# Üretici ile market arasındaki uçurum büyüyor

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/uretici-ile-market-arasindaki-ucurum-buyuyor-73849h/
- Yayımlanma: 2021-11-01T09:31:33+03:00
- Yazar: Haber Merkezi

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı [Şemsi Bayraktar](https://www.borsatek.com/bayraktar-uretici-market-fiyat-farki-5-kata-ulasti-61624h),
ekim ayında üretici ve market arasındaki fiyat değişimlerini değerlendirdi. Bayraktar,
ekim ayında üretici ile market arasındaki farkın 4 buçuk kata yaklaştığını vurguladı.

### Ekim ayında üretici ile market arasındaki fiyat farkı 4 buçuk kata yaklaştı

Ekim ayında üretici ve market arasındaki [fiyat farkının](https://www.borsatek.com/subatta-uretici-ve-market-fiyat-farki-4-kati-asti-60522h)
en fazla yüzde 342,11 ile kuru soğanda yaşandığına dikkati çeken Bayraktar, fiyat
farkının limonda yüzde 334,40, elmada yüzde 272,57, yeşil fasulyede yüzde 267,71,
marulda 237,77 olduğunu bildirdi. Kuru soğanda 4,4 kat, limonda 4,3, elmada ve yeşil
fasulyede 3,7, marulda 3,4 kat fazlaya tüketiciye satıldığını vurgulayan Türkiye
Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, açıklamasını şöyle 
sürdürdü: “Üreticide 57 kuruş olan kuru soğan 2 lira 52 kuruşa, 1 lira 25 kuruş 
olan limon 5 lira 43 kuruşa, 1 lira 75 kuruş olan elma 6 lira 52 kuruşa, 3 lira 
50 kuruş olan yeşil fasulye 12 lira 87 kuruşa, 1 lira 88 kuruş olan marul 6 lira
35 kuruşa markette satılmaktadır. Ekim ayında markette 30, üreticide 15 üründe fiyat
artışı markette 8, üreticide 13 üründe fiyat düşüşü oldu. Üreticide 2 üründe fiyat
değişmedi. Ekim ayında fiyatı en fazla artan ürün markette patates, üreticide kuru
kayısı fiyatı en fazla düşen ürün ise markette ve üreticide limon oldu.”

### En fazla fiyat artışı patateste, en fazla fiyat düşüşü ise limonda

Ekim ayında markette fiyatı değişmeyen ürün olmamakla birlikte, market fiyatında
en fazla artışın yüzde 34,71 ile [patateste](https://www.borsatek.com/ic-tuketim-azaldi-patates-sogan-yine-depoda-kaldi-59768h)
görüldüğünü bildiren Bayraktar, şunları kaydetti: “Patatesteki fiyat artışını yüzde
27,23 ile havuç, 27,00 ile marul (adet), yüzde 26,97 ile ıspanak, yüzde 21,09 ile
sivri biber, yüzde 19,64 ile yeşil mercimek, yüzde 19,57 ile kırmızı mercimek, yüzde
19,51 ile domates, yüzde 16,95 ile zeytinyağı, yüzde16,14 ile kuru incir, yüzde 
15,69 ile kabak, yüzde15,07 ile kuru soğan, yüzde 13,60 ile toz şeker, yüzde 12,13
ile pirinç, yüzde 10,24 ile nohut takip etti. Markette en fazla fiyat düşüşü ise
yüzde 26,82 ile [limonda](https://www.borsatek.com/turkiyenin-limon-ihracati-yuzde-59-artti-68529h)
görüldü. Limondaki fiyat düşüşünü yüzde 8,95 ile antepfıstığı, yüzde 7,21 ile yeşil
soğan, yüzde 6,46 ile elma, yüzde 5,52 ile fındık (iç), yüzde 1,46 ile kuru üzüm,
yüzde 1,45 ile mısırözü yağı ve yüzde 0,70 ile kuru kayısı izledi.” 

### En fazla fiyat artışı kuru kayısıda

Ekim ayında üreticide kuru incir ve fındık içi fiyatında bir değişim meydana gelmezken,
yüzde 44,44 azalmayla fiyatı en fazla düşen ürünün limon olduğunu belirten Bayraktar,
şu bilgileri paylaştı: “Limondaki fiyat düşüşünü yüzde 17,96 ile patates, yüzde 
16,81 ile salatalık, yüzde 15,87 ile elma, yüzde 15,25 ile yeşil fasulye, yüzde 
12,00 ile havuç, yüzde 9,92 ile kırmızı mercimek, yüzde 8,70 ile patlıcan, yüzde
8,06 ile kuru soğan, yüzde 4,26 ile pirinç, yüzde 3,92 ile kuru fasulye, yüzde 2,04
ile kuru üzüm, yüzde 0,21 ile marul izledi. Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde
31,58 ile kuru kayısıda görüldü. Kuru kayısıdaki fiyat artışını, yüzde 13,64 ile
maydanoz, yüzde 10,83 ile kabak, yüzde 9,30 ile yeşil soğan, yüzde 8,28 ile zeytinyağı,
yüzde 8,06 ile sivri biber, yüzde 7,26 ile domates, yüzde 6,24 ile antepfıstığı,
yüzde 6,23 ile dana eti, yüzde 5,72 ile yeşil mercimek, yüzde 5,53 ile yumurta, 
yüzde 2,78 ile ıspanak, yüzde 1,69 ile kuzu eti, yüzde 0,67 ile süt, yüzde 0,48 
ile nohut takip etti”

### Kuru soğanda rekoltenin artması ve talebin düşmesi fiyat düşüşüne yol açtı

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, fiyat değişimlerinin nedenlerine ilişkin şu bilgileri
paylaştı: “Ekim ayında fiyatı en fazla düşen ürün limon oldu. Bu düşüşün sebebi 
limon veriminde geçen yıla göre yüzde 100’lere varan artışın olması, alıcının olmaması
ve ihracatın yeterli seviyede olmamasıdır. Ülkemizde başta Rusya olmak üzere Irak,
Ukrayna, Romanya, Bulgaristan ve Suudi Arabistan gibi ülkelere limon ihracatı yapılıyor.
Ancak 2020 yılında alınan kararla limonun ihracatına kısıtlama getirilmişti. Her
ne kadar bu kısıtlama kaldırılsa da bu durum dış pazarda önemli kayıplara neden 
oldu. Kuru soğanda ise kışlık ürünlerin hasadı başladı. Rekoltenin artması ve talebin
de yavaş olmasına bağlı olarak pazarlama sorunları fiyatlarda düşüşe yol açmıştır.
Bir önceki yıl ihracatın kapatılmasıyla yaşanan pazar kaybı tüccar alımlarını etkilemiştir.
Üreticide soğan fiyatları düşük seyretmektedir. Yaklaşık kilogram maliyeti 1 lira
olan soğanda, hasadın yoğunlaşmasıyla birlikte fiyatlar 57 kuruş seviyesine kadar
inmiştir. Üreticilerimiz tarlada bekleyen kuru soğanı toplatacak işçilik maliyetini
bile karşılayacak durumda değildir. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı
bir an önce gerekli tedbirleri almalıdır. Fiyat istikrarı için kuru soğanda ivedi
olarak geçen yıl olduğu gibi TMO alımı ile müdahale edilmelidir. Belediyeler ile
kamu kurumları alım konusunda harekete geçmelidir. Patateste ise Nevşehir bölgesinde
hasadın çoğalması, Niğde bölgesinde ise işçi sıkıntısının olması nedeniyle çiftçi
tüccara düşük fiyat vermek zorunda kaldı. Salatalık ve patlıcanda ise arzın artması
nedeniyle üreticide fiyat düşük oldu. Kuru üzümdeki fiyat düşüşünde tüccar alımlarındaki
düşük fiyat etkili olmuştur. Elmada fiyat düşüklüğünün sebebi talebin azalması, 
yeşil fasulyede ise ürünün hasat sezonunun sona ermesidir. Havuçta yeni başlayan
hasatla beraber piyasada kısa sürede oluşan arz fazlası ürün fiyatlarında kısa süreli
gerilemeye neden olmuştur. Pirinçte 2021 yılı üretim artışı ve 2021 yılında Çin’den
ucuz fiyatla yapılan ithalat piyasada ürün fazlalığına neden olmuştur. Ayrıca, Marmara
Bölgesinde aşırı sıcaklıklar nedeniyle yaşanan hastalık çeltikte randıman geçen 
yıla göre düşük gerçekleşmiştir. Bu nedenlerle bu yıl üreticide çeltik fiyatları
geçen yılın da gerisine düşmüştür. Kırmızı mercimekte fiyat düşüşü sezon ortalamasının
alınmaya başlanmasından kaynaklanıyor. Kuru fasulye de ise TMO ve TKK’nın alımının
azalmasından kaynaklı fiyat düşüşleri yaşanıyor. Piyasadaki spekülasyonlar nedeniyle
de fındık fiyatında da düşüş yaşanmıştır. Fiyatı artan ürünlere baktığımızda domates,
sivri biber ve kabakta tarla ürünlerinin sona ermesi ile arzın örtü altından sağlanması
etkili olmuştur. Yeşil mercimek ve nohutta ise tohumluk satışları başladığı için
fiyat yükselmiştir. Artışın en fazla olduğu kuru kayısıda rekoltenin düşük olmasının
yanı sıra ihracatta yaşanan artış fiyatın yükselmesine neden olmuştur. Antep fıstığında
ise periyodisiteye bağlı olarak rekolte düşüklüğü fiyatın yükselmesine neden olmuştur.
Zeytinyağında yeni ürünün piyasaya girmeye başlaması ve yaşanan kuraklık fiyatları
etkilemiştir. Dana eti ve kuzu etinde arz talep dengesindeki değişim ve yem maliyetlerindeki
artış etkili olmuştur. Yumurtada ise yem maliyetlerindeki artış üretimdeki azalış
etkili olmuştur.” 

### 󠀁[Gübre fiyatları](https://www.borsatek.com/gubre-fiyatlarinda-2-kattan-fazla-artis-72471h)󠁿 tarımsal üretimi ölümle tehdit ediyor

Üreticinin 2021-2022 üretim sezonuna gübre kullanmadan başlamak zorunda kaldığını
belirten Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Üreticilerimizin sezon boyunca
kullanacağı gübrelere ulaşması mümkün değildir. Özellikle üretim sezonu yeni başlayan
temel ürünlerimiz olan hububat ve baklagil üretimi yeterli olmazsa dünyada pahalı
bir hale gelen bu ürünlerin ithalatı da güçleşecektir. Fiyatlar daha da yükselerek
tüketiciye önemli bir yük getirecek, ekonomide enflasyon baskısı da artacaktır. 
Diğer girdiler de önemli ölçülerde zamlandı. Üretici üretmekle üreticiliği bırakmak
arasında karar verme aşamasına geldi. Ürettiği ürün de maliyetini kurtarmayınca 
girdiye ulaşamama gibi bir kısır döngüye girilecek üretimin sürdürülebilirliği zarar
görecektir. Üreticimizin mevcut desteklerle bu fiyat-girdi-üretim sarmalıyla başa
çıkması mümkün görünmemektedir. Son bir yılda amonyum sülfat gübresi yüzde 200 artarken,
aynı dönemde amonyum nitrat gübresi yüzde 195, üre gübresi yüzde 239, DAP gübresi
yüzde 159 ve 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 130 artmıştır. Ayrıca son bir yılda tarımsal
sulamada kullanılan elektrik fiyatları yüzde 57, mazot fiyatları yüzde 33, TİGEM
hububat tohumluk fiyatları yüzde 40-63 arasında, süt yemi fiyatları yüzde 52 ve 
besi yemi fiyatları yüzde 48 arttı.” Türkiye

Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada 
gıda enflasyonuyla mücadelede perakende fiyatların düşürülmesine yönelik önerilerini
de açıkladı. Bayraktar, “Tüketicinin tükettiği her ürünün üretiminde olduğu gibi
fiyatlamasının da izlediği bir seyir vardır. Bu nedenle zincirdeki her bir halkayı
detaylı analiz etmek zorundayız. Böylece ürün fiyatlarında yaşanan ve bir türlü 
önlenemeyen pahalılığın gerçek faillerini kolayca tespit edebiliriz. Ancak, sorunların
öyle sanıldığı gibi kısa zamanda çözülmesi mümkün değildir. İstikrarlı politika 
ve uygulamalarla, sabırla çözmek için gayret göstermeliyiz” dedi.

### Zaman tarıma dönme, tarıma tutunma zamanıdır

2021 yılında dünyada ve ülkemizde gıda fiyatlarının son yıllarda görülmeyen bir 
şekilde sürekli arttığına dikkat çeken Bayraktar, açıklamasına şöyle devam etti:“
Ekim sezonunda bulunduğumuz bu günlerde tarımsal üretim seferberliğine girmemiz 
gerekiyor. Ekilmemiş bir karış toprak bırakmamalıyız. Bütün imkânları üretim için
seferber etmeliyiz. Üretimden vazgeçme noktasına gelmiş çiftçilerimiz cesaretlendirilmeli,
tarlasına dönmesi sağlanmalıdır. Bunu başaramazsak krizlerin etkisini azaltan bir
sektör olarak bilinen gıda sektörü, ülkemizde krizlerin daha da büyümesine neden
olacaktır. Önümüzdeki dönem için alınacak tedbirler acilen açıklanmalıdır. Çiftçimizin
artan maliyetlerini hasatta yüksek fiyat vererek karşılama düşüncesi yetersiz kalacaktır.
Çünkü geçen yıl yaşanan kuraklık, gelirlerinde azalma, girdi maliyetlerindeki anormal
artışlar nedeniyle üreticilerimiz girdi temini ve finansmanında zorlanacaktır. Üreticilerimiz
ya gübreyi ve diğer girdileri daha az kullanacak, ya maliyet hesabı yaparak üretimden
uzaklaşacak, ya da daha az maliyetli gördüğü ürünleri ekecektir. Verim ve kalitede
ciddi sorunlar yaşayabiliriz. Ekimden hasada kadar olan süreci doğru yönetirsek 
hem üretici hem de tüketicilerin en az zararla bu olumsuz süreçten kurtulduklarını
görmüş oluruz. Bir diğer önemli bir hususa da değinmeliyiz. Türkiye’de aile işletmeleri,
ülkenin gıda güvencesinin ve güvenliğinin sağlanmasında çok önemli bir görevi yerine
getirmektedirler. Maliyet artışları, büyük işletmelerin bile üretimde zorlandığı
mevcut konjonktürde, küçük aile işletmelerini tamamen üretim dışı bırakacak bir 
duruma gelmiştir. Bu da hem büyükşehirlere göçe neden olacak hem de üretimin düşmesi
sonucunda daha büyük gıda krizi ve enflasyonu ile ülkemizi karşı karşıya bırakacaktır.
Tarımsal üretimin gerçekleştirilmesi sürecinde önemli bir yere sahip olan aile işletmelerini
ayakta tutacak tedbirleri hiç vakit kaybetmeden hayata geçirmeliyiz. Eğer bunu başaramazsak
yarın çok geç kalmış olacağız, ancak son pişmanlık fayda etmeyecektir. Birçok ülke
bu süreçte gerekli önlemleri alıyor ve ek destek paketleri açıklıyor. Bazı ülkeler
ise gübre fiyatlarını sabitledi. Ek girdi destekleri açıklayıp üreticimize çok geç
kalmadan ulaştırılmalıdır. 4-5 ay sonra verilecek desteklerin bir anlamı olmaz. 
Bakanlık, hububat ve soya gibi ürünleri ithal edip sanayiciye veriyor, gübreyi de
ithal ederek üreticiye uygun koşullarda ödeme kolaylığı sağlayarak vermelidir. Üretimin
sürdürülebilirliği açısından üreticimize gelir garantisi verilmelidir. 2022 yılı
tarım sektörü ve gıda fiyatları açısından önemli bir yıl olacak. Uluslararası piyasalarda
ham madde ve tarım ürünleri fiyatları artmaya devam ediyor. Kur artıyor, bazı ürünlerde
üretim açığımız var. Yeni ekimlerde de girdi maliyetleri nedeniyle sıkıntı yaşıyoruz.
Gerekli tedbirleri acil olarak alarak, bu riskleri ülke olarak yönetmek zorundayız.
Bunları başaramazsak, üreticimiz de tüketicilerimiz de daha zor günlere hazır olmalıdır.
Bu nedenle zaman tarıma tutunma zamanıdır.”

### Tüketici ürün fiyatlarına yön verme ve müdahale etme gücünü kullanmalı

Ülkemizdeki fiyat artışlarının maliyete bağlı artışlar olduğuna dikkat çeken Bayraktar,
şu bilgileri paylaştı: “Gıda sektöründe ise özellikle meyve ve sebze sektöründe 
maliyet artışının yanında talebe bağlı artışlarda görülmektedir. Tüketicilerimiz
her türlü ihtiyaçlarını ertelerken karnını doyurmak için gıdaya olan talebini erteleyemiyor.
Yani serbest piyasa koşulları çalışmıyor. Bu manada gıda sektörü meyve sebze başta
olmak üzere spekülasyonlara açık bir sektördür. Bu sektörde tüketicilerimize de 
düşen görevler vardır. Girdiği marketten fiyatlarını sorgulamayarak meyve sebzesini
günlük hayatta kullandıkları diğer ürün çeşitlerini de satın almaktadır. Hâlbuki
semt pazarlarından meyve sebzesini daha uygun fiyattan temin edebilir. Kaldı ki 
pazarlarda daha fazla ürün görme ve seçme imkânı vardır. Günlük hayatta çok fazla
kullandıkları ürün çeşitlerini uygun fiyattan farklı marketlerde bulabilir. Bir 
markanın aynı ürünleri değişik satış yerlerinde farklı fiyatlarla satılabiliyor.
İnternet ortamında dahi bu bilgilere ulaşmak mümkündür. Tüketici ürün fiyatlarına
yön verme ve müdahale etme gücünü kullanmalı, alışverişini bölüp, fahiş fiyattan
ürün satan marketlerde alışveriş yapmayarak cezalandırmalıdır. Tüketicilerimiz fiyatlarından
şikâyet ettikleri marketlerde ayak alışkanlığını bahane ederek ısrarcı olmamalıdır.
Normal fiyatların bile tüketiciyi zorladığını düşündüğümüzde fahiş fiyatlara tüketicinin
dayanma gücü yoktur.”

### İklim değişikliği ve gıda enflasyonu geleneksel tarımı da değiştirecek

“Küresel ısınma, kuraklık, tarım ürünlerinin [biyoyakıt](https://www.borsatek.com/gida-fiyatlari-dunyada-duserken-turkiyede-neden-artti-52071h)
üretiminde kullanılması gibi birçok etken dünya gıda fiyatlarını etkiliyor” açıklaması
yapan Bayraktar, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye Akdeniz çanağında küresel 
ısınmadan en kötü etkilenen ülkelerin başında gelmektedir. Önlem alınmazsa Türkiye’nin
su kaynakları hızla kuruyacak, gıda güvenliği tehlikeye girecek, insanlarımızın 
gıdaya ulaşması zorlaşacaktır. Kuraklık ülkemizde su kaynaklarının daha önce görülmediği
şekilde aşırı kullanılmasına sebep oldu. Sadece son 10 yılda su kullanımı üçte bir
oranında arttı. Yağmur suyunun toplanması ve gri suyun stratejik olarak yeniden 
kullanılması su tüketimini azaltacaktır. Acil olarak açık sistemlerde kapalı sulama
sistemlerine geçilmeli, daha az su isteyen kurak bölgelerin ekolojisine uygun ürünlerin
yetiştirilmesi teşvik edilmelidir. Bu konuda yeni çeşit geliştiren bitki ıslahçılarına
da çok önemli görevler düşüyor. Geleceğin iklim şartlarına uygun çeşitlerin önemi
daha da artacak görünüyor. Öte yandan, dünyada enerji fiyatlarının artması sonucu
tarımsal ürünler enerji üretiminde daha fazla kullanılır oldu. Bu da gıda enflasyonuna
neden oluyor ve olmaya da devam edecek görünüyor. Bitkisel yağ fiyatlarındaki küresel
yükseliş bunun en bariz örneğidir.” 

### Üstünde üretim yapılan topraklar en kutsal vatan toprağıdır

“Gıda fiyatlarının son dönemde aşırı bir hızla artmasının pek çok sebebi bulunmaktadır”
açıklaması yapan Bayraktar, bunların değerlendirmesini yapmadan önce tarım arazileriyle
ilgili bir konuya vurgu yaptı: “Hatırlanacağı üzere, köylerimiz 2012 de çıkartılan
bir kanunla mahalleye dönüştürüldü ve 16 binden fazla köy ve bin kadar belde bir
gecede mahalle oldu. Tabiatıyla bu ani ve kapsamlı dönüşümün yapısal, sosyal, hukukî
neticeleri de tarım sektörümüzü etkilemeye devam ediyor. Kimi yerde üreticilerin
taşınmazları haraç mezat satıldı, kimi köylerin meraları belediyeye devredildi. 
Belediyeler, arazileri hiçbir öngörüde bulunma zahmetine katlanmadan hızla imara
açtı. Diğer taraftan köyde yaşayan üreticiler vergi ve harca tabi tutuldu. Sonuçta
ne mi oldu? Zaten kentlere göç önlenemiyordu, bu düzenlemeyle köyler iyice boşaldı.
Bunun çiftçilikten kopuşa neden olduğu da gün gibi aşikardır. Eğer gıda enflasyonunu
konuşacaksak, sadece köylerin adını mahalle yapmakla tarımsal üretimin gelişemeyeceğini
görmek zorundayız. Kırsal nüfusa hak ettiği gereken önem verilmezse, biz, daha yıllarca
gıda enflasyonunun kopardığı fırtınaları, tufanları konuşur dururuz. Şayet bu güzel
vatanı atalarımızdan miras değil torunlarımızdan emanet aldığımıza inanıyorsak topraklarımızı
korumalıyız, ganimet dağıtır gibi imara açmamalıyız, kullanılmayan iki milyon hektar
tarım arazimizi tarıma kazandırmalıyız.”

### Fahiş fiyatlar ülkemiz için bir sorundur

Fahiş gıda fiyatlarının ülkemiz için bir sorun olduğunu dikkat çeken Bayraktar, “
Bu durum herkes tarafından kabul edilmektedir” diyerek açıklamasını şöyle sürdürdü:“
Politika yapıcılar, “sorunun temeli hallerdir, burayı çözersek her şey düzelir” 
ya da “aslında hallerle birlikte zincir marketlerde de sorun vardır, buraları iyi
denetlersek, cezaî yaptırım uygularsak bu sorunu çözeriz” gibi sadece sorunun belli
bir halkasına yoğunlaştığı müddetçe, ne yazık ki sorunu çözmekten uzaklaşıyoruz.
Önce bir gerçeği kabul etmemiz gerekiyor. Ülkemizde üretim ayağında, lojistik ayağında,
hallerde, imalat sanayi ayağında ve marketlerde ciddi sorunlar vardır. Bunların 
bir türlü iflah olamaması, bazen yeterince önemsenmemeleri yüzünden, bazen de değişik
çıkar çatışmaları sebebiyledir. Örneğin, üreticiler yüksek fiyattan gübre, tohum,
mazot, elektrik, yem gibi girdilerle üretim yapmak zorunda kalmaktadır. Bu durum
gerek üretimin sürdürülebilirliğini gerekse arz/talep dengesini riske sokmaktadır.
Dolayısıyla, tarımsal girdilerin tedarik zincirinin her bir halkasını çok kapsamlı
incelemek, denetlemek ve ıslah etmek gerekir.”

### Tedbir ve politikalar hayata geçirilmeli

“Ürünler üreticiden tüketiciye ulaşıncaya kadar ki değer zincirinin bütün halkaları
bir bütünlük içerisinde değerlendirilmeli, tedbir ve politikalar titizlikle belirlenerek
hayata geçirilmelidir” vurgusu yapan Bayraktar, açıklamasına şöyle devam etti: “
Diğer taraftan, tarım ve gıda ürünlerinde pazarlama kanalları bazen kesişmelerine
rağmen birden fazladır. Dolayısıyla her bir kanal çok iyi analiz edilmeli ve fiyat
artışlarının hangi noktalarda, neden ve nasıl meydana geldiği tam olarak anlaşılmalı
ve kalıcı çözümler de ona göre üretilmelidir. Sadece kanallardan birine yoğunlaşmak
yetersiz olacağı için çözümler de oldukça sınırlı, çok kısa vadeli ve pansuman niteliğinde
olacaktır.”

### Çiftçinin üretim maliyetleri düşürülmelidir

Bayraktar, “Üreticilerimizin üretim maliyetleri gittikçe artarken ürün fiyatları
aynı oranda artmamakta hatta ürün fiyatlarında gerileme görülebilmektedir. Bu durum
üreticileri olumsuz etkilemektedir” diyerek üretim maliyetlerini düşürmek için yapılması
gerekenleri açıkladı: “Girdi fiyatları düşürülmelidir: Piyasada sıkı girdi fiyat
kontrolü yapılmalı, stokçuluk ve spekülatif fiyat artışı mutlaka önlenmeli, destekler
artırılmalı, girdi kalemlerinde uygulanan vergiler düşürülmelidir. Verim ve verimlilik
artırmalıdır: Uygun girdi kullanımı ile birim alandan elde edilecek verimi artırmalı,
üretici eğitimine ağırlık verilmeli, danışmanlık hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır.
Döviz kurundaki dalgalanmalar en aza indirilmelidir: Döviz kurlarında sık sık yaşanan
dalgalanmalar dışa bağımlı olan girdilerde düzensiz fiyat artışına neden olmaktadır.
Destekler beklentileri karşılamalıdır: Üreticilere verilen destekler artırılmalı,
etkileri değerlendirilmeli, tarımsal üretime yaptığı etkisi ölçülebilir olan destekler
hayata geçirilmeli, desteklerin ilanı ve ödemelerinde yaşanan gecikmeler ortadan
kaldırılmalıdır.”

### Pazar garantili sözleşmeli üretim yaygınlaştırılmalıdır

Üreticinin en önemli sorununun pazarlama olduğuna dikkat çeken TZOB Genel Başkanı
Bayraktar, “Üreticinin ürününü nereye ve kime satacağı konusunda yeterli bilgisi
ve bunu yapabilecek yeterli gücü bulunmamaktadır. Finansman bakımından da yetersizdir”
diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Ürün pazarlaması konusunda üretici örgütleri 
aktif olmalıdır. Örgütler profesyonel kadrolarla donatılmalı, liyakate uyulmalıdır.
Sistemli bir fiyat ve müdahale mekanizması devreye sokulmalıdır. Ürün fiyatlarının
düştüğü dönemde piyasa regüle edilmeli, pazar odaklı planlama yapılmalı ve sözleşmeli
üretim tanımı netleştirilmelidir. Üretici örgütleri, sanayici, marketler ve ihracatçılarla
üyeleri adına sözleşme imzalayabilmelidir. Her ne kadar bu konu mevzuatlarda olsa
da uygulamada firmalar üretici örgütleri ile sözleşme yapmaya yanaşmamaktadır. Bu
sözleşme her iki tarafı da koruyacak şekilde sigortalanmalıdır. Ancak ilgili mevzuattaki
pek çok hüküm gibi bu hüküm de gerektiği şekilde uygulanmamaktadır. 2008 yılında
yayımlanmış ve 2014’te kısmen değiştirilmiş olan yürürlükteki “Sözleşmeli Üretim
Yönetmeliği” ihtiyaçlara cevap verememekte, adeta suya sabuna dokunmamaktadır. Bu
yönetmeliğin dayandığı Tarım Kanunu’na sözleşmeye uyulmaması durumunda taraflara
uygulanacak cezalar ve anlaşmazlıkların çözümlenmesi ile arabuluculukla ilgili kapsamlı
maddeler eklenmeli ve ciddiyetle uygulanması sağlanmalıdır. Lafta kalan “sözleşmeli
üretim” sektöre zarar vermektedir. Ayrıca, üretici örgütleri sözleşmede üyeleri 
adına taahhütte bulunduğu miktar, kalite ve standarttaki ürünü temin edebilmek için
kooperatif veya birlik teknik personeli üretim sezonu süresince üretici ile irtibat
halinde olmalıdır. Bu kapsamda marketler, sanayiciler, ihracatçılar istedikleri 
kalite ve standartta ürünü alabilecekleri için uzman istihdam etmelerine gerek kalmayacaktır.”

### Lojistik ayağı kontrol edilmeli ve ürün kayıpları azaltılmalıdır

[Kara taşımacılığının](https://www.borsatek.com/turkiyeden-avrupaya-tir-kasasi-tasimaciligi-artti-62431h)
da önemli bir maliyet kalemini oluşturduğunu belirten Bayraktar, “Bu kapsamda deniz
ve tren taşımacılığı etkin hale getirilmelidir” dedi. Bayraktar sözlerine şöyle 
devam etti: “Nakliye, ambalajlama ve depolama maliyetleri desteklenmelidir. Pazarlama
kanallarının sayısı azaltılmalı, sadece kâğıt üzerindeki oluşumlar engellenmeli 
ve her aşama sıkı denetlenmelidir. Kooperatifler ve üretici birlikleri mali ve idari
yönden güçlenmeli, etkin hale getirilmeli, üretici örgütlerinin, pazar analizi yapabilen,
piyasaları özellikle dünya piyasalarını takip eden profesyonel kadrolarla ve yöneticilerle
idare edilmesi sağlanmalıdır. Tüketici örgütleri güçlendirilmeli, piyasayı kontrol
edebilecek duruma getirilmelidir. Yükleme ve nakliye esnasında oluşabilecek ürün
kayıplarını azaltacak tedbirler alınmalıdır. Marketler kendilerine ulaşan ürünlerin
açıkta satışı sırasında oluşabilecek kayıpları doğrudan fiyata yansıtmaktadır. Buna
yönelik tedbir alınmalıdır.” 

### Haller ve marketler gibi pazarlamayla tüketim ayağı yakından izlenmeli

“Hal Yasası ile zincir marketlere tanınan üreticiden doğrudan ürün alma yetkisi 
daha sıkı denetlenmelidir. Çünkü zincir marketler uygulamada üreticiden doğrudan
aldıkları ürünleri kendi içlerinde kurulan aracı firmalar ile el değiştirme yapmakta,
kendi firması içerisindeki her el değiştirmede kâr eklenmektedir. Tüketiciye satış
kârı son aşamada düşük görülse de üreticiden gelene kadar eklenen fiyat artışıyla
makas açılmaktadır. Zincirin bu görülmeyen halkasının kısaltılması için üretici 
örgütleri de etkin bir şekilde devreye sokulmalıdır. Marketlerin kâr marjına limit
getirilmeli ve etkin kontrol sağlanmalıdır. Pakete girmiş ürünlere gramaj hilesi
ile yapılan gizli zamlar önlenmeli, bunun için ürünlere gramaj standardı getirilmelidir.”

### İlgili yasalarda hem üretici hem tüketici lehine olacak gerekli değişiklikler yapılmalı

Bayraktar, kısa adı “Hal Kanunu” olan 5957 sayılı “Sebze ve Meyveler ile Yeterli
Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında 
Kanun”, “Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun”, “Türk Ticaret Kanunu” ve halen çıkarılmamış
olan “Zincir Marketler Kanunu” gibi konuyla doğrudan ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler
ve ilavelerin şeffaf ve yansız bir şekilde vakit geçirilmeden yapılması gerektiğinin
altını çizerek sözlerine şöyle devam etti: “Tarım ürünlerinden bir nevi haksız kazanç
sağlamak anlamına gelen organize işler, iflah olmaz bir duruma dönüşmeden önlenmelidir.
Aksi halde tarım ürünlerinde “tekelleşmeye” çanak tutan birtakım uygulamaların sonuçları
hiç kimseyi memnun etmeyecektir. Pazarlama zincirinin hangi aktörü tarafından yapılırsa
yapılsın, fahiş ve spekülatif fiyat hareketlerine karşı bazı gelişmiş ülkelerdekilere
benzer şekilde tüketiciyi korumak üzere ilgili mevzuatta gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
Bu yolla tüketici bir dizi kuruma gidip gelip işlem yapma zorunluluğunda kalmadan,
kolayca hakkını geri alabilmelidir. Tüketiciyi korumaya odaklı bu yöntemler serbest
piyasanın sağlıklı işlediği ülkelerde mevcuttur. Piyasadaki fiyat başıboşluğunun
giderilmesi için birkaç madde eklenerek tüketici lehine bir nevi “zorunlu rekabet”
ortamı tesis edilebilir. Çünkü tarım ürünlerindeki pahalılıkta en büyük pay sahibi
tarladaki üreticiler değil pazarlama zincirindeki son halkalardır, ticaretin etik
kurallarına uymaları gerekir.” “Tarıma neden pozitif ayrımcılık gerekiyor?” Bayraktar
açıklamasına şu sözlerle son verdi: “Özetle değindiğimiz tüm bu gerçekler gıda ve
tarım sektörünün insanlık için ne kadar hayatî bir öneme ve değere sahip olduğunun
sadece çok küçük bir fotoğrafıdır. Oysa tarımsal üretimden sorumlu olan biz, Türkiye
Ziraat Odaları Birliği olarak büyük resme baktığımızda pek çok gerçeği daha detaylı
görüyoruz ve tarımsal üretimin kesintiye uğramaması, yeterliliğini sürdürebilmesi
için biran önce bütün tedbirlerin eksiksiz alınması bekliyoruz. Sürekli biçimde “
Tarıma pozitif ayrımcılık yapılmalı!” söylemimizin sebebi, ülkemiz için, vatandaşlarımız
için kaygılandığımızdandır. Eğer, üretim sürsün, gıda enflasyonu olmasın, insanımız
muhtaç olmasın, aç kalmasın istiyorsak, bu sese kulak vermeye mecburuz.”
