# TÜSİAD’dan yüksek enflasyonla ilgili kritik uyarı

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/tusiaddan-yuksek-enflasyonla-ilgili-kritik-uyari-86205h/
- Yayımlanma: 2022-06-15T13:54:42+03:00
- Yazar: Selim Soydan

[TÜSİAD](https://tusiad.org/tr/), 2022 yılının ilk Yüksek İstişare Konseyi toplantısı
için bir araya geldi.

Ekonomi yönetimine sert eleştirilerin geldiği Türkiye Sanayici ve İş İnsanları Derneği
Yüksek İstişare Konseyi’nde (YİK) eleştirilerin odak noktalarını enflasyon, gelir
adaletsizliği ve piyasaya yapılan müdahaleler oluşturdu. İktadar kadar muhalefete
de seslenen TÜSİAD yönetimi hem iktidardan hem de muhalefetten “Somut yol haritası”
istedi.

Açılış konuşmasını yapan Yüksek İstişare Konseyi Başkanı [Tuncay Özilhan](https://www.borsatek.com/ozilhani-protesto-eden-100-migros-iscisi-gozaltina-alindi-133v),
dünyada sağ popülist hareketlerin gerilemeye başladığını dile getirdi.

Enflasyondaki artışın önceki dönemlerden daha hızlı olduğunu dile getiren Özilhan,“
Enflasyon kontrolden çıkıyor, öncelik bunu önlemek ve düşürmek. Ekonomik sorunlar
sık sık değiştirilen düzenlemelerle düzeltilemez. Tam tersine sık sık yapılan değişiklikler
ekonomiyi bozar” ifadelerini kullandı.

YİK Başkanı Tuncay Özilhan ekonominin, kamu açığını sınırlayarak, tasarrufu teşvik
ederek, cari açığı daraltarak, TL üzerindeki baskıyı azaltarak, ülke risk primini
düşürerek sağlanacağını söyledi.

Özilhan’ın konuşmasındaki satır başları özetle şöyle;

### “Somut yol haritası bekliyoruz”

Dünyada bir dönem sona erdi. Ama yerine geçenin ne olduğu henüz netleşmedi. Bizden
kaynaklanan belirsizlikler ile yeni dünya düzenine ilişkin belirsizlikler iç içe
geçiyor. İktidardan ve muhalefetten yeni dönem için net ve somut yol haritaları 
bekliyoruz. Beklentimiz eski ezberlerin tekrar edilmesi değil. İçinde bulunduğumuz
çetrefil durumdan nasıl düzlüğe çıkacağımızın ortaya konulması. Ne tarafa baksak
her yerde belirsizlik, öngörülemezlik ve güven eksikliği görüyoruz. Artık bildiğimiz
güvenli limanları terk etmiş durumdayız.

### “Yeni çözümler gerekiyor”

ABD – Avrupa ile Çin – Rusya aksları arasında gerilim giderek tırmanıyor. Bu tırmanışın
son durağı Rusya’nın Ukrayna’yı işgali oldu. Ukrayna savaşının nasıl sonuçlanacağını
bilmiyoruz ama küresel mimariyi şimdiden değiştirdiğini biliyoruz. Soğuk Savaş sonrası
düzen de bozuldu. Dünyada güvenlik dengeleri yeniden kurulmaya başladı. Ekonomik
konular bir kez daha ulusal güvenlik önceliklerine tabi kılınır oldu. Bu süreç küreselleşmenin
en temel özelliklerini sarsıyor.

ABD’de, Avrupa’da, bazı yükselen ekonomilerde sağ popülist liderler güç kazandı.
Çin – Rusya aksının küresel sistemdeki yerinin güçlenmesi bu sağ popülist dalganın
yerini daha otoriter bir modele bırakmasına yol açabilirdi.

Ancak bu ülkelerde iktidar olan sağ popülist liderler şaşırtıcı olmayan bir şekilde
seçmenlerin beklentilerini karşılayamadılar ve bu dalga kısmen geri çekilmeye başladı.

Bu süreç hızlanır ve küresel çaptaki otoriterleşme eğilimi son bulursa yeni dönemde
siyasetin kodları da değişir.

### Müdahale yoğunlaştı

Ülkemizde çok daha farklı bir süreçten geçiyoruz. Serbest piyasa modeli demeyi sürdürmemize
rağmen son dönemde piyasa müdahaleleri çok yoğunlaştı. Modelle uyuşmayan uygulamalar
belirsizliği arttırıyor; öngörü güçlüğü yaratıyor.

Piyasa mekanizmasının çözemediği gelir adaletsizliği sorunu dünyada sağ popülist
dalganın yükselmesi, mülteci akını, yetersiz refah artışı, orta sınıfın erimesi 
gibi sorunlarla iç içe geçti. Enflasyonun yükselme eğilimine girmesi gelir adaletsizliğini
daha da bozacak. Gelir dağılımının iyileştirilmesi için kapsamlı ve sonuç alıcı 
bir politikaya ihtiyaç var.

### Gıda sorunu için yeni tarım politikasına ihtiyaç var

Ekonomi politikalarını bunları dikkate almadan belirlemek olmaz. Bunların başında
gıda krizi geliyor. Bu süreçte gıda krizinin toplumsal gerilimleri tetiklemesi dünyadaki
istikrarsızlığı artıracak. Gıda fiyatlarındaki artış ülkemizi de etkiliyor.

Türkiye’nin gıda fiyatlarındaki artışı önlemek ve tarım ve gıdadaki muazzam potansiyelini
hayata geçirmek için yeni bir tarım politikasına ihtiyacı var.

Enflasyonun bütün ekonomik sorunların başı olması nedeniyle pek çok merkez bankası
enflasyon artışının önüne geçmek için sıkılaşma politikaları uyguluyor. Günümüzde
ülkelerin ekonomileri iç içe olduğu için ABD’nin faiz oranlarını artırması tüm diğer
ülkeleri etkiliyor.

Türkiye ikinci yüzyılına, küresel mimarideki bu belirsizlikler altında giriyor. 
Küresel güç mücadelesi, iklim krizi ile mücadele, dijitalleşme, üretim yapısı gibi
yukarıda sıraladığım alanlarda yapacağımız tercihler önümüzdeki dönemi şekillendirecek.

Batı ittifakındaki konsolidasyon, sağ popülist dalgadaki erime, otoriter rejimlerdeki
güç kaybı, tedarik zincirlerinin ortak değerleri paylaşan ülkelere kaydırılması 
gibi yönelimler karşısında tercihlerimizi netleştirmeliyiz.

### “Kalıcı düşüş sağlanmalı”

Türk lirasındaki değer kaybının ve enflasyonun ulaştığı seviyelerde, faiz oranlarıyla
enflasyon arasındaki makasın geldiği bu noktada istikrarlı bir ekonomiye nasıl geçileceği
sorusu da cevap bekliyor.

Enflasyondaki artış, daha önceki enflasyonist dönemlerle karşılaştırılamayacak kadar
hızlı. Bu süreç göreli fiyat yapısını bozuyor.

Firmalar nasıl fiyatlama yapacaklarını bilemez hale geliyor. Tüketicilerin de fiyatlar
konusunda algısı bozulmuş durumda. Enflasyon halkın satın alma gücünü eritiyor. 
Ücretlerin toplam gelir içindeki payı geriliyor.

Ekonomideki en büyük öncelik enflasyonun kontrolden çıkmasını önlemek ve ardından
kalıcı bir düşüş sağlamak olmalı.

Aksi halde, Türkiye’nin geçmişinde olduğu gibi bir enflasyon sarmalına girmesi topluma
çok yüksek bir bedel ödetir. Sorunları çözmek yerine bir süre için hafifletmek yönünde
atılan adımlar geri teper.

Ekonomik sorunlar sık sık değiştirilen düzenlemelerle çözülmez.

Tam tersine, sık sık değiştirilen düzenlemeler ve piyasanın işleyişine yapılan müdahaleler
karar alma ufkunu daraltır ve ekonomiyi daha da bozar.

Buna fırsat tanımadan, ekonomiyi istikrarlı ve sürdürülebilir bir raya oturtacak
politikalar için uzmanların, teknisyenlerin, akademisyenlerin önerilerine kulak 
vermek gerekiyor. Toplumsal uzlaşma ile alınmayan kararlar istenilen sonuçları üretmez.

Hiç şüphesiz enflasyonda kalıcı bir düşüş üretim yapısını değiştirmeden sadece para
politikalarıyla sağlanamaz.

Fiyat istikrarı çok iyi bir planlamayla, kıt kaynakları istihdam yaratan, ihracat
şansı olan sektörlerde değerlendirerek, israfı önleyerek, yatırımları verimlilik
artışı sağlayacak projelere yönlendirerek, kamu açığını sınırlayarak, tasarrufu 
teşvik ederek, cari açığı daraltarak, TL üzerindeki baskıyı azaltarak, ülke risk
primini düşürerek sağlanır.

### “Fakirleşerek büyüyoruz”

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan da özetle şu noktalara dikkat çekti:Rekabetçi kur, yüksek
ihracat ve cari fazla mantığıyla kurgulanan ama günümüz kalkınma anlayışı ve pratiğiyle
yeterince örtüşmeyen politikalar kalkınma açısından istenilen sonuçları vermiyor.
Büyüme kalkınma için tek başına yeterli olmuyor, hatta maalesef fakirleşerek büyüyorsunuz.

Artık ucuz TL ve ucuz iş gücü ile ihracatta rekabet avantajı kazanma devri, yerini
yüksek nitelikli işgücüyle ve teknolojiyle yüksek katma değer yaratmaya bıraktı.

İşte dünyada böylesi sert bir dönüşüm yaşanırken Türkiye’de bir türlü tam anlamıyla
kontrol altına alamadığımız enflasyon, dünyada 1970’leri anımsatan enflasyonist 
baskının da etkisiyle üç rakamlı eşiğe doğru hızla ilerliyor. Enflasyonla mücadelede
tüm dünya faizleri artırarak frene basmayı tercih ederken biz uzun süredir hem kurun
yükselmesine ve hesap yapılamamasına yol açan hem de tasarruf sahiplerini cezalandıran
bir para politikası izliyoruz. Bundan dolayı vergi mükellefleri ve hazine gereksiz
bir yükü taşımak durumunda kalıyorlar.

Akran ülkelerle kıyasladığımızda dünyada hem en yüksek enflasyona hem de son derece
yüksek risk primine sahip ülke konumundayız. Nitekim bu hafta 19 yılın en yüksek
CDS seviyesini de gördük.

### “Eşitsiz gelir demokratik sistemi zedeler”

İzlenen ekonomi politikalarının yarattığı koşullarda gelirler hızla eriyor. Özellikle
sabit gelirliler enflasyon baskısını en derinden hissediyor. Kentli, eğitimli orta
sınıfların gelirleri de erozyona uğruyor. Unutmayalım ki, orta sınıfı güçlü olmayan
bir ülkede demokrasi zayıflar. Eşitsiz gelir dağılımı demokratik sisteme yönelik
inancı zedeler.

Ekonomik konularda da içeride atacağımız rasyonel ve reformist adımlarla, kurumların
güçlendirilmesiyle konumumuzu sağlamlaştıracağımıza inanıyoruz. Küresel ekonomideki
dönüşüme ayak uydurarak dünya ekonomisinden daha yüksek bir pay alacağımız, refahımızı
artıracağımız bir yola girmeliyiz.

Yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, uluslararası taahhütlere sadakat, düşünce
ve ifade özgürlüğü toplumumuz ve ekonomimiz açısından birer lüks değil gerekliliktir.
Yargı bağımsızlığının ağır bir erozyona uğraması, vatandaşların adalete güvensizliğinin
başlıca nedenidir. Hepimizin bildiği gibi adalet mülkün yani devletin temelidir.
O temel sağlam olmak zorundadır.

### “Gençler kaygılı”

Gençlerimiz her şeyden önce duyulmak ve dikkate alınmak istiyorlar. Anlaşılmadıklarına,
ailelerinden ve okullarından yeterli desteği alamadıklarına inanıyorlar. Gelecekle
ilgili derin kaygıları var. Gözleri, sahip olunan özgürlükler ve olanaklar nedeniyle
gıpta ile baktıkları diğer ülkelerde. Liyakatin kıymetinin olmadığını, yükselmenin
çalışmaktan, emek vermekten değil doğru bağlantılara sahip olmaktan geçtiğini düşünüyorlar.
Kurumlara güvenleri çok düşük. Kadınların toplumsal, ekonomik, siyasal hayata katılımının
önünde çok fazla engel olduğunu gözlemliyorlar.

Yeri gelmişken cinsiyet eşitliği konusuna da değinmek istiyorum. Dünyanın pek çok
gelişmiş ülkesinden önce kadınların siyasi haklara sahip olduğu, eşit vatandaş statüsüne
kavuştuğu bir ülkeyiz. İstanbul Sözleşmesine geri dönülmesi gerektiğini düşündüğümüzü
de bir kez daha tekrar edeyim.
