# Fed’de Warsh dönemi: Piyasaya söz vermek yerine veriye bakmak

- Bağlantı: https://www.borsatek.com/zeliha-sarac-yazdi-fedde-warsh-donemi/
- Yayımlanma: 2026-08-29T15:48:10+03:00
- Yazar: Zeliha SARAÇ

ABD Merkez Bankası Fed’in para politikasında yeni dönemin nasıl şekilleneceğine 
ilişkin en önemli ipuçlarından biri Kevin Warsh’ın konuşmasından geldi. Aslında 
konuşmanın tamamına bakıldığında verilen mesaj oldukça net: Fed bundan sonra piyasayı
önceden yönlendirmekten çok, karşısındaki ekonomik tabloya bakarak karar vermek 
istiyor.

Bu kulağa basit gelebilir. Ancak piyasalar açısından hiç de küçük bir değişiklik
değil.

Çünkü son yıllarda yatırımcılar yalnızca enflasyona, istihdama ya da büyümeye bakarak
pozisyon almıyor. Fed üyelerinin hangi kelimeyi kullandığı, bir sonraki toplantıya
ilişkin ne söylediği, faiz indirimine ne kadar yakın durduğu bile piyasaların fiyatlamasını
değiştirebiliyor. Warsh’ın rahatsız olduğu noktalardan biri tam da burası.

“Aynalar salonu” problemi

Warsh’ın forward guidance, yani ileriye dönük yönlendirmeye ilişkin eleştirisi dikkat
çekici.

2008 finansal krizinin ardından Fed’in piyasaya önceden mesaj vermesi anlaşılabilir
bir politikaydı. Ekonominin çok kırılgan olduğu bir dönemde piyasalara yön göstermek,
belirsizliği azaltmak açısından işe yaradı. Fakat Warsh’a göre bu uygulama artık
ihtiyacından çok daha uzun yaşadı.

Üstelik ortaya ilginç bir durum çıktı.

Fed piyasayı yönlendirmeye çalışırken, bir süre sonra piyasa da Fed’i yönlendirmeye
başladı. Fed’in söylemleri tahvil faizlerini, hisse senetlerini ve finansal koşulları
değiştiriyor; değişen finansal koşullar da Fed’in kararlarını etkiliyor.

Warsh bunu adeta bir “aynalar salonu” problemine benzetiyor.

Bunun piyasalardaki karşılığı şu: Merkez bankası bir cümle söylüyor, piyasa o cümleyi
fiyatlıyor, fiyatlama ekonomiyi etkiliyor, ardından Fed ekonomideki değişime bakıp
yeniden politika belirliyor.

Ve bu döngü giderek kendi kendini besleyen bir hale gelebiliyor.

Burada Warsh’ın asıl itirazı yalnızca teknik değil. Ona göre bu sistemin bedelini
finansal varlık sahibi olmayan sıradan Amerikalılar daha fazla ödüyor. Varlık fiyatlarındaki
yükselişten faydalanan kesim ile yüksek enflasyonun yükünü taşıyan kesim aynı insanlar
olmayabiliyor.

2021 dersi hâlâ masada

Warsh’ın konuşmasında 2021 enflasyon deneyimine yaptığı gönderme de önemli.

Fed o dönemde enflasyonun geçici olduğuna ilişkin güçlü bir iletişim yürüttü. Ancak
enflasyonun kalıcı olduğu ortaya çıktığında politika değişikliği gecikmiş oldu.

Bugün geriye dönüp bakıldığında bunun önemli bir ders olduğu görülüyor: Merkez bankasının
geleceğe ilişkin fazla kesin konuşması, daha sonra o söylemden geri dönmesini zorlaştırabiliyor.

Warsh’ın bundan çıkardığı sonuç ise oldukça açık.

Fed geleceğe ilişkin çok kesin taahhütler vermek yerine, ekonomik veriler değiştikçe
politika duruşunu da değiştirebilmeli.

Başka bir ifadeyle piyasa “Fed bir sonraki toplantıda ne yapacak?” sorusuna cevap
ararken, Warsh daha çok “Fed hangi veriye bakarak karar verecek?” sorusunun öne 
çıkmasını istiyor.

Kural değil, disiplin

Burada bir başka önemli mesaj daha var.

Warsh, para politikasının katı bir matematiksel kurala teslim edilmesini de istemiyor.
Taylor kuralı gibi modeller elbette önemli. Ancak ekonomi yalnızca bir formülden
ibaret değil.

Onun yaklaşımını özetleyen en önemli ifadelerden biri şu: Bir karara değil, bir 
disipline bağlı olmak.

Bence konuşmanın en önemli taraflarından biri de bu.

Çünkü piyasa açısından bakıldığında “faiz şu tarihte inecek” demek son derece rahatlatıcıdır.
Yatırımcı önünü görür, pozisyonunu buna göre alır. Ama ekonomi böyle çalışmıyor.
Enflasyon değişebilir, istihdam bozulabilir, petrol fiyatları yükselebilir, jeopolitik
bir kriz çıkabilir. Böyle bir ortamda merkez bankasının aylar önce verdiği söze 
bağlı kalması bazen doğru politikadan daha önemli hale gelebiliyor.

Warsh ise bunun tersini savunuyor: Sözden çok veri.

Peki ABD ekonomisi ne söylüyor?

Warsh’ın çizdiği ekonomik tablo da Fed’in neden şu aşamada enflasyona odaklanması
gerektiğini düşündüğünü anlatıyor.

Ekonomide sermaye harcamaları güçlü. Şirket kârları iyi durumda. Kredi piyasalarında
ciddi bir sıkışıklık görünmüyor. Finansal koşullar da ekonomiyi boğan bir seviyede
değil.

İşgücü piyasasında da henüz alarm zilleri çalmıyor. İşsizlik oranının yüzde 4,1 
civarında olması, ekonominin tam istihdam koşullarından çok uzak olmadığını gösteriyor.

Asıl problem ise enflasyon.

PCE enflasyonunun hem 12 aylık hem de daha kısa dönemli ölçümlerde yüzde 2 hedefinin
üzerinde kalması, Fed açısından rahat bir tablo yaratmıyor. Daha da önemlisi, enflasyon
yalnızca birkaç kalemde yoğunlaşmış bir problem değil. PCE sepetindeki kalemlerin
önemli bir bölümünün yüzde 3’ün üzerinde artıyor olması, fiyat baskısının ekonominin
geneline yayıldığını düşündürüyor.

Bu nedenle Warsh’ın mesajı aslında faiz indirimi beklentisi açısından da çok net
okunabilir:

Ekonomi güçlü kalıyorsa ve enflasyon hedefin belirgin biçimde üzerindeyse, Fed’in
önceliği fiyat istikrarı olmalı.

Yapay zekâ denklemi değiştirir mi?

Konuşmanın belki de geleceğe dönük en ilginç bölümlerinden biri yapay zekâya ilişkin
değerlendirmeler.

Warsh, yapay zekâyı yalnızca teknoloji şirketlerinin yeni yatırım alanı olarak görmüyor.
Ona göre yapay zekâ, ekonominin üretim kapasitesini değiştirebilecek yeni bir üretim
faktörü haline gelebilir.

Bu önemli.

Çünkü yapay zekâ gerçekten verimliliği ciddi biçimde artırırsa, ABD ekonomisinin
aynı miktarda işgücüyle daha fazla üretim yapabilmesi mümkün olabilir. Bu da büyüme,
ücretler, istihdam ve hatta enflasyon üzerinde uzun vadeli etkiler yaratabilir.

Bugün şirketlerin sermaye harcamalarındaki büyümenin önemli bir bölümünün yapay 
zekâ altyapısına yönelmesi de bu nedenle yakından izleniyor.

Ancak burada da aceleci olmamak gerekiyor.

Yapay zekânın ekonomiyi dönüştüreceği konusunda güçlü bir beklenti var. Fakat bunun
ne kadarının gerçek verimlilik artışına, ne kadarının yatırım heyecanına dönüşeceğini
zaman gösterecek.

Fed’in de bu nedenle yapay zekânın verimlilik, istihdam ve piyasa yapısı üzerindeki
etkilerini incelemesi önemli. Fakat Warsh özellikle bu çalışmaların mevcut para 
politikası kararlarını şimdiden belirlemeyeceğinin altını çiziyor.

Piyasalar için yeni oyun alanı

Warsh’ın mesajlarını piyasalar açısından okuduğumda ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:

Önümüzdeki dönemde Fed’den gelecek her açıklamayı “faiz indirimi geliyor mu?” şeklinde
okumak yerine, ekonomik verilerin kendisine daha fazla bakmak gerekebilir.

Bu, özellikle tahvil piyasası açısından önemli.

Çünkü piyasaların Fed’den beklediği faiz indirimleri ile Fed’in gerçekten gerçekleştireceği
faiz indirimleri arasındaki fark, tahvil faizlerinde ciddi oynaklık yaratabilir.
Hisse senetlerinde ise özellikle yüksek çarpanla işlem gören teknoloji şirketleri
açısından faiz beklentileri yine kritik olmaya devam edecek.

Yapay zekâ yatırımları büyümeye devam ederken, bir tarafta şirketlerin kâr ve verimlilik
beklentileri desteklenebilir. Diğer tarafta yüksek faizlerin uzun süre korunması,
özellikle değerlemeleri gelecekteki büyümeye dayanan şirketler üzerinde baskı yaratabilir.

Yani yatırımcı açısından hikâye artık sadece “Fed faiz indirecek mi?” sorusundan
ibaret değil.

Asıl soru şu:

Enflasyon gerçekten yüzde 2’ye doğru kalıcı biçimde ilerliyor mu ve ekonomi bunu
ne kadar güçlü taşıyabiliyor?

Warsh’ın yaklaşımı, Fed’in bundan sonra bu soruya daha fazla odaklanabileceğini 
gösteriyor.

Ve belki de yeni dönemin en önemli mesajı şu:

Fed piyasaya yol göstermeye çalışmak yerine, yolu ekonomik verilerin göstermesine
izin vermek istiyor.

Yatırımcı için bu daha mı kolay olacak?

Muhtemelen hayır.

Çünkü önceden verilmiş net mesajların olmadığı bir piyasada belirsizlik biraz daha
yüksek olabilir. Ancak uzun vadede daha disiplinli, veriye dayalı ve gerektiğinde
yön değiştirebilen bir para politikası, piyasanın gerçek ekonomik tabloyla daha 
sağlıklı bir ilişki kurmasını da sağlayabilir.

Şimdilik Warsh’ın mesajı, “faiz indirimi”nden çok daha farklı bir şey söylüyor:

Fed’in yeni döneminde sözden çok veri, taahhütten çok disiplin öne çıkabilir.

Piyasalar için ise bunun anlamı basit: Artık Fed’in ne söyleyeceğinden çok, verilerin
ne söylediğine bakmak gerekiyor.
