# Vakıf Katılım’a izin çıktı

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/vakif-katilima-izin-cikti-9903h/
- Yayımlanma: 2016-02-17T11:08:00+02:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), Vakıf Katılım Bankası’na faaliyet
izni verdi.

Resmi Gazete’de yer alan diğer BDDK kararlarına göre, Faturamatik Ödeme Kuruluşu
A.Ş.’ye ödeme kuruluşu olarak faaliyette bulunma izni verilirken, Erişim Faktoring
A.Ş.’nin Merkez Faktoring A.Ş.’ye devri nedeniyle Erişim Faktoring A.Ş.’nin faaliyet
izni de iptal edildi. 

Bankaya faaliyet izni verilmlesi sektörde heyecan yaratırken, Vakıf Katılım Bankası
Yönetim Kurulu Başkanı Öztürk Oran da merak edilen konularla ilgili açıklamalarda
bulundu. 

Oran, Vakıf Katılım’ın ilk etapta merkez şube ve yaklaşık 120 çalışanla açılacağını
belirterek, “Yıl sonunda 30 şubeye ve yaklaşık 500 çalışana ulaşmayı hedefliyoruz.
Bu doğrultuda İstanbul, Ankara, Konya, Gaziantep, Bursa, İzmir, Adana, Antalya, 
Kayseri gibi iller ilk şubelerimizi açacağımız şehirler olacak” dedi.

Türkiye’nin ikinci katılım bankası olan Vakıf Katılım 26 Şubat’ta açılacak. Açılışını
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yapması beklenilen tören öncesinde, Vakıf 
Katılım Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Öztürk Oran açıklamalarda bulundu. 

Vakıf Katılım’ın kuruluş süreci, hedefleri ve sektöre ilişkin değerlendirmelerde
bulunan Oran, bir süredir yürüttükleri kurulum çalışmalarında sona geldiklerini 
ve 15 Şubat 2016 tarihi itibarıyla Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan (
BDDK) faaliyet iznini aldıklarını aktararak, yakında hizmet vermeye başlayacaklarını
söyledi.

Oran, Kalkınma Bakanlığının 10. Kalkınma Planının öncelikleri arasında yer alan 
İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Programanın 7. Bileşeninin “Katılım Bankacılığı
ve Faizsiz Finans Sisteminin” geliştirilmesi olduğunu anımsattı. Katılım bankacılığının
geliştirilmesinin ve hedeflenen büyüklüğe ulaşmasının kamu katılım bankaları ile
mümkün olacağını ifade eden Oran, “Kamu bankası olmamızın verdiği güven algısı hasebiyle
özellikle yurt dışı fonların ülkemize kazandırılması konusunda önemli bir rol üstleneceğimize
inanıyoruz” ifadesini kullandı.

Öztürk Oran, bu nedenle Vakıf Katılım’ın kamu sermayeli bir banka olmasının avantajıyla
yasal düzenlemeler için kamu otoritesi ile beraber çalışarak katılım bankacılığının
gelişmesine öncülük yapmak üzere kurulduğunu vurguladı.

Ayrıca müşteriler nezdinde katılım bankacılığına karşı olan güvensizlik hissini 
bertaraf ederek katılım bankacılığı algısını kuvvetlendirmek için kurulduklarını
dile getiren Oran, şunları kaydetti:

“Ayrıca faiz hassasiyetleri olan yurt içi ve yurt dışı müşterilere mevcut katılım
bankalarından farklı ve daha avantajlı ürünler sunmak suretiyle, bir taraftan finansmana
erişimi arttırırken diğer taraftan mevcut zayıf rekabeti geliştirerek ülkemizin 
gelişmesine daha fazla katkı sağlamak üzere kurulduk. Tüm bunların yanında ecdat
yadigârı olan ‘Vakıf Medeniyeti’ ve ‘Vakıf Kültürü’ anlayışını benimseyerek; sosyal
dengenin temellerinden biri olan vakıfların korunmasına ve gelirlerinin artırılmasına
yönelik projelerde yer almak da ana kuruluş felsefelerimiz arasında yer alıyor.”

Oran, Vakıf Katılımın ilk etapta merkez şube ve yaklaşık 120 çalışanla açılacağı
bilgisini vererek, ancak açılış sonrası hızlı şubeleşme çalışmaları olacağını ve
bu paralelde çalışan sayısında benzer şekilde artış görüleceğini belirtti.

**YIL SONU HEDEFİ 30 ŞUBE**

Bu yıl sonunda 30 şubeye ve yaklaşık 500 çalışan sayısına ulaşmayı hedeflediklerini
aktaran Oran, “İlk aşamada müşteri sayısı ve hedef kitlemizin örtüştüğü noktalarda
şubeleşme çalışmaları yapacağız. Bu doğrultuda İstanbul, Ankara, Konya, Gaziantep,
Bursa, İzmir, Adana, Antalya, Kayseri gibi iller ilk şubelerimizi açacağımız şehirler
olacak. Sonrasında ise şubelerimiz hızla ülke coğrafyasının geneline yayılacak” 
diye konuştu.

Açılış öncesinde hazırlık aşamasında oldukça yoğun çalışmaların yapıldığı ve meşakkatli
bir sürecin yaşandığını anlatan Oran, ancak gerek çalışanların özverisi ve gerekse
kamu otoritesinin destekleyici yaklaşımıyla işlerinin oldukça kolaylaştırdığını 
söyledi.

Oran, bankacılık faaliyetlerini taşıyacak temel bankacılık yazılımının belirlenmesinin
en önemli karar aşaması olduğunu belirterek, “Bu konuda risk almayarak mevcutta 
denenmiş bir yazılımı tercih ettik. Bu karar faaliyet izni sürecinde işimizi çok
kolaylaştırdı ve açılışımızı hızlandırdı. Açılış sürecinde Vakıf Katılım isminin
katılım bankacılığı camiasında oldukça karşılığı olduğunu gözlemledik. Yetişmiş 
insan kaynağı istihdamı konusunda diğer katılım bankalarından bankamızda çalışmak
için ciddi bir teveccüh oldu. Bu konuda da bir sıkıntı ile karşılaşmadık” dedi.

**ORTAKLIK YAPISI**

Bankanın ortaklık yapısı ve sermayesi hakkında da bilgi veren Oran, şunları aktardı:“
Vakıf Katılım Bankası AŞ.; tamamı TC Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü, Bayezid
Han-ı Sani (II.Bayezid) Vakfı, Mahmut Han-ı Evvel Bin Mustafa Han (I.Mahmut) Vakfı,
Mahmut Han-ı Sani Bin Abdulhamit Han-Evvel (II.Mahmut) Vakfı ve Murat Paşa Bin Abdusselam(
Murat Paşa) Vakfı ortaklığı ile kurulmuştur. Vakıf Katılım’ın ödenmiş sermayesi 
805 milyon TL olup, bu kaynak tamamen TC Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğüne 
ve adları geçen vakıflara aittir.”

Öztürk Oran, Vakıf Katlılım ile VakıfBank arasında herhangi bir organik bağın bulunmadığına
işaret ederek, “İki kurum da faaliyetlerini birbirinden bağımsız yürüten farklı 
tüzel kişiliklerdir. İsmimizde yer alan Vakıf ifadesi de Vakıflar Genel Müdürlüğünden
ve vakıf kültüründen gelmekte” dedi.

Aynı zamanda Vakıflar Genel Müdürlüğünün, VakıfBank’ın yüzde 58 hissesine sahip 
olduğunu hatırlatan Oran, bunun yanında VakıfBankın kuruluş çalışmalarının ilk aşamasında
kendilerine önemli altyapı desteği sağladığını anlattı.

Oran, açılış sonrasında VakıfBankın sadece yurt içi muhabirlik ve yurt dışı bankacılık
ilişkilerine aracılık edeceğini ve başka bir ilişkinin olmayacağını vurguladı.

Vakıf kültürünün geçmişinin yüzyıllar öncesine dayanan, adalet ve sosyal paylaşımı
barındıran kadim bir sistem olduğunu dile getiren Oran, toplumun sosyal dengesinin
sağlanması açısından önemli bir unsur olan vakıflar kültürünün, hüküm sürdüğü ya
da temasta bulunduğu tüm coğrafyalarda, gelişmiş ve toplumun gelişimine de katkıda
bulunduğuna işaret etti.

Öztürk Oran, katılım bankacılığının da prensipleri ve ilkeleriyle toplumun ekonomik
yönden gelişmesine ve adaletli bir şekilde ilerlemesine yardımcı olan bir finansal
çözüm modeli olduğuna dikkati çekti.

Bu modelin üretime ve ticarete dayalı bir fonlama yaptığı için ilgili sistem içinde
kullanılan fonların ekonominin gelişmesine çok ciddi katkılar sağlayacağını kaydeden
Oran, “Vakıf Katılım, Vakıf Kültürü ile katılım bankacılığının bir sentezi olacak.
Çalışma felsefemizin temel taşlarından bir olan Vakıf Kültürü ile katılım bankacılığına
yeni bir soluk yeni bir yaklaşım getireceğimize inanıyoruz. Faaliyetlerimiz sonucunda
elde ettiğimiz karın da bir kısmının vakıf işlerinde kullanılacak olması bizi diğer
rakiplerimizden farklılaştıran en önemli unsurlardan biri olacak” diye konuştu.

**3 YIL SONUNDA HEDEF**

Yönetim Kurulu Başkanı Öztürk Oran, orta ve uzun vadeli hedeflerine değinerek, katılım
bankacılığı sisteminin üretimi destekleyen bir ekonomik model olması dolayısıyla,
KOBİ segmentinde ağırlıklı çalışmalar yürüteceklerini söyledi.

Bu doğrultuda KOBİ’lere yönelik standart ürünler sunmanın yanı sıra onların ihtiyaçlarına
çözüm sunacak yeni ürün ve hizmetler de geliştirmeyi hedeflediklerini kaydeden Oran,
şöyle devam etti:

“Özellikle yatırım ve proje finansmanı konusunda kar-zarar ortaklıkları ve sermaye
araçları ihraçları ile etkin bir rol almayı planlıyoruz. Bunun yanında elbette bireysel
bankacılık alanında da tüm ürünleri müşterilerimize sunacağız. Katılım bankacılığı
sektörü Türkiye’de bireysel kullanıcılara henüz tam ulaşabilmiş değil. Bu alanda
yapacağımız çalışmalarla da sektörün eksikliklerini kapatacak çalışmalar yapacağız.
Büyüme stratejimizi planlarken hükümetin açıklamış olduğu Orta

Vadeli Planını (OVP) dikkatle inceledik. OVP’de teşvik verilmesi öngörülen sektörlerde
büyümeyi planlıyoruz. Bu konuda faaliyete başladıktan sonra ilgili kamu kuruluşları
ile muhtemel işbirlikleri için görüşmelere başlayacağız. Öncelikle imalat sanayinde
üretim yapan ihracatçı firmalar hedef müşteri kitlemiz olacaktır. Bu şekilde ülkemizin
daha çok istihdam oluşturarak, daha hızlı büyümesi ve daha çok ihracat yaparak daha
düşük cari açık vermesini desteklemeyi öngörüyoruz. Öte yandan teknolojiye yatırım
yaparak etkin, müşteri memnuniyetini önceliklendiren fonksiyonel bir şubesiz dağıtım
ağı üzerinden bankacılık hizmetlerimizi müşterilerimize ulaştırmayı planlıyoruz.”

Öztürk Oran, 3 yıl sonunda 100 şubeye ve yaklaşık bin 200 çalışan sayısına ulaşmayı
hedeflediklerini ifade etti.

**HEDEF 2023’TE LİDERLİK**

İlk aşamada diğer faizsiz bankaların ürünlerine benzer ürünleri müşterilerine sunacaklarını
söyleyen Oran, “Önümüzdeki dönemde ise özellikle sermaye piyasası alanında ve kar-
zarar ortaklıkları projelerinde ve KOBİ’lere yönelik yeni ürünlerle müşterilerimize
ulaşacağız” dedi.

Oran, katılım bankalarının Türkiye’de 25 yılı aşkın bir süredir faaliyet göstermesine
rağmen sektörden alınan pay bakımından halen istenilen seviyede olmadığına dikkati
çekti.

Bu doğrultuda gerek sektörün gelişmesi ve gerekse katılım bankalarının sunduğu hizmetlerin
yaygınlaşması açısından kamu otoritesinin sektöre giriş yapmaya karar verdiğini 
belirten Oran, kamunun Vakıf Katılım ile beraber 2 kamu katılım bankasını kurduğunu
dile getirdi.

Öztürk Oran, hiç şüphesiz bu adımın sektörün gelişmesi açısından oldukça faydalı
olacağına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“İnşallah üçüncü katılım bankası da önümüzdeki dönemde sektöre giriş yapacaktır.
Bu aşamada Vakıf Katılım olarak sunduğumuz kaliteli hizmet ve farklılaşan ürün gruplarımızla
sektördeki tüm oyunculardan farklılaşmayı amaçlıyoruz. Çalışmalarımızın temeline
oturan Vakıf Kültürü bu noktada farklılaşma bakımından bizim en önemli enstrümanlarımızdan
biri olacak. Hedefimiz 2018 yılında katılım bankacılığı sektöründe yüzde 10’luk 
bir pazar payına ulaşmak, 2023 yılında ise katılım bankacılığının lideri olmaktır.
Orta ve uzun vade de halka açılmak gibi bir planımız yoktur.”

**SEKTÖR İSTENİLEN SEVİYEDE DEĞİL**

Oran, katılım bankalarının Türkiye’de 25 yılı aşkın bir süredir faaliyet göstermesine
rağmen sektörden alınan pay bakımından halen istenilen seviyede olmadığını ifade
etti.

Bunun birçok nedeni bulunduğunu, ancak son dönemde sektörün büyümesi için çeşitli
fırsatlar olduğunun gözden kaçırılmaması gerektiğini belirten Oran, “Özellikle ülkemizde
10 yılı aşkın süredir sağlanan siyasi ve ekonomik istikrar sektör için en büyük 
fırsat olarak değerlendirilebilir. Hiç şüphesiz ki istikrarın hüküm sürdüğü bir 
ülkede, ekonomi ve ekonomi oyuncuları sürekli gelişecek ve büyüyecektir” diye konuştu.

Oran, Körfez ülkeleri ile yürütülen sıcak ilişkilerin de sektör açısından bir fırsat
olarak değerlendirilebileceğine dikkati çekti.

Amerika ve Avrupa’da son dönemlerde gelişen İslamofobi nedeniyle Körfez fonlarının
bu ülkelerde sıkıntı çekmeye başladığını dile getiren Oran, şunları kaydetti:

“Benzeri bir durum 11 Eylül saldırıları sonrasında da yaşanmış ve ülkemize Körfez’den
ciddi fon girişleri olmuştu. Bu noktada katılım bankaları aracılığıyla ülkemize 
ciddi bir fon girişinin sağlanabileceğine inanıyoruz. Bunun yanında kamu otoritesinin
de sektöre oyuncu olarak girmesi de katılım bankacılığının gelişimi ve büyümesi 
açısından çok önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Kamu katılım bankaları
ile yakalanacak yukarı yönlü ivmenin sektörün diğer oyuncularına da katkı yapacağını
düşünüyoruz. Yakın coğrafyamızda yaşanan siyasi belirsizlikler ve çatışma ortamı
sektör için en büyük risk olarak tanımlanabilir. Bu ortamın olumsuz etkileri ekonomik
yönden ülkemizi etkiliyor. Bunun yansıması olarak sektörün büyümesinde sıkıntı görülebilir.”

Oran, sektörün büyümesi açısından siyasi otoritenin pek çok adım attığını ve atmaya
da devam ettiğini vurgulayarak, kamunun katılım bankası kurarak sektöre oyuncu olarak
girmesinin, bu yaklaşımın en önemli göstergesi olarak değerlendirilebileceğini söyledi.

Öztürk Oran, bunun yanında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) bünyesinde
oluşturulan Katılım Bankacılığı Masası’nın da siyasi otoritenin sektöre yaklaşımın
pozitif olduğunu net bir şekilde gösterdiğini belirtti.

Gelecek 10 yılda katılım bankacılığının sektördeki payının yüzde 15’lere yaklaşacağını
tahmin ettiklerini aktaran Oran, “Sektörün gelişimi için elbette bazı yasal düzenlemeler
yapılması gerekiyor. Bu düzenlemelerin çok kısa bir süre sonra yapılarak sektörün
önünün daha da açılacağına inanıyoruz. Bu andan itibaren sektörün gelişmesi için
en büyük görevin biz katılım bankalarında olduğuna inanıyoruz. Sektör oyuncularının
ürün ve hizmetlerinde çeşitlendirme yaparak, toplumun tüm kesimlerini kucaklamaları,
tanıtım çalışmalarına ağırlık vererek sektörün bilinirliğine katkı yapmaları ve 
müşteri sayılarını artırmaları sektör için bir gereklilik haline gelmiştir” değerlendirmesinde
bulundu.

**DÜNYADA TÜRKİYE’NİN PAYI ÇOK DÜŞÜK**

Oran, Türkiye’nin İslami finansta da merkez haline gelmesi için yapılan çalışmaları
ve İstanbul Finans Merkezi projesinde hakkında görüşlerini paylaştı.

İstanbul’un finans merkezi olmasının, siyasi otorite tarafından uzun zamandır üzerinde
çalışılan ve aksiyon alınan bir proje olduğunu anlatan Oran, bu noktada çok ciddi
adımlar atıldığına işaret etti.

Oran, katılım bankacılığının da bu projenin önemli taşlarından birisi olduğunu vurgulayarak,
şunları söyledi:

“İstanbul’un finans merkezi olmasının yolunun, öncelikle içinde bulunduğu coğrafyayı
dikkate aldığımızda faizsiz bankacılık için bir cazibe merkezi olmaktan geçtiğini
düşünüyoruz. İslami finans dünya genelinde oldukça ilgi gören ve 2 trilyon doları
aşkın büyüklüğüyle göz kamaştıran bir finans modeli. Maalesef ki bu modelin ev sahipliğini
şu an için Londra yapmakta. İslami finans modelinin merkezinin müslüman olmayan 
bir ülke olması düşündürücü bir durum. Oysa ki 1913 yılında ülkemizde Adapazarı 
İslam Ticaret Bankası adıyla kurulmuş İslami bir banka olmasına rağmen bu sistem
o yıllarda geliştirilememiştir.

Bu noktada İstanbul Finans Merkezi projesi kapsamında İstanbul’un İslami finansın
da merkezi olması elbette en büyük hedeflerden biri. Ülkemizin bulunduğu coğrafyanın
yeni dünyanın merkezinde yer alması, doğuda üretilen enerjinin en büyük tüketici
olan batıya aktarımında ülkemizin ana transfer güzergahında bulunması, İslamiyet’in
en önemli rol modelinin ülkemiz olması İslami finansın merkezi olmamız açısından
bizi ön plana çıkarıyor.”

Oran, bu aşamada katılım bankaları olarak hızla büyümeleri ve İslami finans alanında
dünyadan aldıkları payı hızla geliştirmeleri gerektiğini vurgulayarak, özellikle
Körfez Bölgesi’ne yönelik

çalışmalarla Türkiye’ye getirecekleri fon ve yeni yatırımcıların, İstanbul’un İslami
finans merkezi olmasına önemli katkı sağlayacağını dile getirdi.

Dünyada faizsiz bankacılığın yaygın olduğu ülkeler ile Türkiye’deki sisteme ilişkin
değerlendirmelerde de bulunan Oran, şöyle devam etti:

“Bugün pek çok ülkede İslami finans modeli işlemekte ve bu alanda ciddi yatırımlar
yapılmakta. Müslüman ülkeler arasında katılım bankacılığının en az yaygın olduğu
ülkeler arasında yer alıyoruz. Hatta bu konuda Bangladeş’ten bile geride bulunuyoruz.
Yasal düzenlemelerin yetersizliği, katılım bankacılığının ülkemizde kısa geçmişi
olması, tanıtım eksikliği gibi pek çok nedene dayandırılabilecek bu konu aslında
bir fırsat olarak değerlendirilebilir.

Türkiye’deki katılım bankalarının dünya katılım bankacılığından aldığı pay yüzde
6 ile oldukça düşük bir seviyededir. Katılım bankacılığının yaygın olarak faaliyette
olduğu ilk 10 ülke arasında sekizinci sırada kendimize yer bulmaktayız. Katılım 
bankalarının yapacağı vizyoner stratejik değişiklikler ile ülkemizin kısa zamanda
islami finans alanında önemli oyuncular arasına gireceğine inanıyoruz. Diğer taraftan
siyasi otoritenin sektöre olumlu yaklaşımı ve İstanbul Finans Merkezi projesi kapsamında
yapılan çalışmalar ile ülkemiz sektörün referans ülkesi olabilir.”

**EN ÖNEMLİ SIKINTI DÜŞEN KAR**

Öztürk Oran, geçen yıl olduğu gibi bu yılda bankacılık sektörünün en önemli sıkıntısının
daralan kar marjları nedeniyle düşen karlılık olacağını ifade etti.

Özellikle TL mevduat konusunda yaşanan rekabetin bankaların kaynak maliyetini artırdığını
belirten Oran, maliyetlerin rekabet nedeniyle kullandırılan kredilere yeteri kadar
yansıtılamaması sonucunda, net kar marjlarında oluşan daralmanın banka karlılıklarını
oldukça olumsuz etkilediğini söyledi.

Oran, bankaların karlılıklarını negatif etkileyecek diğer gelişmeleri “Aracılık 
maliyetlerinin yüksekliği, komisyon gelirlerinin yasayla sınırlandırılması, tüketici
hakem heyetleri ve mahkemelerinin geçmişe yönelik alınan komisyonların iptaline 
karar vermeleri” şeklinde sıraladı.

Yaşanan ekonomik ve jeopolitik gelişmelerin sınırlı da olsa bankacılık sektörünün
kredi kalitesinde bozulmalara yol açtığına dikkati çeken Oran, “Sektörün ortalama
kredilerin takibe düşme oranı 2015 yılında bir önceki yıla göre artış göstererek
yüzde 3,10’a yükseldi. 2016 yılında bu sürecin yavaşlayarak olsa da devam edeceğini
öngörebiliriz. Özetle; 2016 yılın da yukarıda belirtmiş olduğum nedenlerden dolayı
bankacılık sektörünün en büyük sorununun azalmaya devam edecek özkaynak ve aktif
karlılığı olacaktır diyebiliriz. Bundan dolayı biz bir farklılık oluşturup, reel
sektörün içine gireceğiz” dedi.

**TÜRKİYE EKONOMİSİ NE KADAR BÜYÜR?**

Oran, “Bazı uluslararası bankalar Türkiye piyasasından çıkarken, Çin başta olmak
üzere bazı ülkelerin de sektöre giriş yaptığını görüyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?”
sorusu üzerine, Türkiye’den çıkan kuruluşlara bakıldığında bunların 2008 ekonomik
krizinden daha fazla etkilenen gelişmiş ülkelerin bankaları olduğunu vurguladı.

ABD hariç global krizin etkilerinin bu ülkelerde halen hissedilmeye devam ettiğini
belirten Oran, “Bu nedenle sıkıntı içinde olan bahsi geçen bankalar, halen karlı
oldukları ve alıcısı olan operasyonlarını satarak küçülme yoluna gidiyor. Ancak 
başta Çin olmak üzere Katar gibi gelişmekte olan ülkeler daha önceki yıllarda oluşan
birikmiş sermaye stoku ile gelişmekte olan ülkelerdeki bu satışları geleceği yönelik
bir yatırım fırsatı olarak değerlendirmekteler” ifadelerini kullandı.

Öztürk Oran, Türkiye’nin bu yıl Orta Vadeli Plan’da belirtildiği gibi yüzde 4’ler
seviyesinde büyüyeceğini dile getirdi.

Siyasi ve ekonomik istikrarla birlikte global ekonomik ve jeopolitik risklere rağmen
milli gelirinin yüzde 4 olmasının ülke ekonomisinin pozitif yönlerinin başında geldiğini
belirten Oran, diğer pozitif yönleri ise şöyle sıraladı:

“Bütçe disiplini; bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 1,3 olması. Kamu borç
dinamiklerindeki güçlü seyir; AB tanımlı kamu borç stokunun milli gelire oranı yüzde
32,6. Güçlü bir bankacılık sektörü; bankacılık sektörü ortalama sermaye yeterlilik
rasyosu yüzde 15,56. Bunların yanı sıra cari açıktaki iyileşme; cari açığın milli
gelire oranı yüzde 4,5.

Türkiye ekonomisinin negatif yönleri ise özel kesim yurt içi tasarruf açığının yüzde
13-14’ler seviyesinde olması. Hane halkı tasarruf oranı düşük. Özellikle başta gıda
kaynaklı olmak üzere son yıllarda yüzde 8,5 seviyesinde kemikleşen yüksek TÜFE enflasyonu.
Özel sektörün yüksek borç stoku. Global likidite koşullarının bozulduğu bir ortamda
yüksek tutarlı kısa vadeli yurt dışı finansman ihtiyacı. Global dış ticaretteki 
daralma ve komşu ülkelerde yaşanan jeopolitik riskler nedeniyle yurt dışı talepte
oluşacak daralmaya paralel ihracatta ve turizm gelirlerinde yaşanması muhtemel düşüş.”

 
