardaki aşırı
hareketlerde buna bağışık kalamayacaktır.

Türkiye’nin notu Hazinenin net kamu kesimi finansman ihtiyacını yerel para cinsinden
uzun vadeli ihraçlarla karşılamasından fayda sağlamaktadır Türkiye’nin ekonomik 
görünümüne ilişkin riskler ısrarcı olmaya devam
ediyor ve bu riskler şunları içeriyor:

— Türkiye’nin cari açığı 2015 yılında GSYİH’nın yüzde 5.7’si seviyesindeyek bu yıl
yüzde 4.6 seviyesine gerilemesini bekliyoruz. Bu açıdan cari işlemler açığı daralıyor
olsa da halen yüksek bir seviyede oluşmaya devam edecek demektir.

— Bu yıl ortalama yüzde 7 seviyesinde olacağını öngördüğümüz enflasyon halen merkez
bankasının orta vadeli hedefi olan yüzde 5’in üzerinde kalmaktadır.

— Türkiye’nin temel fonlama para birimi olan dolarda yaşanan yüzde 22 oranındaki
değer artışı şirketler üzerinde baskıları artıracak bir unsur. Şirketlerin dış borçları
2015 Ocak sonu itibarıyla 177.5 milyar dolar olarak tahmin ediliyor ki bu rakam 
da GSYİH’nın yüzde 22’sine karşılık geliyor.

— Döviz kurlarında yaşanan değer kaybının rekabet gücünü artırmaya yönelik etkisinin
üçte ikisinin 2010 yılından bu yana yaşanan yüksek enflasyon tarafından emildiğini
düşünüyoruz.

— Küresel ekonomik ortamdaki belirsizlikler özellikle de ABD’deki tarihi dip seviyelerdeki
faizlerin muhtemel geri dönüşü

Bu dış kırılganlıkları bir ölçüde azaltan bir unsur olarak Türkiye’nin yerel para
cinsinden sermaye piyasalarının derinliği gösterilebilir.

Petrol fiyatlarındaki düşüş ekonominin net finansman pozisyonu açısından faydalı
olabilir. Petrol fiyaytlarına dair ortalama beklentimizi Brent türü petrol için 
102 dolardan 67.5 dolara düşürdükten sonra Türkiye’de cari açığın bu yıl GSYİH’!
nın yüzde 4.6’sına gerilemesini ve 2018’de GSYİH’nın yüzde 3.7’si olmasını bekliyoruz.
Dış finansman profilinde bir parça toparlanma öngörüyoruz ve dış borç girişine bağlılığın
4 yıllık bir süreçde azalmasın bekliyoruz.

Bizim temel beklentimizde hükümetin sınırlı açıklarla devam etmesi ve 2015-2016 
döneminde GSYİH’nın yüzde 1.6’sı olan bu oranın 2018’de  yüzde 3’e yükselmesi yer
alıyor.

Bununla birlikte mali performans yüksek düzeyde dönemsel oldu ve açıklarda sert 
satılımlara yol açtı. Örneğin 2009 yılında genel kamu açıkları GSYİH’nın yüzde 5.9’
una yükseldi. Bizim temel projeksiyonlarımızda temel borç ölçümlerinin dalgalı bir
seyir izleyeceği yer alıyor.

Hükümetin yeni yapısal regorm ajandasını açıklamasına karşın, politika riskleri 
görmeye devam ediyoruz. ve bu risklerin genel seçimlerden sonra da süreceğini düşünüyoruz.
Türkiye’de temel ekonomik kurumlarda, kontrol
ve dengelerin yaşadığı erezyon ve 
karar verme mekanismzasının merkezileşmesi işdünyası güveni ve ekonomik istikrar
açısından risk oluşturuyor.

Bizim orta vadeli GSYİH artışının yüzde 3 olacağı öngörümüz altında işsizliğin
artmasını
ve sosyal baskılara neden olmasını bekliyoruz. Son olarak Suriye ve Irak’taki gerginliklerin
yayılması olasılığı politika sürecini daha az öngörülebilir hale getirebilir ve 
daha yüksek mali maliyetlere neden olabilir.

**GÖRÜNÜM**

Negatif görünüm Türkiye’nin notunu önümüzdeki 6 ila 12 aylık sürede düşürme olasılığımızın
enaz üçte bir olduğunu gösteriyor. Eğer Türkiye’nin mali performansı ve borç ölçümleri
beklentilerde sapma gösterirse örneğin gelirlerde ani bir durma, yüksek harcama 
ihtiyacı ya da finansal kesimin istikrarında bozulma gibi unsurlar ödemeler dengesi
ya da büyüme şoklarına neden olur ve bu durum küresel likidite koşulları ya da temel
ticari ortaklardaki büyüme şokları ile desteklenirse not indirimi gelebilir.  

Merkez bankası da dahil olmak üzere Türk kurumlarına yönelik müdahalenin
yoğunlaşması
da büyümeyi yavaşlatabilir ve daha düşük notlara neden olabilir.
