ABD ile İran arasındaki askeri gerilim, Washington’ın ekonomik gücünün temel taşlarından biri olan petrodolar sistemi üzerinde hem riskler hem de yeni fırsatlar yaratıyor.
Perşembe günü yayımlanan analist raporları, Başkan Donald Trump’ın bu süreçten elde edeceği olası bir askeri ve siyasi başarının, doların dünyanın egemen para birimi olma statüsünü sarsmak yerine daha da perçinleyebileceğine işaret ediyor.
1970’lerin başından bu yana yürürlükte olan sistem, küresel enerji talebini doğrudan ABD para birimine endeksleyerek, dünya genelindeki ülkelerin dolar rezervi tutmasını yapısal bir zorunluluk haline getiriyor.
İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü bir koz olarak kullanma çabası ve küresel enerji arzını kesintiye uğratma girişimleri, 1973’teki Arap petrol ambargosu döneminde kurulan mevcut düzeni ciddi bir sınavdan geçiriyor.

Melius Enerji ve Güç Araştırmaları Başkanı James West, yayımladığı notta, petrodolar sisteminin özünde bir para birimi düzenlemesinden ziyade bir güvenlik garantisi olduğunu vurguladı.
West, “Venezuela, İran ve genişleyen BRICS çevresinde yaşananlar, bu güvenlik garantisinin yeniden tesis edilmesidir. Bu durum, doların rezerv statüsünün, ABD merkezli güvenlik mimarisi içinde faaliyet gösterenlere sunulan bir taahhüt olduğunu hatırlatmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
Enerji piyasalarında doların geleceği ve riskler
Analistler, çatışma sonrası senaryolarda ABD’nin enerji piyasalarındaki merkezi konumunu daha da güçlendirebileceğini öngörüyor. Coğrafi olarak jeopolitik risklerden uzak kalan, enerji bağımsızlığını ilan eden ve küresel enerji varlıkları üzerindeki denetimini artıran ABD, bu süreçten petrol ticaretinin tek hâkimi olarak çıkabilir.
Ancak bu görüşün aksine, özellikle Çin ve Hindistan gibi dev enerji ithalatçılarının ham petrol alımlarında yerel para birimlerine yönelmesi, petrodolar sistemi için uzun vadeli bir tehdit oluşturmaya devam ediyor.

Pekin yönetimi, dolar bazlı Swift sistemine alternatif olarak geliştirdiği Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS) üzerinden geçtiğimiz yıl yaklaşık 25 trilyon dolar değerinde yuan bazlı işlem gerçekleştirerek bu alandaki kararlılığını ortaya koydu.
İran’daki savaş petroyuan döneminin kapılarını aralar mı?
Deutsche Bank stratejisti Mallika Sachdeva, İran ile yaşanan savaşın “petroyuan” döneminin başlangıcını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Tahran’ın petrol ihracatını yuan üzerinden fiyatlandırma çabaları, doların küresel ticaret ve tasarruflardaki kullanımını zayıflatma potansiyeli taşıyor. ABD Kongresi Bütçe Ofisi’nin verilerine göre, federal hükümet borcunun önümüzdeki on yıl içinde 50 trilyon doları aşması beklenirken, rezerv para statüsünün kaybedilmesi Washington’ın düşük maliyetli borçlanma imkanlarını sona erdirebilir. Bu durumun hisse senedi piyasaları ve tahvil faizleri üzerinde sert etkiler yaratması kaçınılmaz görülüyor.
Küresel piyasaların beklentisi ve ekonomik sonuçlar
ABD ekonomisinin sürdürülebilirliği, yabancı ülkelerin ticari fazlalarını faiz getirmeyen dolarlar yerine ABD hazine tahvillerine yatırmaya devam etmesine bağlı görünüyor. Mevcut gerilimde dolar, 28 Şubat’ta başlayan çatışmalardan bu yana güvenli liman arayışı ve artan petrol fiyatlarının etkisiyle rakiplerine karşı yaklaşık %3,8 değer kazandı.

Ancak uzmanlar, geçtiğimiz yıl doların son on yılın en kötü performansını sergilediğini hatırlatarak, petrodolar sistemi üzerinden sağlanan mutlak egemenliğin artık garanti altında olmadığını ifade ediyor. Piyasalarda oluşan genel beklenti, askeri sahadaki neticelerin finansal mimarideki kalıcı değişimi belirleyeceği yönünde konsolide oluyor.
Gelecekte yaşanabilecek olası bir “finansal hesaplaşma”, ABD içindeki vergi kesintileri ve kamu harcamaları üzerinde de kısıtlayıcı bir rol oynayabilir. Enerji bağımsızlığına rağmen küresel ticaret yollarının güvenliği ve para birimi tercihlerindeki kaymalar, doların rezerv statüsünü koruyup koruyamayacağını belirleyen ana unsurlar olacak.
Yatırımcılar, jeopolitik risklerin emtia fiyatları üzerindeki volatiliteyi artırmasını beklerken, Washington’ın bu krizden çıkaracağı derslerin küresel finansal sistemin yeni yüzyıldaki şeklini belirleyeceği kaydediliyor.







