# TÜSİAD’tan hükümete ekonomi politikaları uyarısı

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/tusiadtan-hukumete-ekonomi-politikalari-uyarisi-88424h/
- Yayımlanma: 2022-08-08T12:06:02+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Reklam

 [ ⌊Stablex Kare Banner⌉ ](https://track.adform.net/C/?bn=91045298;gdpr=${GDPR};gdpr_consent=${GDPR_CONSENT_50})

Düşük faiz politikası tercihinin başladığı 2021 Eylül ayından bu yana enflasyon 
ve kurda rekorları gören ekonomide, maliyetin ağırlaştığına dikkat çeken [Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Orhan Turan](https://www.borsatek.com/tusiaddan-yuksek-enflasyonla-ilgili-kritik-uyari-86205h),
ekonomide yavaşlamanın şiddetlendiğini kaydetti.

Son ekonomik ve siyasal gelişmeler ile ilgili [Sözcü’den](https://www.sozcu.com.tr/2022/ekonomi/ekonomi-yonetiminin-b-plani-nedir-7294485/)
Sayime Başçı’nın sorularını yanıtlayan Turan, “zaman daralıyor”  vurgusu yaparak,
ekonomi yönetimine şu soruyu sordu: “Ekonomik göstergelerin istenilen çerçeveden
uzaklaştığı bu ortamda reel sektör olarak sormamız gereken şu; bu politikalar belli
ki sonuç vermedi. Ekonomi yönetiminin B planı nedir?”

– Türkiye Ekonomi Modeli  ile enflasyonda, kurda ve CDS’lerde tarihin en kötü dönemlerinden
biri yaşanıyor. Gelinen noktayı TÜSİAD cephesinden değerlendirdiğinizde nasıl bir
tablo ile karşı karşıyayız?

Son bir yıldır çizilen ekonomik çerçeveye dair eleştirilerimizi en baştan beri paylaşıyoruz.
Enflasyonla doğru yöntemlerle mücadele etmiyoruz. Bu yüzden sürekli olarak kamu 
kurumlarının tahminlerinin yukarı revize edildiğine şahit oluyoruz. İster enflasyon
ve cari açık olsun ister CDS ve kur olsun en başta hedeflediğimiz yerlerden çok 
uzağız. Bu politikalarda ısrar ettikçe zaman kaybediyoruz. Her kaybedilen zamanın
ekonomik açıdan bir maliyeti oluyor. Ekonomik göstergelerin istenilen çerçeveden
uzaklaştığı bu ortamda reel sektör olarak sormamız gereken şu; bu politikalar belli
ki sonuç vermedi. Ekonomi yönetiminin B planı nedir?

– Size göre Türkiye’nin en önemli ilk 3 sorunu nedir?

Kurumların yıpranması, adalette yaşadığımız problemler ve ülkemizin geleceği açısından
çok önemsediğimiz eğitim kalitesindeki düşüş, beyin göçü. Ekonomide sorunları hızlı
ve doğru adımlarla çözersiniz fakat yukarıda saydığımız bu üç konuda kararlılıkla
ilerlemek zaman ister. Bu konularda ileriye gitmediğiniz müddetçe ülke olarak kalkınamıyorsunuz.

– Globaldeki ve Türkiye’deki gelişmeler doğrultusunda sonbaharda bir ani duruş öngörüyor
musunuz?

Finansal açıdan takip ettiğimiz iki mühim konu var. Bunlardan ilki Kur Korumalı 
Mevduat’ta ağustos ortası ile vade sonuna geliniyor. Şirketlerin KKM’yi ne kadar
döndüreceği önemli. İkincisi sonbahardaki eurobond, sendikasyon dönüşleri. Yabancı
yatırımcıların belirsizliklerden dolayı çok da istekli olmadıklarını duymaktayız.
Döviz arzında yaşadığımız her sorun TL’de değer kaybı anlamına geliyor. Dolayısıyla
bu iki dönem TL açısından riskler barındırıyor. Öte yandan hem yüksek enflasyon 
hem de finansal koşulların sıkılaşması sonucunda, son dönemde ekonomideki yavaşlamanın
şiddetli olduğunu analiz ediyoruz. Bu hem iç talepteki yavaşlama ile ilgili, hem
de ihracat ve dış talepten kaynaklanmakta. Özetle, önümüzdeki dönem hem TL’nin seyri,
hem enflasyon ve finansal koşullar ekonomik büyüme üzerinde risk oluşturuyor.

### YATIRIM ORTAMI ZAYIF

– Mevcut ekonomi ve para politikası kararlarının yarattığı çelişkiler ile finansmana
erişim konusundaki sıkıntılar, yüksek kredi faizleri, nasıl bir yatırım ortamı yaratıyor?

Türkiye enflasyon hızlanmışken, düşük faiz politikası tercihi yaptı. Bu tercihin
bugün sonuçlarını yaşıyoruz. Bunlar yüksek enflasyon ve artan döviz talebi. İkinci
aşaması da yüksek kredi faizi, yükselen risk primi ve yabancı sermayeye erişimin
yani döviz kaynağına erişimin zorlaşması. Bunlar olurken, kuru kontrol edebilmek
adına Merkez Bankası rezervlerini harcıyoruz. Alınan tüm bu makro ihtiyati tedbirlerin
maksadının sıkılaştırma değil de esas olarak dövize kaçışı engellemek adına yapıldığını
düşünüyoruz. Kaçınılmaz sonuç, finansal koşulların sıkılaşması ve krediye erişimin
daha da zor hale gelmesidir. Günün sonunda hem yüksek enflasyon hem yüksek kredi
faizi hem de değer kaybeden bir TL ile karşı karşıyayız.

En başta doğru bir çerçevede ilerlesek muhtemelen ne enflasyon ne de kredi faizleri
bugün bu denli yüksek olacaktı. Ekim-kasımdan bu yana aslında yatırım kredilerinde
bir arz sıkıntısı olduğunu biliyoruz çünkü bankacılık sistemi de ticari bir yapı
ve bu krediler tanımı gereği uzun vadeli. Uzun vadeli kredi fiyatlaması yapabilmek
için maliyetlerinizi hesaplayabilmeniz, öngörebilmeniz gerekir. Her maliyet artışı
da daha yüksek kredi faizi anlamına gelmekte. Yüksek enflasyon ortamında, sürekli
regülasyon değişikliğine tabi olan ve maliyetleri artan, bu öngörülemeyen süreçte
doğru bilanço ve nakit yönetimi yapmaya çabalayan bir bankacılık sektörü var. Bu
reel kesim için de geçerli. Tüm bunların sonucunda da krediye erişim pahalı hale
geliyor, yatırım ortamı zayıflıyor.

### Kalıcı kopuş kutuplaşma yaratılmamalı

– Türkiye’de seçimlere bir yıldan az bir süre kaldı. Bu süreçte toplumsal ve ekonomik
açıdan gördüğünüz riskler nelerdir?

Türkiye’de seçim dönemleri genelde hararetlidir ancak siyasi partiler arası görüş
ayrılığı ve yarışın, kalıcı kopuş ve kutuplaşmalara yol açmaması gerekir. Geçmişten
aşina olduğumuz vaat yarışı ve hesabı iyi yapılmamış popülist söylemler de uzun 
vadede zararlı oluyor. Sağduyudan uzaklaşmadığımız, toplumsal barışa özen gösterdiğimiz
bir seçim geçirmeyi ümit ediyoruz.

### Maaş artışları enflasyonun ardından koşuyor

– Yaşanan krizin en ağır yükü çalışan kesim ve halk üzerine yıkılmış durumda. İş
dünyası bu noktada nasıl bir rol üstlenmeli?

Geçen yıldan beri özel sektörde pek çok şirket çalışanlarını enflasyondan korumak
için inisiyatif alıyor. Asgari ücrette yıl ortası ayarlaması yapıldı. Öte yandan
enflasyonun sürekli artmaya devam ettiği ortamda, sadece ücret artışları bu konuyu
çözmeye yetmez. Çünkü süreç enflasyonun ardından koşan ücret düzeltmelerine dönmüş
durumda. Doğru adımlarla kararlı şekilde enflasyonla mücadele etmediğiniz müddetçe,
diğer attığınız her adım sadece süreci kovalar, yeterli olmaz.

### Zaman giderek daralıyor

– Türkiye’nin içinde bulunduğu krizden çıkışını nasıl ve ne büyüklükte bir fatura
ile mümkün görüyorsunuz?

Dış finansman ihtiyacı yoğun bir ülkeyiz, global ekonomide de olumsuz gelişmeler
var. Yılın ikinci yarısı daha da kritik. Bu zorlu sürece rağmen şunu da eklemeliyim,
Türkiye dinamik bir ekonomi. Reel kesim bilançosu, banka bilançosu esnek ve sağlam.
Hatalı politikalar sonucunda yıpranma mevcut; bu iki bilançoyu daha fazla yormamalıyız.
Öte yandan doğru bir iktisadi dizayna çok hızlı yanıt veren, potansiyeli çok yüksek
bir ekonomiyiz. Ben halen Türkiye’nin kendi kaynakları ile buradan çıkışının mümkün
olduğunu düşünüyorum fakat zamanı da tüketiyoruz. Kapsamlı bir ekonomik plana ihtiyacımız
her geçen gün artıyor.

### Ucuz emeğe dayalı rekabet geçerli değil

– Özellikle iç siyasette sıkça gündeme gelen ve iş dünyası açısından istihdamda 
aldığı paya sürekli işaret edilen sığınmacılar konusundaki yaklaşımı ve yaşanan 
gerilimleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Burada “ucuz emek” ve “zor işlerin adresi”
tanımlamaları ile öne çıkan sığınmacıların istihdamdaki rolü belirtildiği gibi kritik
ve işlerin devamlılığını sarsacak bir düzeyde midir?

Sığınmacılar konusu, istihdamla birlikte eğitim, dış politika, gibi pek çok alanı
etkiliyor. Öncelikle, ülkemizin jeopolitik yönden “Kale Avrupası’nın” göçe karşı
sınır bekçisi olarak konumlandırıldığı bu model sürdürülemez. İstihdam açısından,
çalışma izni alan göçmen sayısı düşük ve göçmenlerin çoğu kayıt dışı, düşük vasıflı
işlerde çalışıyor. Kayıt dışılığın sakıncalarının yanında ucuz emeğe dayalı bir 
rekabet anlayışı artık geçerli değil. Nitelikli işgücü ve teknoloji ile yüksek katma
değer yaratmak ana hedefimiz olmalı. İş dünyası için kritik olan ucuz emek değil
maalesef son yıllarda hızla kaybettiğimiz nitelikli insan gücümüzdür.

### Güçlü demokrasi çoğulcu sistem gerekiyor

– Bu dönemde başkanlık sistemini deneyen ve sonuçlarını alan Türkiye için en uygun
yönetim modelinin ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Türkiye’nin tarihsel tecrübesi ve toplumsal yapısı, yönetimde temsilin kapsayıcı,
katılımcı demokrasinin güçlü olduğu çoğulcu bir sistemi gerektiriyor. Ülkemiz için
iyi olanın ne olduğu yönündeki kanaatler ortak bir noktada buluşacaktır. Biz kurum
olarak, kuvvetler ayrılığı, denge ve denetleme mekanizmaları, yargısal denetim, 
kurumların özerkliği ve düzenlemelerde katılımcılık gibi ilkeleri etkin bir kamu
yönetimi için çok önemsiyoruz.

Öne çıkan mesajlar

– Bu politikalarda ısrar ettikçe zaman kaybediyoruz.

– Türkiye’nin tarihsel tecrübesi ve toplumsal yapısı, katılımcı demokrasinin güçlü
olduğu çoğulcu bir sistemi gerektiriyor.

– En önemli problemlerimiz: Kurumların yıpranması, adalette yaşadığımız problemler,
eğitim kalitesindeki düşüş ve beyin göçü.

– Hem yüksek enflasyon hem de finansal koşulların sıkılaşması sonucunda ekonomideki
yavaşlamanın şiddetli olduğunu analiz ediyoruz.

– En başta doğru bir çerçevede ilerlesek ne enflasyon ne de kredi faizleri bugün
bu denli yüksek olacaktı.

– Halen Türkiye’nin kendi kaynakları ile buradan çıkışının mümkün olduğunu düşünüyorum.
