# Türklerin offshore’da ne kadar parası var

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/turklerin-offshoreda-ne-kadar-parasi-var-11441h/
- Yayımlanma: 2016-05-05T11:40:00+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Derin Ekonomi Dergisi’nin Mayıs 2016 sayısında ‘kapak konusu’ olarak işlediği “Offshore’un
dayanılmaz hafifliği” araştırmasına göre Türk şirketleri offshore’u yoğun olarak
kullanıyor. Haber girişinde, “11 Türk bankası, vergi cennetleri olarak bilinen Lüksemburg,
Malta ve Bahreyn’deki offshore hesaplarında 142 milyar lirayı yönetiyor.

Bu tutar Türkiye’nin GSMH’sinin yüzde 5’inden biraz daha fazla. Türkiye’nin büyük
sermaye gruplarının bir çoğunun offshore’da şirketleri bulunuyor. Ada ülkelerinde
kurulmuş olup Türkiye’de yabancı şirket adı altında faaliyet gösteren 10 binden 
fazla firma ve marka var.” ifadesi yer alıyor. Haber ayrıca, “BİST 50’nin Offshore’da
Bulunan Bağlı Şirketleri”, “Türk Bankalarının Offshore Hesaplarında Tuttuğu Para”,“
Offshore’a Kaçan Para Nedeniyle Türkiye’nin Vergi Kaybı”, “Borçlanma Yöntemiyle 
Kârı Yurtdışına Kaçırma Yöntemi”, “Offshore Merkezlerinde Kurulmuş Olup Türkiye’de
Faaliyet Gösteren Şirket Sayısı” grafikleriyle destekleniyor.

![Türklerin offshore'da ne kadar parası var Borsatek](store/file/images/o1.jpg)

**HEPSİNİN DE ADRESİ OFFSHORE**

Dünya ticaretinde bir yılda oluşan küresel para trafiği 72 trilyon dolar. Bunun 
yarısı offshore (kıyı ya da kıyı ötesi anlamı­na geliyor) merkezlerinde dönüyor.
Orası karanlık taraf. Eşinden para saklayan zenginler, ülkesinden vergi kaçıran 
büyük şirketler, yurt dışında gizil operasyon yürüten İstihbarat birimleri, geleceklerini
garantiye alan siyasetçiler, rüşvet gelirlerini saklamak zorunda kalan bürokratlar,
milyon dolarlık bonusları gözlerden uzak tutmak isteyen üst düzey yöneticiler gibi
paranın izini kaybettirmek isteyenler için değişmeyen tek adres, offshore. Son yıllarda
Panama belgeleri, Lüksemburg sızıntısı gibi İfşaatlarla ard arda gelen çok amaçlı
operasyonlar ise artık gök kubbenin altında saklanacak bir yer olmadığını gösteriyor.

![Türklerin offshore'da ne kadar parası var Borsatek](store/file/images/o2.jpg)

Önce 2013’teki İsviçre sızıntısı (Swissleaks) ve şimdi de Mart 2016’daki Panama 
belgeleri (Panama Papers) kü­resel finansal sistem için yeni bir evreye girildiğine
işaret ediyor. Panama belge­lerini yayınlayan Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler
Konsorsiyumunun (ICIJ) web sitesinde yer alan bilgilerden ve yaptıkları açıklamalardan
anlaşıldığına göre bu operasyonun finansal destekçi­leri arasında George Soros, 
ABD Hazine Bakanlığı, İngiltere ve Almanya gibi aktörler bulunuyor. Aslında sızdırmanın
temelde İki amacı var. 

Birincisi, orta ve büyük ölçekli şirketlerin vergi kaçırması nedeniyle azalan vergi
gelirleri ABD, İngiltere, Almanya gibi devletlerin bütçe­lerini sarsmaya başladı.
2008 finansal krizinden sonra ayyuka çıkan finansal sahtekarlıklar ve doğan vergi
kayıpları, söz konusu devletlerin gizil zulaların peşine düşmesine neden oldu. İkinci
neden ise tek kutuplu dünyada güvenlik ve ekonomik hegemonyasını pekiş­tirmek isteyen
ABD’nin, kendi kontrol alanındaki menfaatlerine zarar vermeye başlayan ülkelere 
ve siyasi liderlere karşı yürüttüğü düşük yoğunluklu finansal savaş.

Londra, Amsterdam, Panama, Singa­pur, Hong Kong, Cayman Adaları gibi merkezlerde
dünyadaki tüm politikacıla­ra, zenginlere, uyuşturucu kaçakçılarına, sanatçılara,
futbolculara “kesin gizlilik” pazarlayan binlerce hukuk bürosu ve finansal aracı
şirket bulunuyor. Bir tele­fonla ya da internetten sipariş üzerine, ihtiyacınıza
göre 500 dolardan başlayan fiyatlarla dünyanın 83 offshore ülkesinin herhangi birinde,
birkaç günde anah­tar teslimi şirket sahibi olabilirsiniz. Bu danışmanlar size banka
hesabı açıyor. Üstelik Visa’dan Mastercard’tan kredi kartı temin ediyor. Ülkenizdeki
vergi memurlarının hayallerine sığmayacak yöntemlerle paranızın izini ustaca yok
etmenize yardımcı oluyorlar. Sloganları ise şöyle: Kusura bakmayın, burada fakirlere
yer yok!

![Türklerin offshore'da ne kadar parası var Borsatek](store/file/images/o3.jpg)

**BÜYÜK ŞİRKETLERİN VERGİDEKİ PAYI AZALIYOR**

Kurumlar vergisinde OECD ortala­ması yüzde 25 seviyesinde seyreder­ken Türkiye’de
yüzde 20 düzeyinde. Bu oran 2004’e kadar yüzde 30’du. Hükümet, yeril ve yabancı 
yatırımları artırmak amacıyla bu vergiyi 2004’te yüzde 20’ye indirdi. Teş­vik, gerçekten
de yerli ve yabancı sermayenin Türkiye’ye akmasını sağladı. 2005-2015 döneminde 
büyük şirketler satış ge­lirlerini ve kârlarını 3 ila 5 kat arasında artırdılar.
Ancak bu durum Türkiye hükümetinin büyük firmalardan topladığı vergiyi oransal olarak
artırmadı. Aksine kurumlar vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki payı son 10
yılda yüzde 9,6’dan yüzde 8’e geriledi, ilginç şeklide, aynı dönemde, ağırlıklı 
olarak işçi ve memur maaşlarından kesilen gelir vergisinin sistem İçindeki payı 
yüzde 19,1’den 22,7’ye yükseldi.

Bu, dönemde vergi yükü büyük şirket­lerden milyonlarca işçi ve memurun omuzlarına
geçti. OECD’nin Türkiye ve benzer durum­daki ülkeler için yaptığı tespite göre, 
Türkiye’de kurumlar vergisi kaçağı yılda en az yüzde 4 ila yüzde 10 arasında gerçekleşiyor.
Son 10 yılda Türk devletinin kurumlar vergisine tabi şirketlerden elde ettiği toplam
vergi geliri 296 milyar TL idi. OECD’nin belir­lediği yüzde 10 oranı baz alındığında
10 senede Türkiye’de buharlaşan kurumlar vergisinin toplam tutarı 29 milyar TL’yi
buluyor ki bu miktar çokça tartışmaya konu olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden 
üç tane inşa edebilmek demek.

Eski Başbakan Yar­dımcısı Ali Babacan’ın 2013’te açıkladığı bir bil­giye göre, Türk
sermaye­sinin yurtdışında tuttuğu resmi servetin toplamı 130 milyar dolar büyüklüğündeydi.
Bunun 50 milyar doları ABD’de tutuluyor. ABD’nin vergi cenneti eyaleti Delaware 
oradaki Türk şirketlerinin ilk adreslerinden biri. Türkiye geçmişte bu pa­rayı getirmek
için iki kez “vergi barışı” kampanyası düzenledi. 2009’daki kampanyada 48 milyar
lira kayıt altına alındı; 1,9 milyar lira vergi geliri elde edildi.

![Türklerin offshore'da ne kadar parası var Borsatek](store/file/images/o4.jpg)

**‘VERGİDEN KAÇINMAK VERGİ KAÇIRMAKTIR’**

ABD ve Avrupa Birliği’nin offsho­re ülkelerine yönelik bilgi paylaşımı konusunda
getirdiği yasal yaptırımları­nın geçmişi aslında 2003 yılına kadar gidiyor. Ancak
2008 finansal krizinde hükümet bütçelerinin milli gelirlerine oranının yüzde 100’
leri aşmıştı. ABD ve AB ülkeleri ekonomik durgunlu­ğa girdi. Bu da Batı başkentlerinde
alarm zillerini çaldırdı. ABD’de batan Lehman Brothers ve AIG gibi finans devleri
ve General Motors gibi sanayi grupları ABD Hazinesinden karşılanan paralarla kurtarıldı.
Yunanistan, Güney Kıbrıs, Portekiz, ispanya ekonomileri ipten alındı.

Kurtarmanın bedeli fakir­leşme oldu. Bu gelişmeler vergiden kaçınma ya da vergi 
kaçırma adıyla ana ülkeyi terk ederek kıyı ülkelere giden İş dünyası üzerinde daha
fazla devlet kontrolüne neden oldu. ABD ağır kurallar koydu, İngiltere Maliye Bakanı
George Osborne, yeni dönemi, “Vergiden kaçınmak vergi kaçırmaktır, hırsızlıktır”
diye özetledi. Çünkü dün­yanın karanlık tarafına akan paralar, dünyanın gerçek yüzünde
yaşayan insanların nefretini kazanmıştı. Offsho­re, ekonomik krizlerin sebebi olarak
gösteriliyordu.

**VERGİ KAÇAĞI TÜM DEVLETLERİN SORUNU**

Mali Suçları Araştırma Komisyonu (MASAK) yıllık raporlarına göre ABD 2015’te Türkiye’den
10 bin 98 kişi ve şirket hakkında bilgi talebinde bu­lundu. Türkiye tarafıysa ABD’den
752 kişi ya da şirket hakkında bilgi İstedi. Ancak ABD’nin bir senede bu kadar çok
kişi hakkında bilgi istemesi MASAK tarihinde görülmemiş bir şey. Mesela 2014’te 
ABD’ye sadece 119 kişi/kurum hakkında bilgi verilmişti. Bu bilgi alışve­rişi dünyada
151 ülkenin kullandığı Egmont Gru­bu tarafından yazılmış Egmont Secure Web isimli
bir mail istihba­rat paylaşım programı kanalıyla yapılıyor.

ABD’de yasal kurumlar vergisi oranı yüzde 39 ancak her eyalette farklı oranlarda
uygulana­biliyor. Örneğin Delaware eyaletinde kurumlar vergisi oranları yüzde 8,7
gibi çok düşük bir seviyede. Business Insider’a göre, 2000 ile 2012 arasında Rusya’dan
ve Çin’den ülkeyi terk eden para tutarının 1’er trilyon dolara yakın olduğu belirtiliyor.
Bu paralar büyük ölçüde offshore hesaplarda tutuluyor ve oradan işletiliyor. Offshore
sermayesi kullanan şirketler, rakiplerine oranla finansal avantaj elde ediyor. Bununla
beraber bu şirketlerin kontrol hisselerini elinde tutan ve ilişkili şirketlerde 
de payı bu­lunan büyük yatırımcı­lar Offshore sayesinde daha fazla kar payı elde
ediyor. Bu sayede kâr payı (temettü) kazançlarını vergiden uzakta tutuyorlar. Offs­hore
yöntemlerinin ortak özelliği gereği, şirketten gider görünümlü sermaye çıkışları
olduğu için borsadaki küçük his­sedarlar zarara uğratılmış oluyor.

**MALİYE TEYAKKUZA GEÇTİ**

Türkiye ise 2015 itibarıyla harekete geçti. OECD bünyesinde başlatılan Ta­ban Erimesi
ve Kâr Kaymasına (BEPS) karşı aksiyon planı geliştiren inisiyati­fe temsilci göndermeye
başladı. Bu inisiyatif, büyük şirketlerin vergiden kaçınmak amacıyla kullandıkları
örtülü kâr transferi ve ilişkili taraflarla yapılan para aktarımları konusunda üye
devletlerin hükümetleriyle bilgi paylaşımı yapıyor. Amaç vergi kaçaklarını azaltmak.
Öte yandan sızan Panama belgelerinde yer alan Türkler konusunun, Maliye Bakanlı­ğı’nı
teyakkuza geçirdiği belirtiliyor.

Offshore dünyası örtülü kâr transferi için mükemmel bir zemin hazırlıyor. Şir­ketler
vergiden kaçınabilmek amacıyla, satış gelirlerinden elde ettikleri kazancı, Gelir
Tablosu’nun en başında yer alan Satış Gelirleri ile Vergi Öncesi Kar/Zarar kalemi
arasında yer alan diğer kalemler arasında buharlaştırmak zorunda. Aksi halde vergiden
kaçınması mümkün değil. Temel hedef, vergiye esas teşkil edecek gelir kalemini mümkün
mertebe azaltmak. Bunun için en sık kullanılan yöntem İse, yurtdışından yapılan 
mal ve hizmet tedariğini, şirketin offshore merkezlerinde kurmuş olduğu grup şirketleri
aracılığıyla yapması.

**SANAYİCİLERİN OFFSHORE TERCİHİ HOLLANDA**

İngiltere merkezli özel yatırım fonu Doughty Hanson’a ait olan TMF Group’un Hollanda’daki
merkezinde kayıtlı binlerce tabela şirketi bulunuyor. Türkiye’nin en büyük dayanıklı
tüketim şirketlerinden Arçelik’in 2015 bilanço­sunda Hollanda’da kurulu bağlı şirketi
olarak görünen ArDutch BV’nin şirket adresi internette aratıldığında, TMF Group’un
adresiyle aynı yer çıkması dikkat çekiyor. TMF Group’un İstanbul’da da şubesi bulunuyor.
Firmalara şirket kuruluşunun yanı sıra bordrolama ve insan kaynakları hizmetleri
veriyor. TMF Group’un bilançosunda yer alan risk analizinde, müşterilerin çok büyük
bir bölümünün vergi dostu merkezlerde çifte vergilendirmeyi önleyici holding yapılanmaları
kurmak istediği ancak ülke hükümetlerinin offshore fonlarını olumsuz etkileyecek
yasal düzenleme­ler getirmesi halinde şirketin bundan olumsuz etkileneceği yazıyor.
Hollan­da’da yatırım şirketi kurmayı tercih eden sanayici firmalar arasında Vestel
de bulunuyor.

Hollanda, IMF ve OECD tarafından offshore olarak tanımlanmasa da dün­yada Finansal
Gizlilik Endeksi’ni yayınla­yarak adından bahsettiren Vergi Adaleti Ağı (Tax Justice
Network) tarafından offshore olarak niteleniyor. Michiel van Dijk, Francis Weyzig,
Richard Murp­hy tarafından 2006’da yazılan, “The Netherlands: A Tax Haven?” (Hollanda
bir vergi cenneti ml?) kitabında, “somut araştırmalar ve bulgular Hollanda’nın bir
vergi cenneti olduğunu ortaya koymaktadır” deniliyor. Vergi cenne­tinin ise tanımı
şöyle yapılıyor: “Bir ülkedeki hukuk sisteminin yüklediği vergiden kaçınmak ya da
sakınmak amacıyla başka bir ülkedeki ya da bölgedeki hukuk sistemini kullanmak”.

Hollanda’nın milli geliri 890 milyar euro ancak Hollanda Merkez Bankası rakamlarına
göre, Hollanda’nın aşırı esnek yasalarına tabi vergiden muaf ve yabancılara ait 
olan Özel Finans Kuruluşları (SFI) aracılığıyla bu ülkeye bir yıl içinde giriş ve
çıkış yapan para tutarı 6,5 trilyon euro. Yani, ülkede konuşlanan yabancı şirketler,
Hol­landa milli gelirinin 7 katından daha fazla tutarda bir meblağı, Hollanda üzerinden
başka offshore’lar ve kendi ülkeleri arasında kurulan ağlara trans­fer etmek suretiyle
yeniden finansal sisteme sokuyor. Vergisiz ortamda tutulan para sürekli İşletilerek
döngü tekrarlanıyor.

Türkiye’de özel sektörün dış borcu olarak görünen borcun büyük bir bölümünün Türk
sermayesinin offs­hore merkezlerinde sakladığı kendi paralarından oluştuğu belirtiliyor.
Özel sektörün büyük şirketleri vergisiz ülkelerde sakladıkları ve işlettikleri paralarını,
yine kendi şirketlerine borç vermek suretiyle Türkiye’de dolaşıma sokuyor. Borç 
geri ödendiğinde Tür­kiye’deki kazanç yeniden yurtdışına çıkarılmış oluyor. Bu döngü
nedeniyle devletin vergi kaybı her geçen yıl daha fazla artıyor. Maliye Bakanlığı
bu gidişe dur demek için kolları sıvamış durumda.
TCMB verilerine göre Türk şirketleri
Şubat 2016 itibariyle İngiltere’den 27 milyar dolar, Almanya’dan 21 milyar dolar,
ABD’den 18, Hollanda’dan 14 milyar dolar uzun vadeli borçlan­mış görünüyor. Son 
yıllarda öne çıkan offshore merkezi Birleşik Arap Emirlikleri’nden borçlanılan tutar
10 yılda yaklaşık 20 kat artışla 2.5 milyar dolara yükseldi. Türk firmaları Lüksemburg’dan
12 milyar dolar, Bahreyn’den 11 milyar dolar, Cayman Adalarından 2.7 milyar dolar
borç almış görünüyor.

![Türklerin offshore'da ne kadar parası var Borsatek](store/file/images/o5.png)

**TABELA ŞİRKETİ 500 DOLAR**

Bulgaristan’da bir offshore şirketi kurmanın bedeli 600 euro, Belize’de 600 dolar.
Ancak Cayman Adaları’nda biraz pahalı, 2.300 Dolar, İngiltere ile Fransa arasındaki
adalardan İngiltere kontrolündeki Jersey Adası’nda offshore şirketi kurmak ise hiç
de ucuz değil, 6200 pound. Türklerin en çok tercih ettiği Hollanda’da bir tabela
şirketi kurmanın bedeliyse 2 bin 600 Euro. Merkezlerini ya da bağlı şirketlerini
Hollanda’ya taşıyarak kendi ülkesinde kurumlar vergisinden kaçınan ya da yarıdan
daha az vergi ödeyen şirketler arasında Google, Facebook gibi teknoloji devleri 
de bulunuyor. BBC’de yayınlanan Panaroma belgeseline göre Facebook’un Hollanda’daki
merkezi sadece bir ta­beladan ibaret. Aynı adreste yüzlerce başka offshore firması
bulunan bir muhasebe firması.

**‘HERŞEYİ KONTROL ETMEK İSTİYORSAN HİÇBİR ŞEYE SAHİP OLMA’**

Çinli stratejist Sun Tzu iki bin yıl önce yazdığı Strateji Sanatı ve Savaş Sanatı
ki­tabında “Güçlüyken zayıf görün, zayıfken güçlü görün” demişti. “Her şeyi kontrol
etmek istiyorsan hiçbir şeye sahip olma” (Own nothing, control everything) sözü 
ise günümüz küresel finansal endüstri­sini yönlendirdiği söylenen Rothschild grubundan
John Rothschlld’a atfediliyor. Rothshild grubuna ve bu grup adına çalıştığı söylenen
George Soros’a ait şirketlerin ve vakıfların eskiden bu yana büyük ölçüde offshore
merkezlerinde kurulmuş olması dikkat çekiyor.

**TURUNCU DEVRİMLERİN FİNANS KAYNAĞI OFFSHORE’DAN**

Offshore merkezlerinin kapıları Güneş Batmayan İngiliz İmparatorluğu ve ABD tarafından
1970’lerde açıldı. Görünen amaç, şeker kamışı ve buğday satarak karnını doyuramayan
sömürgelerdeki ada halklarına gelir kapısı oluşturmaktı. Bu merkezler, Batı istihbarat
birimleri­nin üçüncü dünya ülkelerinde yürüt­tükleri gizli siyasi operasyonları 
finanse etmek kullandıkları İyi bir saklanma yeri olmuştu. Körfez bölgesinde, Afrika’da
ve Latin Amerika’da semirmeye baş­layan sermaye sahipleri ve ülkelerini soyan diktatörler,
paralarını güvenceye almak İçin yasal otoritelerden uzak ama gizliliğe önem verecek
ülkeler arıyordu. Offshore sistemi bilançolarını büyüt­mek İsteyen Batı bankalarına
inanılmaz fırsatlar sunuyordu. Bu adalar, Batı bankalarının kontrolünde güvenilir
birer liman oldular. Offshore’lar kısa sürede sadece bankaların değil George Soros
ve Jim Rogers gibi para sihirbazları­nın da karargâhı oldu. Genellikle IMF tarafından
yönlendirilen üçüncü dünya ülkelerinde kur spekülasyonları yaparak para kazanan 
spekülatörler, ABD’nin sermaye piyasası kuruluna (SEC) ve diğer otoritelere hesap
vermekten kur­tuluyor, üstelik vergi ödemekten kaçmış oluyorlardı. 1973’te offshore
cenneti olan Cayman Adaları ve Hollanda Antilleri’nde birkaç milyon dolarlık serma­yeyle
Quantum fonunu kuran Finansçı George Soros, kısa sürede onlarca milyon dolara ulaştı.
1980’lerin başında ingiliz hükümetine karşı spekülasyon yaptı ve İngiliz Merkez 
Bankası’nın herkesin beklentisinin aksi yönde karar almasından istifade ederek 1
milyar dolardan fazla para kazandı.

**ŞOK TERAPİSİNDEN ŞOK KAZANÇ**

Soros, 80’ler 90’lar boyunca, Doğu Bloku ülkelerinde kurduğu Açık Toplum Vakıfları
kanalıyla Ukrayna, Polon­ya, Macaristan’da ve SSCB’de komünizmin çöküşünü hızlandırmak
ve bu ülkelerin zengin doğal kaynakları üzerinde herkesten önce hisse sahibi olmak
amacıyla muhalifler siyasi gruplara para yardımları yaptı. Bu hamleler ABD’nin bölgedeki
menfaatleriyle tam uyumluydu. 90’larda Rusya ekonomisi üzerinde şok terapisini öneren
ABD’li ekonomist Jeffrey Sachs George Soros’un yakın arkadaşıydı. Sachs’ın tavsiyelerini
dinleyerek rubleyi devalüe eden Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in en yakınındaki
7 zengin oligarktan biri İse Michael Khodorkovski idi.

Herkes gibi sıradan bir Rusya vatandaşı olan Khodorkovski, 1990’ların başında Rusya’nın
en büyük petrol şirketi Yukos’un hisselerini (son­radan Rothschild tarafından fonlandığı
yasal olarak ortaya çıktı) 300 milyon dolara toplamıştı. Yukos 2003’e gelin­diğinde
70 milyar dolarla dünyanın en büyük petrol şirketi olmuştu. Khodor­kovski Putin’le
işbirliği yapmayı reddetti. Putin yönetimi 2003 yılında 200 milyar dolardan fazla
vergi borcu olduğu gerekçesiyle Yukos petrol şirketine ve sahibinin tüm mal varlığına
el koydu. El koyma üzerine Rothschild Grubu, Rusya’daki davaya müdahil dolu.

Yukos’ta ortaklık payı bulunduğunu çünkü Khodorkovski’yi kendilerinin finanse ettiğini
iddia ederek mahkemeye belgeler sundu. On yıl boyunca hapis yatan Khodorkov­ski 
aynı zamanda George Soros’un da yakın dostu. Soros’un 90’larda Rusya’da kurduğu 
ve Putin zamanında Rusya’dan zorla çıkarılan Açık Toplum Vakfı, şu an Londra’da 
Khodorkovski tarafın­dan yeniden kurulmuş durumda. Vakıf, Putin’i demokratik yollarla
devirmeyi amaçladığını beyan ediyor.

** ‘BİZİ SOROS DESTEKLİYOR’**

7 Nisan 2016’da Habertürk’te yayınlanan Şimdi ve Burada progra­mına canlı yayınla
katılan Uluslararası Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) Direktörü Gerard Ryle, “Açık
Toplum Vakfı tarafından destekleniyoruz ve bu vakıf George Soros tarafından destek­leniyor.”
dedi. ICIJ Direktörü, Sorosla beraber ABD Organize Suç ve Yolsuz­luk ihbar Etme 
Projesi ile de işbirliği yaptıklarını dile getirdi. Ryle, bağış almış olsalar bile
kimseden talimat almadıklarını söyledi.

Offshore endüst­risini yoğun şekilde kullanan, dünyanın ilk hedge fonu olarak bilinen
Quantum fonunu ve daha birçok şirketi offshore merkezlerinde bulunan Soros’un şef­faflaşma
adına Panama sızıntısıyla ilgili 80 ülkeden 400’den fazla gazeteciyi finanse ediyor
olması dünya kamuo­yunda kuşkuyla karşılanıyor. Sızıntılar Batılı devletlere vergi
kayıplarını önle­me anlamında üstünlük sağladı. Diğer taraftan Rusya, Körfez bölgesi
ve geliş­mekte olan dünyadaki yönetici elitler, offshore skandallarıyla tehdit edilerek
politik baskı altına alınmış oldu.

**PANAMA LEAKS’İ YAYINLAMAYI REDDEDEN TÜRK MEDYA KURULUŞU HANGİSİ?**

ICIJ Başkanı Gerard Ryle, Habertürk TV yayınında 11.5 milyon belge arasında Türkiye
hakkındaki belgelerin henüz hiçbirine dokunulamadığını, ne çıkacağını bilmediklerini
söyledi. Türkiye belgelerini yayınlamama gerekçesi olarak, Türkiye’den bazı medya
kuruluşlarıyla irtibata geçtiklerini ancak söz konusu Türk medya şirketinin kendileriyle
çalışmayı reddettiğini, Türkiye’den bir medya kuruluşunun henüz belgeleri incelemeye
talip olmadığını açıkladı.

Ryle, “Türkiye hakkında belgeler açıklayacak mısınız?” şeklindeki soruya “Hayır.
Türkiye hakkında haber yapmayacağız. Bizimle beraber çalışan gazeteciler kendileri
buna karar veriyor. Ekibimizde Türk gazeteci olmadan Türkiye hakkında haber yapmak
istemiyoruz. Çünkü o bilir kimin ve neyin önemli olduğunu. Türk olmayan birinin 
yapması aylar sürer” dedi. Ryle, Türklere ait offshore hesapları hakkındaki sızıntıyı
yayınlamayı reddeden Türk medya kuruluşunun hangisi olduğuna dair bilgi vermedi.

**OFFSHORE’UN KRALİÇESİ**

Dünya çapında offshore olarak tanımlanan ülke, ada ya da merkez sayısı IMF’ye göre
53, OECD’ye göre 70, TJN’ye göre 82. IMF listesindeki offshore ülkelerinin 29 tanesi
Güneş batmayan İngiliz imparatorluğu denilen Uluslar Topluluğu (Commonwealth of 
Nations) ülkelerinden oluşuyor. Hepsinin ortak tek Başkanı var: Kraliçe II Elizabeth.
0 halen, 7 kıtada 53 ülke, 2.2 milyar vatandaş ve toplamda 29 milyon kilometrekarelik
toprağıyla aslında dünyanın en büyük ülkesine hükmediyor, İngiltere kontrolündeki
bu yapı, dünya ticaret hacminin yüzde 20’sinl kontrol ediyor. 10 triyon doları aşan
milli geliriyle Avrupa Birliği ve ABD’den sonra dünyanın 3. en büyük ekonomisi konumunda.

 

 
