YASED Başkanı Sargın’dan uyarı: Küreselden negatif ayrışan Türkiye’nin doğrudan yatırımlardan aldığı pay %1’in altına indi. Girişlerin çoğu mevcutlardan.
Küresel ölçekteki doğrudan yatırımları ve Türkiye’deki tabloyu DÜNYA’ya değerlendiren Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) Başkanı Ayşem Sargın, ülke risk algısının doğrudan yeni yatırımlarda önemli bir rol oynadığına dikkati çekti. Uluslararası ilişkilerde “milli güvenlik” üzerinden söylem geliştiğine işaret eden Sargın,
“Artık devir değişti. Ekonomi de milli güvenliğin bir konusu. Bunu öne çıkaracak uluslararası adımlar atmalıyız” dedi. Sargın, dünyada uluslararası yatırımlara yönelik özel nitelikte teşviklerin öne çıktığını vurgulayarak, dijitalleşmenin hızlandığı bu dönemde, teşviklerin de yeniden tanımlanması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin küresel doğrudan yatırımlar pastasından aldığı pay yüzde 1’in altına düşerken, bu düşüşte yabancının öngörülebilirlik arayışı etkili oldu. Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) Başkanı Ayşem Sargın, yeni nesil teşviklerle Türkiye’nin daha fazla yabancı yatırım çekeceğini söylerken, startup ekosisteminin doğru desteklenmeye devam etmesi halinde Türkiye’nin birleşme ve satın almalarda güçlü bir performans sergileyeceğini belirtti. Uluslararası ilişkilerde hep milli güvenlik üzerinden söylem geliştiğine dikkat çeken Sargın, “Artık devir değişti. Ekonomi de milli güvenliğin bir konusu. Bunu öne çıkaracak uluslararası adımlar atmalıyız” dedi.
Ayşem Sargın, Türkiye’deki ve dünyadaki uluslararası doğrudan yatırımların (UDY) gelişimini DÜNYA’ya değerlendirdi. UNCTAD raporunda, küresel doğrudan yatırımlarda yaşanan yüzde 35’lik daralmanın tarihi bir gerileme olduğuna dikkat çeken Sargın, ancak pandemi öncesi dönemde halihazırda bir düşüşün gözlemlendiğini dile getirdi. Küresel uluslararası doğrudan yatırımlar, 2019 yılında yüzde 6’lık artışla sınırlı bir büyüme performansı sergilemişti. Sargın’a göre, ‘ticaret savaşları’ nedeniyle bir süredir uzun vadeli yatırımcılar, yatırımlarını azaltıyor ve daha çekingen davranıyor.
Yatırımcı kabuğuna çekildi
Türkiye’ye UDY girişlerinin 2020’de yüzde 15 daraldığını ancak asıl endişelenilmesi gereken konunun 2019’daki yüzde 35’lik daralma olduğunu söyleyen Sargın, özellikle 2019’da küreselden farklı olarak ayrışan Türkiye’nin pozisyonunu değerlendirdi. Türkiye’nin uzun yıllar boyunca küresel UDY pastasından aldığı payın yüzde 1’ler civarında olduğunu, ancak şu an payının yüzde 0,8’e düştüğünü söyleyen Sargın, Türkiye’nin uluslararası yatırım rekabetçiliğinin incelendiği araştırmanın çıktılarıyla bu düşüşün nedenlerini açıkladı. Sargın, “Araştırmada mevcut yatırımcılarımız ve ülkemize ilk defa yatırım yapacaklar arasında farklı Türkiye için farklı risk algısı olduğu görüldü. Güvenli liman arayan yatırımcı, yatırımlarını çok dikkatli yapıyor. Dünya çapında çok korumacı politikaların olduğu dönemde yatırımcılar kabuğuna çekildi. O dönemde yatırımcılar Türkiye’de öngörülebilirlik konusunda aradıklarını çok bulamadılar. Rapora göre, sıfırdan yatırıma gelecekler için risk algısı önemli rol oynadı. Ama mevcut yatırımcılar için durum farklı oldu. UDY girişlerinin çoğu da mevcutların yatırımlarını büyütmesiyle oldu” diye konuştu. Kısa süre önce yayınlanan Uluslararası Doğrudan Yatırım Strateji Belgesi’nin bu anlamda çok değerli olduğunu dile getiren Sargın, buna göre Türkiye’nin küresel UDY pastasındaki payının 2023’te yüzde 1,5’e çıkarılması hedefinin çok önemli olduğuna dikkat çekti. “Demek ki biz burada daha farklı şeylerle yarışmalıyız” diyen Sargın, Türkiye’nin güçlü yanlarını anlatmak için bu dönemde bir fırsat olduğunu kaydetti.
Paris Anlaşması’na taraf olmalıyız
Yeni dönemde yatırımcıların gündeminde dijitalleşme ve iş gücü dönüşümü konularının olduğunu belirten Sargın, “Türkiye’nin dijitalleşmeyi sağlayarak, buradan kaynaklanan verim artışını yatırımcıya fırsat olarak sunabilmesi lazım ki, yatırımcılar Türkiye’yi tercih etsin. Sürdürülebilirlik konusu hep gündemdeydi, ancak COVID sonrası dönem için en hızlı çıkış yapan tema oldu” dedi. Sürdürülebilirlik konusundaki adımların bütüncül bir yaklaşımla atılması gerektiğine değinen Sargın, Paris İklim Anlaşması konusunda Türkiye’nin kendi adına haklı olduğu birtakım noktalar olduğunu, ancak bu anlaşmaya taraf olmamanın Türkiye’nin kesinlikle aleyhinde olacağını, bundan çekindiklerini ifade etti.
Yatırımcıların yeni nesil teşviklere daha açık bir ortam aradığına dikkat çeken Sargın, “Her teşvik her yatırımcıya hitap etmiyor. Bir ülke için uluslararası doğrudan yatırımlar o kadar kıymetli ki, o nedenle yeni nesil teşvikleri takip etmek, yatırımcıya özel teşvikler sunmak çok önemli. Artık büyük büyük fabrikalardan ziyade varlıkta hafif yatırımlar çok önemli. Daha fazla dijitale gittiğimiz bir ortamdayız. Teşvikleri de yeniden tanımlamamız lazım” dedi. Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinin önemine dikkat çeken Sargın, Gümrük Birliği’nin AB ile Türkiye arasında önemli bir bağ olduğunu hatırlattı. Yabancı birçok firmanın Avrupa’ya Türkiye’den mal göndermek istediğini, daha kolay olduğu için yakın ülkelerle Türkiye’den iş yapmak istediğini hatırlatan Sargın, şu ifadeleri kullandı: “Yani Türkiye bir merkez oluyor. Resme biraz da yukarıdan baktığımızda konu küresel tedarik zincirlerine geliyor. Küresel tedarik zincirleri konusu Türkiye için önemli bir fırsat. Ama uzun yıllar sürecek bir süreç. Şimdi buna başlandı. Bu konuda Paris Anlaşması ve Yeşil Mutabakat önemli adımlar olacak. Gümrük Birliği, bizim stratejik avantajımız. Bu nedenle Türkiye, olası tedarik zinciri kaymalarında çeşitli endüstrilerden ciddi pay alabilir. Satranç oyunu gibi bunu çok iyi planlayarak yapmalıyız.”







