Borsa, halka arzlar, döviz, kripto para, hisse önerileri

Özcan ALTUNKAYA

Tüm Yazıları

Bir deterjanla aynı TV kuşağında Canva ve Gemini reklamı!

Televizyonda iki reklam dikkatimi çekti.
Biri Canva, diğeri Google Gemini.
Mesajları neredeyse aynıydı:
“Hayal ettiğini üret.”
“İstediğin görseli oluştur.”
“Bir tıkla yarat.”
İlginç olan sadece bu değildi. Her iki markanın da ekran yüzü, son dönemin popüler komedyenleri. Yani dünyanın en ileri teknolojilerinden biri, artık toplumun alışık olduğu reklam diliyle konuşuyor.
İşte kritik eşik tam da burada başlıyor.
Çünkü televizyon hâlâ en kitlesel mecra. Bir deterjan, gazlı içecek ya da GSM operatörü nasıl reklam veriyorsa; artık yapay zekâ araçları da aynı dili kullanıyor. Dünyanın en büyük teknolojik devrimi, kitlelere bir tüketim ürünü gibi pazarlanıyor.

Ama burada daha büyük bir çelişki var.
Yıllardır bize “televizyon öldü” denildi. Gençlerin TV izlemediği, dijitalin bütün mecraları yuttuğu anlatıldı.
Peki o zaman neden dünyanın en dijital şirketleri, en yeni teknolojilerini hâlâ televizyon reklamlarıyla tanıtıyor?
Çünkü mesele artık reyting değil.
Televizyon hâlâ toplumsal meşruiyet üreten mecra.
TV’ye reklam vermek; “Ben artık yalnızca teknoloji meraklılarının değil, toplumun tamamının markasıyım” demektir.
Yapay zekâ şirketleri artık yazılımcıları hedeflemiyor. Anneleri, öğrencileri, emeklileri, esnafı ve gündelik hayatın tamamını hedefliyor.
Aslında izlediğimiz şey, yapay zekânın teknoloji olmaktan çıkıp kitlesel tüketim ürününe dönüşmesinin ilanı.

Fakat burada ciddi bir sorun var.
İnsanlık enerji krizini, iklim değişikliğini, su kıtlığını, gıda güvenliğini ve kentleşme baskısını konuşuyor.
Ama yapay zekânın vitrindeki yüzü sürekli aynı:
“Daha güzel görsel üret.”
“Daha iyi Instagram postu yap.”
“Daha havalı içerik oluştur.”
Milyarlarca dolarlık araştırmaların sonucu, çoğu zaman dijital tüketim vaadiyle sunuluyor.
Çünkü toplumsal fayda üreten yapay zekâ; kamu politikası, uzun vadeli yatırım ve ciddi mühendislik ister.
Tüketim odaklı yapay zekâ ise daha hızlı satılır.
İnsana “yaratıcılık hissi” verir. Sosyal medyada yayılır. Abonelik ekonomisi üretir.

Belki de asıl soru şu:
Yapay zekâ insanlığın ortak sorunlarını çözmek için mi geliştiriliyor, yoksa insanları ekran başında tutacak yeni bir tüketim düzeni kurmak için mi?
Televizyondaki bu reklamlar, ikinci ihtimalin giderek güçlendiğini düşündürüyor.
Ama işin ironik tarafı burada bitmiyor.
Türkiye’de iletişim sektörü tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşıyor.
TV dizileri yeterli reklam bulamadığı için yayın aralıkları açılıyor. Prime time kuşakları özetlerin özetiyle dolduruluyor.
Gazeteler reklam alamadığı için tek tek kapanıyor.
Haftalık dergiler neredeyse yok oldu.
Google algoritma değişiklikleri nedeniyle trafik kaybeden haber siteleri ayakta kalma mücadelesi verirken, şimdi bir de yapay zekâ destekli arama sonuçlarıyla karşı karşıyalar. Kullanıcı artık siteye gitmeden cevabı alıyor. Trafik düşüyor. Reklam düşüyor. Ekosistem daralıyor.
Buna rağmen Türkiye’de reklam bütçelerinin önemli kısmı algoritmalara akıyor.

Peki yeterli karşılık alınıyor mu?
Emin değilim.
Çünkü iletişim yalnızca erişim değildir.
Bir kültür-sanat dergisini bayiden satın alan okurun gördüğü reklam ile algoritmanın rastgele önüne attığı reklam aynı etkiyi yaratmaz.
Biri bilinçli tercihtir.
Diğeri akışta kaybolan görüntüdür.
Konvansiyonel medya çok hızlı terk edildi.
Oysa bu büyük bir ekosistemdi.
Her mecranın ayrı kitlesi, ayrı etkisi, ayrı güven ilişkisi vardı.
Ve belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Dünyanın en değerli teknoloji şirketlerinden biri, üstelik dünyanın en büyük reklam platformlarından birine sahipken, neden televizyona çıkıp bir deterjan markası gibi reklam veriyor?
Belki de cevabı çok basit:
Çünkü bazı mecralar ölmedi.
Sadece biz onları erken gömdük.
Bir düşünelim hanımefendiler, beyefendiler

Reklam