Sesmir Başkanı Orhan Ökmen, “Kişi başı geliri artırmayan, istihdam yaratmayan ve finansal istikrarı aşındıran büyüme ısrarından vazgeçilmelidir” dedi. Sesmir Kurumsal ve Finansal Danışmanlık Başkanı Orhan Ökmen, GSYH verileri öncesinde şu yorumları paylaştı:
“Türkiye’de büyüme modelinin ve yarattığı gelir artışlarının dağıtım ve bölüşüm sistemi, üretim faktörlerinin artan gelirlerden eşit pay alacak şekilde değiştirilmesi gerekir. Mevcut büyüme, dağıtım ve bölüşüm şekli; istihdam artışına, satın alma gücünün geniş yelpazede toplumun her kesiminde yaygın olarak artışına yol açmıyor. Tam tersi eşitsizlik zengini zengin fakir daha fakir yapıyor. Bu büyüme modeli değişmeden enflasyon etkisi azalmayacaktır. Kişi başı geliri artırmayan, istihdam yaratmayan ve finansal istikrarı aşındıran büyüme ısrarından vazgeçilmelidir.
Enerji sağlayıcı ve üretici firmaların bankalar üzerindeki sektörel yükünün hafifletilmesi amacıyla, enerji fiyatlarında yapılan ayarlamalar, makro düzeyde arz ve talep dengesini bozmakta, üretici ve tüketiciler arasında haksız sermaye transferine ve en önemlisi yüksek enflasyonda kalıcılığa neden olmaktadır.
Defalarca denenmesine rağmen, döviz kurları ve kredi kanallarına müdahale edilerek faiz seviyesinin kalıcı olarak korunamayacağı gerçeği hala anlaşılmamıştır. Hala Merkez Bankası faiz politikasını direkt olarak uygulayamamaktadır. Enflasyon baskısının faiz artırılmadan azalmayacağı hususuna direnmek en temel zayıflık olarak devam etmektedir. Faiz dışı kanallara ve faktörlere dayanarak politika üretilmeye devam edilmesi enflasyonla ve yüksek risk primi ile mücadele gücünü etkisizleştirmektedir.
Fiili ve sağlam gerekçeleri oluşmadan emir/kumandaya dayalı olarak yapılacak erken bir faiz indirimi, zaten zayıflamış olan finansal istikrarı bu kez hızlı biçimde tahrip edecektir. Finansal istikrarı bozulan ülkelerde, orta ve uzun vadeli yatırım öngörülerinin realizasyon olanağı bulunmamaktadır.
Türkiye’nin yüksek risk pirimi ve dolarizasyon sorunuyla mücadele edecek bir politika üretilmesi, mevcut yönetim paradigmasıyla mümkün değildir.
Türkiye ekonomisinin mevcut %19 oranındaki politik faizine dayanarak olası kur şoklarını massedebilecek herhangi bir tamponu kalmamıştır.
Kur maliyetleri sabit dahi kalsa, enerji ve ithal fiyatlarındaki yukarı yönlü seyir ve enflasyon maliyetini eşit olarak paylaşacak toplumsal uzlaşı modelinin oluşumunu engelleyen yüksek kutuplaşma, enflasyon artışını kaçınılmaz kılmaktadır. Aslında son birkaç aydır yüksek enflasyon artışları, %19 politika faizini zaten reel faiz alanının dışına çıkarmıştır.”







