# TUSİAD’tan kredi notu uyarısı

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/tusiadtan-kredi-notu-uyarisi-31380h/
- Yayımlanma: 2018-01-08T13:26:14+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

TUSİAD Başkanı Erol Bilecik, büyümenin tek başına kredi notu artışı için yeterli
olmayacağını, bunun için büyümenin sürdürülebilir olması ve risklerin azaltılması
gerektiğini söyledi. 2018’de kredi notu artışının bu nedenle gerçekleşmeyeceğini
belirten Bilecik, eleştirilerin dikkate alınması gerektiğini belirtti

2017’yi değerlendiren ve yeni yıla dair beklentilerini paylaşan TÜSİAD Başkanı Bilecik,“
Daha yavaş ama daha dengeli bir büyüme öngörebiliriz. Biz büyümenin 2018’de yüzde
4,5 olacağını tahmin ediyoruz” dedi.

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik,
bu yıl iç talepte doğal bir yavaşlama olacağına işaret ederek, “Orta Vadeli Program’a
göre geçen seneki genişlemeci politikalar bu sene uygulanmayacak. Vergi oranlarında
geçen senenin tersine artışlar var. KGF ise daha sınırlı kullanılacak. Bu anlamda
daha yavaş ama daha dengeli bir büyüme öngörebiliriz. Biz büyümenin 2018’de yüzde
4,5 olacağını tahmin ediyoruz.” dedi.

2017’yi değerlendiren ve bu yıla ilişkin beklentilerini açıklayan Bilecik, hayatta
da ekonomide de “hatalarımızın hesabını tutmak, başarılarımızla övünmekten daha 
karlıdır” ilkesine önem verdiğini, 2018’de daha başarılı olmak için 2017’de eksik
kalınan noktalardan ders almaya ve bunları açık yüreklilikle paylaşmaya ihtiyaç 
duyulduğunu anlattı.

2017’nin başında büyüme beklentilerinin oldukça düşük, yurt dışı sermaye akımlarının
da tersine döndüğü bir trend bulunduğunu anımsatan Bilecik, “Bu anlamda ekonomik
beklentiler oldukça karamsardı. Avrupa ekonomisindeki büyüme ile artan ihracat ve
hükümetimizin yaptığı düzenlemeler bunu tersine döndürdü. Her iki gelişmeden de 
çıkarmamız gereken dersler var.” diye konuştu.

Bilecik, ihracatın ve bu vesileyle Avrupa ekonomisinin Türkiye için ne kadar önemli
olduğunu bir kez daha görüldüğüne işaret ederek, şunları kaydetti:

“Yılın ilk yarısında 5 puanlık büyümenin 2 puanı buradan geldi. Bakın; matematik
asla yanılmaz. Bu rakamlar, ‘Avrupa bitti’ diye düşünenlerin ne kadar yanıldığını
gösterdi. TÜSİAD olarak, bize göre, Avrupa’nın Türkiye için önemi zaten hiç azalmamıştı.
Bundan sonra da bu önem, artarak devam edecek. Elbette, ilişkilerimizin bu derece
gerilimli olmamasını arzu ederdik.”

**“Avrupa’yı yok sayamayız”**

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Bilecik, AB’nin, yüksek bir büyüme dönemi içinde olduğuna
dikkati çekerek, “Bu dönemde, yalnızca ihracatımızın artmasıyla yetinmeyip önemli
ölçüde doğrudan yatırım çekmemiz de mümkün olabilirdi. Böyle önemli fırsatları zamanında
görmeli ve değerlendirmeliyiz. 2018’de ve sonrasında bunu hep aklımızda tutmalıyız.”
şeklinde konuştu.

Kısa vadede büyüme için finansal istikrardan vazgeçmenin bedelinin, yüksek enflasyon
olduğunu belirten Bilecik, iç talebi canlandırmak için atılan adımların büyümeye
önemli destek verdiğini, sadece tüketimin üçüncü çeyrek büyümesine katkısının 7 
puan olduğunu vurguladı.

Bilecik, bu durumun aynı zamanda enflasyon oranının 2017’de yüzde 11,92 olmasına
neden olduğunu dile getirerek, “Bu oran maalesef 2003’ten bu yana görülen en yüksek
enflasyon oranı. Çekirdek enflasyon (enerji ve gıda hariç) yüzde 12,3 ile yine 2003’
ten bu yana en yüksek oran. Üretici enflasyonu da yüzde 15,47. 2017’den çıkardığımız
iki ders; Avrupa’yı yok sayamayız ve reformsuz, sadece iç talebi zorlayarak büyürsek
bunun bedelini enflasyonla öderiz.” ifadelerini kullandı.

2018 için çok net görülen iki büyük fırsatın hem dünya hem de Avrupa ekonomisinin
büyümesi olduğunu vurgulayan Bilecik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Avrupa ile ilişkileri iyileştirmenin tam zamanı. Bu konuda hiç vakit kaybetmeden
adım atmalıyız. İnanın Türkiye isterse ve uzlaşma yönünde birkaç adım atarsa işler
değişir. Çünkü; Avrupa da zaten Türkiye’yi kaybetmeyi istemiyor. İki tarafın da 
iş dünyası, ilişkilerin iyileşmesini dört gözle bekliyor. Bir de uzlaşma adımlarını
Gümrük Birliği’nin revizyonu müzakerelerini başlatarak taçlandırırsak, emin olun
2018 yeni bir umut, yeni bir başlangıç yılı olur.”

**“Ekonomide zayıf kaldığımız alanları masaya yatırmak gerek”**

Erol Bilecik, bu yıl seçim olmamasına rağmen pek çok kişinin 2019’daki seçimlerin
hesabını şimdiden yaptığını belirterek, “Oysa asıl yapılması gereken hesap, ekonomide.
Hızla değişen dünya ekonomisinden Türkiye nasıl pay alacak? İç talep ile büyümenin
sonucu olarak; dış borç artıyor, finansman kalitesi düşüyor, enflasyon yükseliyor.”
yorumunu yaptı.

Güçlü olanın zayıf yanını en iyi bilen, daha güçlü olanın ise zayıf yanını kuvvetlendiren
olduğunu aktaran Bilecik, şunları söyledi:

“TÜSİAD olarak, ekonomide zayıf kaldığımız alanları ifade etmemizin nedeni bu. Bunları
masaya yatırmak gerek. Ancak ondan sonra yol haritamızı gerçekçi olarak konuşabiliriz.
Rekabet gücümüzü arttıracak, ekonominin temellerini sağlamlaştıracak reformları 
2018’de bir an önce yapmalıyız. Bunu gerçekleştirmekte geç kaldığımız sürece en 
kırılgan ekonomiler arasında gösterilmeye devam ederiz. Türkiye için en büyük risk
budur.”

Bilecik, 2017’de büyümeye sadece rakamlar olarak bakılırsa çok iyi hissedileceğini
ancak büyüme rakamlarının aynı zamanda kompozisyonu ve sürdürülebilirliğinin daha
önemli olduğunu belirtti.

Sürdürülebilir olmayan başarının, kayıplarla kazanılan galibiyete benzediğini dile
getiren Bilecik, şunları kaydetti:

“Doğru bir politika ile ihracatta artışın devam edeceğini tahmin ediyoruz. Avrupa
ekonomisi bu yıl yüzde 2,5 büyüdü. Gelecek yıl da yüzde 2’nin üzerinde büyüyecek.
Dolayısıyla bu bölgeyle ihracatımız artmaya devam edecek. Orta Doğu ise biraz karışık.
IŞİD’in gerilemesi Irak pazarında bir miktar artış getirdi ancak İran ve diğer ülkelerdeki
gelişmeler bölgede genel istikrarsızlığın devam edeceğini gösteriyor.”

**“Büyümenin 2018’de yüzde 4,5 olacağını tahmin ediyoruz”**

Bilecik, bu yıl iç talepte doğal bir yavaşlama olacağına işaret ederek, “Orta Vadeli
Program’a göre geçen seneki genişlemeci politikalar bu sene uygulanmayacak. Vergi
oranlarında geçen senenin tersine artışlar var. KGF ise daha sınırlı kullanılacak.
Bu anlamda daha yavaş ama daha dengeli bir büyüme öngörebiliriz. Biz büyümenin 2018’
de yüzde 4,5 olacağını tahmin ediyoruz.” diye konuştu.

Eleştirinin, akıllı insanları güçlendirdiğini ve kredi derecelendirme kuruluşlarının
eleştirileri ciddiye alınırsa daha ileriye gidilebileceğini kaydeden Bilecik, şu
değerlendirmelerde bulundu:

“2018’de bir not artışı çok mümkün görünmüyor. Sadece ‘büyümemiz yüksek’ olduğu 
için kredi derecelendirme kuruluşlarından not artırımı beklemek gerçekçi olmaz. 
Onlar yalnızca büyümeye değil, bunun kompozisyonuna ve sürdürülebilirliğine bakıyorlar.
Risklerimizi azaltmak yerine arttıran bir büyüme, bize not artışı getirmez.

Pek çok ülke en kırılgan 5’li listesinden çıkarken biz aynı yerde kalmaya devam 
ettik. Neden mi hala bu 5’linin arasındayız? Çünkü; çok yüksek bir enflasyon oranımız
var. TL negatif ayrışmaya devam ediyor. Döviz cinsinden borcumuz ve açık pozisyonumuz
da benzer gelişmekte olan ülkelere kıyasla yüksek. Bu yüzden verimlilik artışıyla,
reformlarla, rekabet gücüyle büyümeye ihtiyacımız var. İç talebe yüklenmeye devam
edersek notumuzun artması pek mümkün gözükmüyor.”

**“Bankacılık sektörümüz son derece iyi bir noktaya geldi”**

Bilecik, Türkiye’de büyüme ve kalkınmanın finansmanı için sermaye piyasalarının 
gelişimini çok önemsediklerine değinerek, “Bankacılık sektörümüz, 2001 krizi sonrası
reformlarla son derece iyi bir noktaya geldi. Sıra, sermaye piyasalarını genişletmek
ve büyütmekte.” dedi.

TÜSİAD üyelerinin önemli bir kısmının halka açık şirketler olduğunu belirten Bilecik,“
Bu bakımdan, TÜSİAD olarak bu alanda önemli bir tecrübeye sahibiz. Daha fazla sayıda
üyemizin halka açılmasını istiyor ve onları bu konuda destekliyoruz. Tabii bir yandan
da, bunun için halka arzı özendirecek politika önerilerimizi de kurumlarımızla paylaşmaya
devam ediyoruz.” şeklinde konuştu.

Bilecik, hayatın her geçen gün daha fazla dijitalleştiğini ve böyle bir çağda Türkiye’nin
değişimin dışında kalmak gibi bir lüksünün olamayacağını kaydederek, TÜSİAD olarak
bu dönüşümün ekonomik boyutuna odaklandıklarını anlattı.

Sanayinin dijital dönüşümünü, küresel rekabet gücünün korunmasında temel parametre
olarak gördüklerine işaret eden Bilecik, şunları söyledi:

“Türkiye’nin önümüzdeki döneme yönelik kalkınma modelinin merkezinde de bu dönüşüm
sürecinin belirleyici olması gerektiğine inanıyoruz. Sanayinin dijital dönüşüm sürecini
bir ‘Türkiye Projesi’ olarak kabul ediyoruz. Son raporumuzda bu süreçte en önemli
gördüğümüz konulara odaklandık. Bunlardan en kritik önemde olanı: Sanayide sürdürülebilir
bir dijital dönüşüm ekosistemi yaratmak. Bunun etkili bir şekilde inşası; kamu, 
özel sektör ve akademi iş birliğinde gerçekleşir.”

Bilecik, aynı zamanda sanayide dijital teknolojilerin yurt içinde geliştirilmesi
gerektiğini vurgulayarak, “Bunun gerçekleşebilmesi için ulusal strateji ve uygulama
yol haritasının oluşturulması şart. Bu alanda hep birlikte hareket etmezsek başarılı
olamayız. Çünkü; yetenek maçı kazandırır, takım oyunu ise şampiyonlukları.” yorumunu
yaptı.

**“Ar-Ge ve inovasyon altyapısının geliştirilmesi gerekiyor”**

Bilecik, gelecek dönemde TÜSİAD olarak çalışmalarındaki öncelikleri şöyle sıraladı:

“Sanayide katma değeri yüksek üretime geçilmesi. Küresel rekabet gücünün korunmasını
mümkün kılacak teknolojik dönüşümün sağlanması. Bunlar için de dijital teknolojilerin
üretim ekosistemine entegre edilmesi. Bu teknolojilerin ülkemizde geliştirilmesi.
Bu çalışmamızla şunu gördük ki Türkiye’de öncelikli olarak şirketlerin strateji 
ve yönetişim yetkinliklerinin geliştirilmesi gerekiyor.”

Topyekun başarı için hem özel sektör hem de kamu tarafından yapılan yatırımların
belirlenen stratejik hedeflere göre önceliklendirilmesi gerektiğini dile getiren
Bilecik, şunları ifade etti:

“Teknoloji kullanıcısı şirketlerin stratejik yatırımlar konusunda yetkinliklerinin
artırıldığı, sanayide dijital dönüşüm yolculuğunda ortaya çıkabilecek yeni ihtiyaçlara
yönelik önlemlerin alındığı, şirketler ile teknoloji tedarikçileri arasında köprü
kuran yapıların oluşturulduğu bir ekosistemin kurulmasına ihtiyaç var. Bu doğrultuda
oluşturulacak politikaların, ana sanayinin yanı sıra ekonomimizde çok önemli yeri
olan KOBİ’leri de bütünsel olarak kapsaması ise kritik önemde.”

Nitelikli insan kaynağı konusunun önemine işaret eden Bilecik, dijital dönüşümü 
gerçekleştirecek sistemlerin etkin biçimde yönetilebilmesi için bu konunun gündemin
en üstünde olmasının gerektiğini vurguladı.

Bilecik, akademi ile iş birliği içerisinde Ar-Ge ve inovasyon altyapısının geliştirilmesi
gerektiğine dikkati çekerek, “Türkiye’de de akademi ile sanayi arasında bir köprü
görevi görebilecek, Japonya ve Almanya gibi ülkelerde de başarılı örnekleri bulunan
bir yüksek teknoloji enstitüsü kurulması gereğini kritik önemde görüyoruz.” diyerek
sözlerini tamamladı.
