# Yargıtay’ın ilginç Gülen kararı

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/yargitayin-ilginc-gulen-karari-8088h/
- Yayımlanma: 2015-10-01T11:59:00+03:00
- Yazar: Murat Ali Oral

Yargıtay, Fetullah Gülen’in açtığı bir “hakaret” davasında, “Gülen’in her ne kadar
siyasetçi değilse de kendisinin ve lideri olduğu Cemaatin ülkemizin özellikle son
yıllardaki siyasi gündeminde ön sıralarda yer aldığını ve kamuya mal olduğunu” belirterek,“
Hakkında yazılanların güncel tartışmalara katkıda bulunduğuna ve Cemaatin kamuoyu
tarafından tüm yönleriyle tanınması açısından kamunun yararına olduğuna” hükmetti.

Yargıtay’ın bu kararına konu olan kişi; Noel Baba Barış Konseyi Başkanı Muammer 
Karabulut. 2008’de Ergenekon davasından tutuklanan ve ömür boyu hapis istemiyle 
yargılanan Karabulut 11 ay Silivri’de kaldı. Dava sonunda da 10 yıl 3 ay hapis cezasına
çarptırıldı.

Tahliye olduktan sonra 2012 yılında yazdığı “Protestan Kur’an” isimli kitapta Fetullah
Gülen’e hakaret ettiği gerekçesiyle Karabulut hakkında dava açıldı. Ankara 2. Asliye
Ceza Mahkemesi’nde görülen ve Nisan 2013’te sonuçlanan davada, Karabulut’un Gülen’e
karşı “nefret suçu” işlediği sonucuna varıldı. Ancak Türk Ceza Kanunu’nda bu suçun
karşılığının bulunmaması sebebiyle, Karabulut “hakaret”ten 1 yıl hapis cezasına 
çarptırıldı.

Ceza, “sanığın suçtan ötürü pişmanlık duymaması ve benzer nitelikte tekrar suç işleyebileceği”
gerekçesiyle ertelenmezken, gerekçeli kararda Karabulut’un Gülen’i, “İslam dinini
ve Kur’an’ı protesto ederek değiştiren, bunu da kanla beslenen para imparatorluğunun
kirli düzenini biraz daha yaşatabilmek amacıyla yapan bir kişi olarak göstermeye
çalıştığı” bildirildi. Bu durumu “nefret suçu” sayan ve davanın, ifade özgürlüğü
kapsamında değerlendirilemeyeceğine hükmeden Mahkeme, Karabulut’un Ergenekon davası
iddianamesi ve eklerine göre “örgütün amaçları doğrultusunda dezenformasyon faaliyetleri
içinde bulunduğu” suçlamasıyla yargılandığını da hatırlatıp, “Bu kapsamda yazdığı
yazılar ve dava konusu ‘Protestan Kur’an’ isimli kitabın, örgütün üst düzey yöneticileri
tarafından okunduğu ve diğer örgüt üyelerinin de kitaptan haberdar olduğu” yönünde
iddialar bulunduğunu vurguladı.

Davanın temyizi Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nde görüldü ve Başsavcılığın cezanın onanması
talebine karşın Daire oy birliğiyle hükmün bozulmasını kararlaştırdı.

**Kararda, şu ifadeler kullanıldı:**

“Sanığın yazdığı davaya konu Protestan Kur’an başlıklı kitabın içeriği bir bütün
olarak değerlendirildiğinde, sanığın kullandığı ifade biçiminin, AİHM kararlarından
yararlanılarak yapılan kategorik sınıflandırmaya göre ‘siyasi ifade’ ya da ‘kamusal
ifade’ olduğu anlaşılmaktadır. Bu tür ifade açıklamaları AİHM’in ifade özgürlüğü
uygulamalarında en geniş korumadan yararlanmaktadır. Kamusal ya da siyasi ifadeler
yönünden üzerinde durulması gereken önemli hususlardan biri ‘kamu yararı’ kavramıdır.
Bu kavram, Sözleşme’de özerk ve geniş bir anlama sahiptir. İçtihadlarda sosyal, 
ekonomik, kültürel ve hatta ticari ve dini yönleri de kapsayacak şekilde geniş olarak
yorumlanmıştır. Anılan ifade biçimleri açısından önemli bir başka bir husus da açıklamaların,
kamuoyunun gündemini oluşturan konuyla ilgili tartışmaya katkıda bulunup, bulunmadığıdır.
Sanığın yazdığı kitapta yer alan açıklamalar, bilgiler, eleştiriler ve yorumların
toplumda katılanan lideri olduğu cemaatle ilgili güncel tartışmaya katkısının bulunduğu
ve cemaatin kamuoyu tarafından tüm yönleriyle tanınması açısından kamunun yararına
olduğu kabul edilmelidir. Katılan her ne kadar siyasetçi değil ise de kendisinin
ve lideri olduğu cemaatin gerçekleştirdiği söylem ve faaliyetler ile bunların topluma
etkileri itibarıyla ülkemizin özellikle son yıllardaki siyasi gündeminde ön sıralarda
yer almış ve kamuya mal olmuş bir kişidir. AİHM kararlarına göre, kamuya mal olmuş
kişilere yönelik açıklamalar ve eleştirilerde, ifade özgürlüğü hakkını kullanan 
kişi daha geniş bir korumadan yararlanmaktadır.”

Kararda, “Kitapta yer alan sözlerin, toplumun bir kesimince rahatsız edici bulunsa
bile nesnel bir değerlendirmeyle, ağır eleştiri niteliğinde görüldüğü” sonucuna 
varıldığı belirtilirken de “Sanığın ifade özgürlüğü ile katılanın şöhret hakları
arasındaki çatışmada denge kurulurken; Yerel Mahkemenin sanığın cezalandırılması
yönündeki kabulü, suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletecek
ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayacaktır”
denildi.                    
