# OVP açıklandı, peki hayatımızda ne değişecek?

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/zeliha-sarac-ovp-aciklandi-peki-hayatimizda-ne-degisecek/
- Yayımlanma: 2026-09-07T21:25:30+03:00
- Yazar: Zeliha SARAÇ

Her yıl aynı şeyi yapıyoruz. Orta Vadeli Program açıklanıyor, ekonomi yönetimi hedefleri
anlatıyor, ekonomistler rakamları inceliyor, piyasalar bir süre tepki veriyor ve
birkaç gün sonra gündem başka bir konuya kayıyor.

Oysa OVP, sadece büyüme, enflasyon, bütçe ve kur tahminlerinin sıralandığı bir belge
değil. Aslında devletin önümüzdeki birkaç yılda ekonomiyi hangi önceliklerle yöneteceğine
ilişkin bir niyet beyanı. Dolayısıyla benim için asıl önemli olan rakamların kendisinden
çok, o rakamların bize ne anlattığı.

Yeni programda büyüme hedefleri bir miktar aşağı çekilmiş durumda. Enflasyon tarafındaki
hedefler ise daha yukarıda. Bu tabloyu yalnızca “enflasyon hedefi tutmadı, revize
edildi” diye okumak bana eksik geliyor. Çünkü burada Türkiye ekonomisinin yıllardır
çözemediği temel mesele yeniden karşımıza çıkıyor: Enflasyonu düşürürken büyümeden
ne kadar vazgeçmeye razıyız?

İşte asıl soru bu.

Çünkü yüksek enflasyonla mücadele etmek teoride kolay. Faizi yükseltirsiniz, krediyi
sıkarsınız, talebi soğutursunuz, kamu harcamalarını kontrol edersiniz. Fakat işin
ekonominin gerçek hayatına geldiğinizde tablo değişiyor. Kredi pahalı, yatırım yavaş,
tüketici temkinli, şirketlerin finansman maliyeti yüksek…

Bütün bunları yaparken bir taraftan da “büyümeye devam edeceğiz” diyorsanız, iş 
biraz daha zorlaşıyor.

Yeni OVP’nin bana söylediği şey şu: Ekonomi yönetimi büyümeyi tamamen gözden çıkarmak
istemiyor. Zaten programdaki büyüme hedeflerine baktığımızda, 2027’den itibaren 
yeniden daha güçlü bir büyüme patikasına dönme arzusu açıkça görülüyor. 2027 için
yüzde 4,2, 2028 için yüzde 4,6 ve 2029 için yüzde 5 büyüme hedefleniyor. Aynı dönemde
enflasyonun da yüzde 21’den yüzde 13,5’e ve sonunda yüzde 9’a indirilmesi hedefleniyor.

Kâğıt üzerinde güzel bir tablo.

Ama ekonomi kâğıt üzerinde yaşamıyor.

Vatandaşın ekonomiyi nasıl hissettiği başka bir mesele. Bugün bir emekliye, bir 
ücretliye ya da küçük işletme sahibine “Ekonomi yüzde kaç büyüdü?” diye sorduğunuzda
muhtemelen çok anlamlı bir cevap alamazsınız. Çünkü insanların cebinde hissettiği
şey büyüme değil, hayat pahalılığı.

Türkiye’de son yıllarda en büyük iletişim problemlerinden biri de burada ortaya 
çıktı. Milli gelir büyüyor, üretim artıyor, ihracat yükseliyor deniliyor ama vatandaş
markete gittiğinde, ev kiraladığında, çocuğunun okul masrafını ödediğinde bu büyümenin
kendi hayatına neden yansımadığını sorguluyor.

Bence OVP’nin başarısını da bundan sonra biraz daha bu gözle değerlendirmek gerekiyor.

Enflasyon yüzde 20’lere inerken bile vatandaşın “nihayet rahatladım” demesi mümkün
olmayabilir. Çünkü fiyatların artış hızının düşmesi, fiyatların geri gelmesi anlamına
gelmiyor. Birkaç yıl boyunca çok yüksek enflasyon yaşadıktan sonra yüzde 20’lik 
enflasyon bile hayatın pahalı olmaya devam ettiği anlamına geliyor.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde asıl mesele yalnızca enflasyon oranını düşürmek değil,
kaybolan satın alma gücünü yeniden inşa edebilmek.

Burada gelir dağılımı da önemli.

Çünkü enflasyon herkesi aynı şekilde etkilemiyor. Varlığı olanla yalnızca maaşıyla
geçinenin enflasyonu aynı değil. Konutu, arsası, dövizi, hissesi olan bir kesim 
yüksek enflasyon ortamında varlıklarının değer kazanmasıyla kendisini koruyabiliyor.
Sabit gelirli ise çoğu zaman ay sonunu getirmeye çalışıyor.

Bu nedenle yeni programın başarısını sadece TÜFE rakamından okumak yanlış olur. 
Önümüzdeki yıllarda ücretlerin, kiraların, konut fiyatlarının ve temel tüketim harcamalarının
nasıl seyredeceği de toplumun ekonomik algısını belirleyecek.

Bir başka önemli konu da kur.

Yeni programdaki dolar/TL varsayımları, önceki programa kıyasla daha yüksek bir 
kur patikasına işaret ediyor. Bu da bana Türkiye’nin artık yalnızca TL’nin reel 
olarak değerlenmesi üzerinden bir dezenflasyon hikâyesi kurmak istemediğini düşündürüyor.

Bu değişimin ihracatçı açısından olumlu tarafları olabilir. Özellikle uzun süredir“
kur yeterince artmıyor, maliyetlerimiz yükseliyor” diyen ihracatçı için daha dengeli
bir kur hareketi nefes aldırabilir.

Fakat bunun başka bir tarafı da var.

Kurun daha hızlı yükselmesi, Türkiye gibi ithalata bağımlılığı yüksek bir ekonomide
maliyetleri yeniden yukarı çekebilir. Enerjiden ara mala, makineden tüketim ürünlerine
kadar pek çok kalemde kurun etkisini görüyoruz. Dolayısıyla burada ekonomi yönetiminin
işi gerçekten zor. Hem ihracatçıyı koruyacaksınız hem de kurun enflasyon üzerindeki
etkisini kontrol edeceksiniz.

Bir de cari açık meselesi var.

Cari açık yeniden daha yüksek bir seviyeye taşınıyor. Bu bana Türkiye ekonomisinin
büyüdükçe dış kaynak ihtiyacının yeniden gündeme gelme ihtimalini hatırlatıyor. 
Çünkü bizim eski hikâyemiz belli: Ekonomi hızlandığında ithalat artıyor, enerji 
ve ara malı faturası büyüyor, cari açık genişliyor.

Türkiye’nin bundan sonraki dönemde gerçekten kalıcı bir refah artışı yaratabilmesi
için sadece daha fazla büyümesi yetmez. Daha verimli büyümesi gerekir.

İşte OVP’nin belki de en önemli sınavı burada başlayacak.

Üretim yapımızı değiştirebilecek miyiz? Daha yüksek katma değerli ürünler üretebilecek
miyiz? Enerjide dışa bağımlılığı azaltabilecek miyiz? Eğitim sistemini iş dünyasının
ihtiyaçlarıyla daha fazla buluşturabilecek miyiz? Kadınların ve gençlerin iş gücüne
katılımını artırabilecek miyiz?

Bunlar gerçekleşmeden yalnızca faizle, kurla ve kredi politikasıyla sürdürülebilir
bir ekonomik model yaratmak kolay değil.

Üstelik toplumun artık yeni bir ekonomik programa sadece “hedef” olarak bakmadığını
da unutmamak gerekiyor.

İnsanlar sonuç görmek istiyor.

Bir önceki programda ne denmişti, şimdi ne değişti sorusundan daha önemlisi, “Benim
hayatımda ne değişecek?” sorusu.

Bence yeni OVP’nin kaderini de bu soru belirleyecek.

Eğer birkaç yıl sonra enflasyon gerçekten kalıcı biçimde düşmüş, gelirlerin satın
alma gücü toparlanmış, yatırım ortamı iyileşmiş, üretim daha verimli hale gelmiş
ve Türkiye dış finansmana daha az ihtiyaç duyan bir ekonomik yapıya kavuşmuşsa bugün
yazılan rakamların bir anlamı olacak.

Ama yine hedefler revize edilir, takvimler ötelenir ve her yıl yeni bir program 
açıklanırsa o zaman OVP sadece ekonomistlerin takip ettiği bir belge olmaktan öteye
geçemeyecek.

Piyasaların da aslında baktığı yer tam olarak burası.

Rakamdan çok güven.

Çünkü ekonomi biraz da beklenti meselesi. İnsanlar yarına güveniyorsa yatırım yapıyor,
ev alıyor, şirket kuruyor, tüketiyor. Güvenmiyorsa parasını bekletiyor, dövize yöneliyor,
yatırımını erteliyor.

Türkiye’nin önündeki en büyük sınavın da artık sadece enflasyonu düşürmek değil,
bu güveni yeniden tesis etmek olduğunu düşünüyorum.

OVP’nin önünde üç yıl var.

Üç yıl ekonomi için uzun bir süre gibi görünüyor ama aslında çok kısa.

Bu kez önemli olan programın ne söylediği kadar, söylediklerinin ne kadarının gerçekten
yapılacağı. Çünkü Türkiye’nin artık yeni bir programa değil, programın sonuçlarına
