# Veyis Ateş: Benim bir teknem yok, arkadaşımın teknesi

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/veyis-ates-benim-bir-teknem-yok-arkadasimin-teknesi-65719h/
- Yayımlanma: 2021-06-18T22:37:34+03:00
- Yazar: Selim Soydan

Halk TV’de İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtlayan gazeteci Veyis Ateş, hakkındaki
iddialara yanıt verdi.

Ateş’in açıklamalarından satır başları şöyle:

İlk gün sana dedim ki bir süre daha konuşmayacağım ama söz konuşmaya karar verirsem
ilk sana konuşacağım dedim, bu yüzden teşekkür ederim. Halk TV’ye teşekkür ederim,
ekranlarını bana açtığı için. Ben de bir sürü sorular aldım, ben de şunu istiyorum
ki olmayan, atlanan bir şey olursa cevap vermek isterim.

-Sezgin Baran Korkmaz’la ben Temmuz 2020’de, 20’leri olabilir, meşhur Paramount 
Otel’e davetli olarak gittim. Ben zaten Bodrum’da tatildeydim. Arkadaşımın teknesindeydim.
Ben o tekneye bindikten, İstanbul’a döndükten sonra orada çekildiğim bir fotoğrafı
attım, Instagram’a koydum. Bizim aramızda geçen diyalogla, benim bir teknem yok.
Benim arkadaşlarımın teknesi. Paramount Otel’e Cihan Ekşioğlu beni davet etti. Bir
defa gittim. Ya cuma ya da cumartesi pazar akşamı, para ödemedim, davetli olarak
gittim. Bu ve benzer otellere davetli olarak zaten gittim. Daha lükslerine de gittik,
gördük. O günün kaldığım sabahın ertesi sabahı kahvaltı sofrasında biri yanıma geldi,
merhaba ben Sezgin Baran Korkmaz dedi. Tanışma bir. Temmuz dediysem, eylül ekim 
gibi olabilir, bir balıkçının kapısında bir kez daha tanıştık. Bu ikinci. Sonrasında
aradan…

O tatil buraya gelecek tatili ne zaman, bir kez daha tatile gitmek istemişim. Arkadaşlarımızla
kendi Instagram hesabımda goy goy yapıyoruz. Bakılsın bugüne kadar tekne almış mıyım,
satmış mıyım. İş adamı bir arkadaşımın iş adamı bir arkadaşıyla teknede fotoğrafım
var, onu da linç ettiler.

**‘Aşırı zenginleşme var mı, savcılık araştırsın’**

Savcılığa başvuracağım, soruşturulsun isteyeceğim. Herhangi bir şekilde servet çoğalması,
aşırı zenginleşme var mı hepsini buyursunlar araştırsınlar.

**‘Sezgin Baran Korkmaz mağdur olduğu için görüşmeyi kabul ettim’**

(Sezgin Baran Korkmaz) Kasım-Aralık olabilir, yurt dışına çıktıktan iki hafta sonra
bir ortak tanıdığımız dedi yurt dışında, seni aramak istiyor dedi. Ben dedi çok 
mağdur edildim dedi. Tarihini hatırlamıyorum, 5 Ocak olamaz. Ben aramadım, o aradı
beni. Senden ricam, sayın bakan beni yanlış anlıyor, ben şöyle mağdur edildim, lütfen
bu mesajımı iletir misin? Ben yarın-bugün gidebilirim, gittiğimde iletirim dedim.
İki üç hafta sonra gittiğimde Sayın bakan Sezgin Baran Korkmaz diye biri var, beni
aradı dedim. Keşke açmasaydın dedi. Dedim böyle böyle şeyler var, kesinlikle doğru
değil dedi. Sezgin Baran Korkmaz mağdur olduğu için görüşmeyi kabul ettim.

Bunu kabul etmemin sebebi çoluğum çocuğum burada, Türkiye’de, yalnız kaldım, yanlış
anlaşıldım dedi, bu bana ulaşıyor. Şu bakanlıkta, şu tayinlerde bana telefon geliyormuş
ya bana, çoluğum çocuğum var, insanlar bu tür durumlarda arayanlarda yardımcı olmaya
çalışırım.

İsmail bilmiyorum neyden arandığını, mağduriyetini iletiyor bana, ben de iletiyorum.
O beni arıyor, diyorum ki böyle böyle… Bugüne kadar niye çıkmadığım meselesini ayrıca
konuşacağız ya, üstümde Habertürk gibi bir kurumun adı vardı. Daha bugüne kadar 
niye konuşmadığımı da anlatacağım.

**‘Şu başıma gelenlere bakar mısın?’**

Böyle bir gaflet, böyle bir dalaletten dolayı… Şu başıma gelenlere bakar mısın? 
Ben 2006’dan beri haber anlatan bir insan olarak böyle bir yanlışa düşmüş bir insan…
Hata bu telefona cevap vermek. Biz Sayın bakana mesajını ilettim, sayın bakan bana
böyle diyor, şöyle diyor temasımız olmamış. Aradan geçti, tekrar arandım, abi çok
zor durumdayım, benim bu hikayeden çıkmam lazım… Dedim ki bu işlerin yargı, hukuk
yolları… Dedi abi bunun lobileri var, temasa geçelim, derdimizi anlatalım… Avukat
ordun yetmemiş ki buraya gelmişsin. ‘Abi ne gerekiyorsa yapayım, ne gerekiyorsa 
vereyim, benim çoluğum çocuğum burada… Şöyle yapayım böyle yapayım…’ Bu konuşma 
7 Ocak… Bu 7 aylık zaman diliminde ben 10 milyon euro istemişim değil mi? Bu zaman
kadar neredeyiz bir. İki, Sezgin Baran Korkmaz bana bir mesaj atmış, Emre Uslu’nun
attığı bir tweet… Diyor ki Veyis Ateş SBK’dan 10 milyon TL koparmış, onu da İbrahim
Kalın’la paylaşmış, altında SBK’nın arabası. Aradım, ‘Abi Allah bu FETÖ’cülerin 
belasını versin, görüyor musun neler oluyor’… 10 milyon euro’luk bir talep bir talep
aramızda geçmedi. Diyelim ki istedim, geldi ya bana, kaç para yapıyor, nereye saklayabilirim.
İstemedim diyorum. Madem benim böyle bir telefon konuşmam var, nerede?

(Klikler ve lobilerin geçtiği konuşma) Abi madem bu iş olmuyor ya, bu adam bana 
diyor ki ‘Bu memlekette lobiler var, klikler var…’ Ne anlarsın? Devletin bakanı 
diyor ki konu kapalı, gelecek yargıya teslim olacak. Ben diyeceğim ki, lobiler klikler
var gönder bana 10 milyon euro ben bu işi çözerim. Böyle bir konuşmamız yok. (İsmail
Saymaz: Ben bu konuşmayı dinledim. Sen konuşmada diyorsun ki, beklenti ve isteklerini
göstermen lazım. O da diyor ki samimiyetimi nasıl göstereceğim abi. Sen de diyorsun
ki onlar da çok güçlü pozisyonda olduğu için olur mu olmaz mı sormadım diyorum. 
Ben dinledim. Sen bu görüşmeyi yapmışsın. Bunu nasıl açıklıyorsun?) 10 milyon euro
istemiş miyim, böyle bir kayıt var mı, ben kendi ellerimle götüreyim. Benim 7 aydan
beri çıkmayan sesim, çıkmayan konuşmam, neresi önü, neresi arkası bilmediğim bir
konuşma. Ben 10 milyon euro istemedim, böyle bir konuşmayı yapmadım. (Saymaz: Sana
söz ettiğim meblayı istiyorlar dedin mi?)

Bakan, bana keşke Sezgin Baran Korkmaz’ın telefonunu açmasaydın dedi. 

‘Diyelim ki 10 milyon euro’yu ben istedim, ben 10 milyon euro’yu nereye saklayabilirim?’

10 milyon euro’luk bir talep aramızda geçmedi. İstemedim. Madem böyle bir telefon
konuşmam var. Nerede? Diyelim ki 10 milyon euro’yu ben istedim, ben 10 milyon euro’yu
nereye saklayabilirim İsmail?

Bu benzeri hikayeleri Balyoz’da, 17-25 Aralık’ta görmüştük. Nereye sokacağım ben
bu parayı? Nereye teslim edeceğim?

Yayına bağlanan Korkmaz: Veyis Bey beni aradı, belli lobilerle görüştüğünü söyleyerek
10 milyon euro istedi
Sezgin Baran Korkmaz, Veyis Ateş’in açıklama yaptığı yayına
bağlandı:

“Veyis, avukatım üzerinden benimle iletişim kurmaya çalıştı. Veyis Bey beni aradı,
belli lobilerle görüştüğünü söyleyerek 10 milyon euro istedi. İnsanlar gözaltındayken,
arkadaşlarım gözaltındayken sen benimle bu pazarlığı yaptın. Bu şerefsizliktir”

Bu insanlarda utanma ve arlanma duygusu olduğunu düşündüğüm için, kaydı Veyis Bey’in
çalıştığı haber kanalındaki bir kişiyle paylaştım. Bu konunun neden bu noktaya geldiğini
anlatmak istiyorum. Beyefendi benim kendisini aradığımı, hayatın olağan akışına 
da çok aykırı, benim zekamla da dalga geçiyor. Benim hukukçu bir arkadaşım üzerinden
defalarca ulaşmaya çalışmış. Ben de Veyis Bey ile konuştuğumda kendisi bana bu konuda
yardımcı olabileceğini söyledi. Ailemin, çocuklarımın ne kadar güç durumda olduğunu
anlattım. O da beni çok iyi naladığını ve yardım etmek istediğini söyledi. Görüşmesini
de gerçekleştirdikten sonra beni arayıp… Eğer ki Veyis Bey ben bu konuşmayı yapmadım
diyorsa, ben ilk uçakla Türkiye’ye gelmeye namus ve şeref sözü veriyorum. Siz bana
bir gazeteci söyleyin, arayıp hemen ona dinleteyim. Veyis Bey’den sadece doğru olanı
istiyorum. Görüşmeyi dinlediniz, bana niye soruyorsunuz.

Üstadım, Veyis Bey beni Ankara’ya gitmeden bir gün önce arayıp bir görüşme yapacağını
söyledi. Ben seni anlıyorum dedi. Telefon konuşmasından sonra dönüş yolunda beni
aradı, görüşmelerimi yaptı, başka başka şeyler söyledi, başkalarını da zan altına
sokmak istemiyorum. Bu laflar bana inandırıcı gelmiyor. Bana bu işi halledebileceğini,
benimle uğraşan bir lobinin bana bunu yaptığını, kendisinin aracı olduğunu, bu nasıl
olacak dediğimde istedikleri meblayı vermemiz gerektiğini, meblanın ne olduğunu 
söylediğimde 10 milyon euro olduğunu açık açık söylemiştir. Beni aradığı zaman insanlar
gözaltındaydı. Ben bu konuşmayı kimseyle paylaşmayacaktım, avukatlarımla konuştuk,
savcılığa gidecektim ve savcılığa suç duyurusunda bulunacaktım.
Ateş şöyle devam
etti:

Sizin arkadaşlarınız gözaltında mı hatırlamıyorum, beni ilk arayan siz misiniz Sezgin
Bey? Avukatı mı beni aramış, benim sayın bakana, Habertürk gibi bir kurumla yollarımı
ayırmama sebep olan hata… Bakan bana ‘Sana anlattığı gibi değil o işler’ dedikten
sonra bunun arkadaşları mı şey yapılmış, ben avukatını mı aramışım, 10 milyon euro
mu istemişim, 1 dolarını, 1 Euro’sunu mu almışım?  Az önce sana kaç TL’lik kirada
oturduğumu, kaç paralık arabaya bindiğim, ne olduğunu, hepsini anlattım. Hepsi araştırılsın
ki ben nasıl bir yalıda oturuyormuşum, nasıl bir harcamam varmış, nasıl bir para
trafiği yönetiyormuşum… Sen, ben, hepimiz o yayındaydık. O yayında da üstünde bu
kadar baskı vardı değil mi? Sayın bakanı aldığımız yayında, sonrasının arkasından
bir sürü yazı yazıldı… Ya ne olduysa, ben İçişleri Bakanı’yla yayın yaptıktan sonra
Sedat Peker yayına çıkıyor -bu arada benim adım Veyis, Veysi değil-. Salı günü grup
toplantısında sayın Devlet Bahçeli 23 gündür bakanla ilgili bir açıklama yoktu, 
açıklama yapıyor, sayın Cumhurbaşkanı çarşamba açıklama yapıyor yanlış değildir.
Çarşambadan itibaren ben Sedat Peker’in iddialarının arasında bulunuyorum.

Ateş: Sayın Bakan beni aradı, ben Habertürk’e çıkmak istiyorum dedi

Sayın Bakan beni aradı, ben Habertürk’e çıkmak istiyorum dedi. Türkiye’nin meşru
hükümetinin İçişleri Bakanı üzerinden bu devletin Cumhurbaşkanı’na, hükümetine operasyon
çekilirken bu organizasyonu ben yapmışım, eski hukukumuzdan dolayı beni aramış.

Erdal Aras, DYP İstanbul İl Yönetiminde beraber çalıştık. Erdal Aras da yönetimdeydi,
yardımcısı değildim. Erdal Aras, biz yayın arasındayken ‘insan da biraz bizden bahseder’
diye şakalaştık. Erdal Aras, bu ülkenin meşru, aranmayan adamlarından biri. Peker’in
adamı mı bilmiyorum. Ben bunu Sedat Peker’den öğrendim. O zaman telefon açtığında
da bilmiyordum.

‘Türkiye’de aranan bir adamdan bahsediyoruz’

Türkiye’de aranan bir adamdan bahsediyoruz, Türkiye’de aranan ve uluslararası bir
krize sebep olan bir adamla muhatap olmak istemiyorum. Sorduğu soru, 10 milyon Euro
istemiş miyim. Gelsin Türk yargısına neyi verecekse versin, ondan sonra hep beraber
görelim.

2001’den 2009’a kadar din öğretmenliği yaptım, Bahçeşehir Kolejleri’nde. 2002 yılında
AK Parti iktidarda, DYP değil. 2002’de AK Parti iktidara geldiğine göre, ben de 
2006 yılında televizyonculuğa başladığıma göre, demek ki öyle siyasi ilişkilerim
var ki, izlediğim hiçbir program izlenmiyor, beni siyasi ilişkilerimden dolayı ekranda
tutuyorlar. Öyle bir hikaye düşeceğim ki, günlerdir, yıllardır haberlerini yaptığım
bu ve benzeri işlerle ilgili o kadar cahilim ki, adamın bir tanesinin zor durumda
açıktan telefonda diyeceğim ki ‘Bana 10 milyon euro gönder, ben senin bu işlerini
halledeceğim’. Ben neymişim ya… Ben nasıl bir ilişkiler ağına sahipmişim ki yatım
varmış, katım varmış… Süleyman Bey siyasette 14-15 yaşından beridir, sokaklarda 
afiş asmakla başlayıp buralara kadar gelen bir isim. Onun benim nikah şahidim olması,
bir hukukumuzun olması… Neresindeyim ben bu hikayenin?

**Sezgin Baran Korkmaz yayına tekrar bağlandı**

Sezgin Baran Korkmaz yayına tekrar bağlanmak istedi ancak Veyis Ateş, Türkiye’de
aranan bir kişi olduğunu hatırlattığı Korkmaz’ın sorularını yayında yanıtlamak istemediğini
söyleyip, ‘Sorularını yazıp göndersin’ dedi.

Sezgin Baran Korkmaz tekrar yayına bağlanarak şu ifadeleri kullandı:

Lafı ağzıma tıkadınız, problem değil. Bu konunun dışına çıkmayacağıma söz verdim
ama Veyis Ateş çok haklı, diyor ki neden bugüne kadar kaydı dinletmedi? İsmail Bey,
kaydı siz hepiniz dinlediniz, Veyis Ateş’in gözünün içine bakıp yalan söylüyorsun,
ben dinledim demeniz lazım. Kaydı siz dinlediniz, milyonlarca insanın saygı duyduğu
bir gazetecisiniz. Ben 10 milyon Euro vermedim. İstendi. Sen kendin dinledin ya.
10 milyon Euro bir klik adına istedi, Veyis Bey, hakem olacağını söyledi, istedi.
Ben bu olaylar olunca, adamlar falan gözaltında, ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Gerçekten ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Ben ABD’den hakkımda mallarına el koyun
diye bir şey yok. Ben ne olduğunu biliyorum, ne yaşadığımı da biliyorum. Bu sırada
bir umuttur dersiniz ya…
Veyis Bey benden Ankara’da bir görüş yaptığını, hukuki 
problemi çözmek için değil, problemi yaratan klik ve lobi olduğunu, onlara 10 milyon
Euro vereceğini söyledi. Seninle uğraşan lobi ve klik var, onlar bu parayı istiyor.
2, neden bugün açıklamak mecburiyetinde kaldı. Ben hayatım boyunca İbrahim Kalın’ı
bir kere gördüm, merhaba dedim, tanımıyorum. İbrahim Kalın’ı da tanıyan bilen herkes
bilir, devlet ahlakına sahip olduğu için kimseyle samimiyeti olan biri değil. Temiz
insanları kirletmek için bu kadar mı çaba gösterilir ya? Bende kayıt olduğunu düşünmediği
için başkalarını ona doğru çekmeye çalıştığı için ben Selivay’a dinlettim. Sevilay
yönetimine söyleyecekti, bu adalet önünde hesap verene kadar konuşmayacaktım. Ben
bunu kastetti demem, beyefendinin kendisi orada, gözlerinizin içine bakıp… Benim
çocuğum 6 aydır tedavi göremiyor aşağılık herif, yalan söylüyor, gözümün içine baka
baka yalan söylüyor. Benden kimin için para istediğini onu açıklaması lazım. 20 
sene de geçse 20 sene bunun mücadelesini vereceğim.

Ateş: Süleyman Soylu isminden bahsediyoruz, benim korumama mı ihtiyacı var? 

Veyis Ateş ise, söz konusu ifadelere, “Bana aşağılık herif diyen biriyle polemiğe
girmem. Sorularını yazıp göndersin” diyerek yanıt verdi ve şöyle devam etti:

Bu tür sinir krizlerine giren insanların psikolojisini de seyircilerimizin takdirine
bırakıyorum. Mutabık kaldığımız tek şey şu, hukuk önünde… Bekliyoruz kendisini Türkiye’ye,
elinde bu kadar bilgisi belgesi varsa. Benim bir kliğim, bir lobim yok. Ben bir 
klik adına, bir klik adına 10 milyon Euro, 10 milyon dolar, hiçbirini istemedim.
Bunların bir lirasını, bir poundunu da almadım. Buradan da yargıya, yüce Türk adaletine
sesleniyorum ki versin her şeyini, ben de gideyim ifade vereyim. Benim neyim var
neyim yok araştırılsın, kamuoyu da bunu görsün.

Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı’nın, ki onlar saygılı olmamız gereken bakanlardır,
benim onu korumama ihtiyacı mı var? Süleyman Soylu isminden bahsediyoruz, benim 
korumama mı ihtiyacı var? Onu korumak adına ne yapabilirim?

Bir ikincisi, bu vesileyle paylaşmak isterim, bir gün böyle olacağını gerçekten 
hiç düşünmezdim ama şu bir haftalık zaman içerisinde de bizim mahallede 40 kişiyiz
İsmail, hepimiz birbirimizi biliriz. O kadar çok şey yağıyor, o kadar şey duyuyorum
ki, şunu da bunu da, bunları biriktireceğim, hepsi elimde toplandığında hiç beklemediğim,
ummadığım, tahmin bile etmediğim, nazları düştüğünde bir koparalım, ısıralım diyen
ne kadar çok insan varmış.
Bir savunma verseydim, bir hikaye anlatsaydım, bundan
sonra da çıkacak çok şey, hepsini yargıya taşıyacağım, bekledim ya, herkes eteğindeki
taşları bir döksün, bakalım ne olacak ne bitecek. Ben kimsenin ablası değilim, kimsenin
abisi değilim. Kimse beni aramış değil. Şu ana kadar gördüğüm bir tablo var.

Krediyle aldım, pandemide araba fiyatları yükseldi, sattım. Bundan önce çok daha
iyi araçlara da bindim. Benim aklımda kalmamış…

Biz bugün bana az önce ağır hakaretler eden bu adamı iyilik meleği, çocuğunun sünnet
töreninde çok güzel şeyler yapan, okullar yapan bir insandan, böyle küçük bir tanrıcık
haşa kendisini yaratan, oluşturan, az önce bana hakaret eden, hakkımda iddialarda
bulunan, bir ara 12 gazeteci vardı… Çok ilginç bir profili konuşuyoruz. Varsa bir
derdin gel, Türk adaletine teslim ol.

Afrin’e ilk değil, ikinci ya da üçüncü giren gazeteciydim. AFAD’dan bir mütercim
arkadaşla gittik. Ben soruyorum, o tercüme ediyor, onun tercümesini ben yayına veriyorum.
Ortada bir editoryal hata olmuş olabilir. O günlerde Türkiye Cumhuriyeti devleti,
ÖSO’yla beraber hareket ediliyordu, güya oradaki vatandaş demiş ki, biz ne ÖSO istiyoruz,
ne PKK istiyoruz, biz Türk askeri istiyoruz diye çevirmiş, aslında tam tersi şeyler
söylemiş. Fakat ben Kürtçe bilmediğim için yayına bu şekilde verdik. Bilseydim bunu
bu şekilde vermezdim herhalde. Bilmiyorum İsmail, bilseydim ben müdahale ederdim.

Bugün de HDP’liler konusunda aynı görüşteyim. Terörle arasına mesafe koymadıktan
sonra söyledim. Didem de söyledi, ben söyledim, Mehmet Akif söyledi. O zamanlar 
inanılmaz bir saldırı geldi üstümüze, arkadaşlarımıza da koruma tahsis edildi. Bilmiyorsun
ki İsmail başımıza ne geleceğini, kendini güvende hissetmek istiyorsun. O günlerde
de Habertürk’ün kurumsal bir kararıydı, biz de üç ekran yüzü olarak duyurduk.

Devlet politikası buydu, denedi, analar ağlamasın, buna karşı çıkan vardı, ben destekleyenlerden
biriydim. FETÖ meselesinde attığım tweetler utancımızdır dedim. Hala silmedim o 
tweetleri, utanç olarak orada dursun diye. Oralara gittik, bir sürü röportajlarımız
var, yayına verdiklerimiz ve vermediklerimiz var. Devlet böyle düşünüyor diye böyle
hareket eden birisi değilim. Devlet denen kavrama da ayrıca bir saygım var.
