Çin’in Afrika’da inşa ettiği ilk demiryolu, 1975’te, Tanzanya ile Zambiya’yı birbirine bağlıyordu. Bu yatırım o zamanlar 500 milyon dolar tutmuştu. Birkaç hafta önce, 31 Mayıs’ta açılışı yapılan Nairobi – Mombasa (Kenya) demiryolu bağlantısı 3,2 milyar dolara patladı. 4 ay önce yapılan Addis Abeba (Etiyopya) – Cibuti demiryolu bağlantısının
tutarı olan 4 milyar dolar ise Etiyopya ulusal bütçesinin dörtte birine denk düşüyor.
Çin Uluslararası Radyosunun haberine göre, 2000 yılından bu yana Çin banka ve şirketlerinin Afrika ülkelerine verdiği kredi tutarı 86 milyar dolara varıyor. Bunların önemli kısmı faizsiz veya çok düşük faizli yani yardım niteliğinde. Borcun büyük bir kısmı da Çin’e hammadde ihraç edilerek ödeniyor. Ancak yine de bazı Afrika ülkeleri
geri ödeme zorluğu yaşıyor. Çünkü büyüme oranları düşük.
Howard French, 2014’te yazdığı “How a million migrants are building a new empire in Africa” (Bir milyon göçmen Afrika’da nasıl yeni bir imparatorluk kuruyor?) adlı kitabında Çin’in Afrika ekonomileri için müthiş olanaklar yarattığını açıklıyor.
Afrika’da Çin ve ABD yatırımları karşılaştırıldığında görülüyor ki, ABD yatırımlarının %66’sı maden ve petrole yönelirken, Çin’in bu sektörlere dönük yatırımları toplam yatırımlarının ancak %28’i. Özetle Çin, yatırımlarını salt hammaddeye yöneltmekten uzak. Bu ülke, yatırım yaptığı yerde daha çok istikrar ve büyüme yaratma olanağı arıyor. Nitekim Çin’in kredisinden en fazla yararlandırdığı iki ülke olan Kenya ve Etiyopya, diğer Afrika ülkelerine kıyasla hammadde fakiri ama istikrarlı ülkeler.







