Türkiye’nin dijital dönüşüm endeksi geriledi

Türkiye’nin dijital dönüşüm endeksi geriledi

TÜBİSAD’ın hazırladığı Türkiye’nin Dijital Dönüşüm Endeksi 2019-2021 yıllarında 2,94, 3,06, 3,21 ile artan endeks oranı 2022 yılında yüzde 2,8 düşüşle 3,12’ye geriledi.

A+A-

Bilişim Sanayicileri Derneği’nin (TÜBİSAD) hazırladığı Türkiye’nin Dijital Dönüşüm Endeksi Raporu’nun 2022 sonuçları, Türkiye’nin dijital dönüşümde 2019 yılından itibaren bir ilerleme kaydettiğini ancak 2022 itibariyle dijital dönüşümün göreceli olarak duraksadığını gösteriyor.

Dijital Dönüşüm Endeksi 2019-2021 yılları için beş üzerinden sırasıyla 2,94, 3,06, 3,21 ile artan endeks oranı 2022 yılında yüzde 2,8 düşüşle 3.12’ye geriledi. Endeks değerlemesi 5 üzerinden yapılmakta olup, değerler 139 ülkenin verileri birlikte kullanılarak hesaplanmakta.

Bloomberg HT için sorularımızı yanıtlayan TÜBİSAD Yönetim Kurulu Başkanı Levent Kızıltan, endekse ilişkin “Endeks verilerine bakıldığında, Türkiye’nin dijital dönüşüm için kapasitesinin uygun olduğunu ve 2019 yılından beri bu doğrultuda bir ilerleme kaydettiğini söyleyebiliriz.Ancak 2022 itibariyle dijital dönüşümün göreceli olarak duraksadığını gördük. 2022 yılında, endeksi oluşturan dört alt bileşenin de (Ekosistem, Yeterlilik, Kullanım ve Dönüşüm) endeks puanının düştüğü görülmektedir. 2021 yılında Türkiye’nin dijitalleşme notunu aşağı çeken en önemli bileşen “Ekosistem” bileşeni iken, 2022 yılında Türkiye’nin dijitalleşme notunu aşağı çeken en önemli bileşenin “Dönüşüm” olduğu ortaya çıktı. Türkiye’nin dijitalleşme notunu yukarı iten bileşen ise “Yeterlilik” bileşenidir” dedi.

TÜBİSAD Kızıltan “Dijital dönüşüm süreci dünya genelinde ivmelenirken Türkiye’de yavaşladı”

Kızıltan, dijital dönüşümü hızlandırma konusunda yapılması gerekenleri “Genel değerlendirme yapacak olursak, dijital dönüşüm endeksinde 2022 itibarıyla gözlemlenen gerilemenin muhtemel iki nedeni var. Birincisi, yaklaşık bir yıldan fazla süredir Türkiye ekonomisinin karşı karşıya bulunduğu makro istikrarsızlık ve yatırım ortamının bozulması ve ikincisi ise dijital dönüşüm sürecinin dünyada ivmelenme gösterirken Türkiye’de yavaşlamış olmasıdır. Bunun çözümüne gelince detaylı fakat detaylı olduğu kadar da doğru politikalarla oldukça kolaylaşabilecek adımlar atılması gerekiyor, kamu, özel sektör ve akademi iş birliğinde ortak hedefe koşmak önemli” şeklinde özetledi.

TÜBİSAD olarak hızlanan dijitalleşme trendlerinin Türkiye için getirebileceği fırsatları yakalayabilmesi, bu fırsatları birçok alanda değere dönüştürebilmesi için çalışmalarını sürdürdüklerini söyleyen TÜBİSAD YKB. Kızıltan “AR-GE ve Teknoloji Geliştirme Bölgeleri’nde (TGB) uzaktan çalışma şartlarının iyileştirilmesi, Türkiye genelinin Teknoloji Coğrafyası olarak sayılması, bireylerin özellikle de nitelikli genç insan kaynağının sertifikalandırılması, teşviklerden faydalandırılması için çalışmaların hızlandırılması gerekiyor, hepimize de sorumluluklar düşüyor. Orta gelir tuzağından çıkmanın da en etkili yollarından biri olduğunu söyleyebiliriz” dedi.

“Finansmana erişim ve yüksek vergiler bilgi iletişim sektörünün gelişimini kısıtlayıcı faktörler”

Türkiye’de, Bilgi ve İletişim Teknolojileri Sektörü’nün (BİTS) gelişimini kısıtlayan faktörler arasında yer alan finansmana erişim sorunları, yüksek vergi yükleri ve Bilgi ve İletişim Teknolojileri’ni (BİT) kullanma maliyetlerinin yüksekliği 2022 yılına damgasını vuran makroekonomik gelişmelerin etkisine işaret etmekte.

Rapora göre, ankete yanıt veren şirketlerin yarısından fazlasına göre döviz kurundaki artış beklendiği üzere satışlar, yatırımlar, ithalat, istihdam, karlılık ve verimlilikte düşüşe yol açtı. TL’nin değer kaybetmesi ihracat artışını getirmediği gibi borçlanmada artışa neden oldu. Enflasyondaki artışın etkileri de benzer bir durum oluşturmuştur. Ankete yanıt veren şirketlerin yarısından fazlasına göre bu artış ithalat, satışlar, ihracat, yatırımlar, karlılık, verimlilik ve istihdamda azalışa, borçlanma da ise artışa yol açtı.

“Nitelikli işgücü teminindeki sıkıntılar bilgi ve iletişim teknolojilerini olumsuz etkilemekte”

Türkiye’de, Bilgi ve İletişim Teknolojileri Sektörü’nün (BİTS) gelişimini kısıtlayan faktörler itibarıyla geçmiş yıllardaki eğilimlerin genelde devam ettiği görülmektedir. Rapora göre, Türkiye’de Bilgi ve İletişim Sektörü’nün (BİTS) gelişimini kısıtlayan başlıca faktör daha önceki yıllarda olduğu gibi nitelikli işgücü temininde karşılaşılan güçlüklerdir. Ancak nitelikli işgücü temini sorunu daha önceki yıllarda bir azalma eğilimi gösterirken 2022 yılında bu sorunda bir sıçrama yaşanmıştır.
Rapor sonuçlarına göre, TL’deki değer kaybı, beyin göçünü hızlandırıyor
Bir başka kısıtlayıcı faktör olarak görülen esnek istihdam düzenlemeleri de nitelikli işgücü temini sorununun bir başka boyutunu oluşturmakta. Nitelikli işgücü temini sorunu, TL’nin değer kaybının başta yazılım uzmanları olmak üzere sektöre ilişkin uzmanlıklarda görülen beyin göçü üzerindeki hızlandırıcı etkisiyle birlikte yorumlanmalıdır. Nitekim, katılımcıların en çok ihtiyaç duyduğu bilişim sektörü yetkinlikleri arasında başta gelen yazılım uzmanları olarak öne çıkıyor.

“Pandeminin dijitalleşmede ki olumlu etkisi devam etmekte”

Bu sene ankete eklenen sorularla dijitalleşmenin şirketlerin çalışma biçimleri üzerindeki etkilerinde koronavirüs pandemisinin yol açtığı değişim değerlendirilmiştir. Buna göre koronavirüs pandemisinin dijitalleşme eğilimlerinde çok net bir hızlandırıcı etki yaptığı ve bu etkinin kalıcı olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca, anket sonuçları küresel değer zincirlerindeki değişimin henüz şirketler üzerinde beklendiği kadar olumlu bir etki yaratmamış olduğunu ortaya koydu.

Rapora göre, yüksek enflasyon ve TL.’deki değer kaybı dijital dönüşümde beklenen hızlanmayı ötelemekte

Anket katılımcılarının verdiği yanıtlar Türkiye ekonomisinde 2023 yılında da makroekonomik istikrarsızlığın devam etmesinin mümkün olduğunu göstermektedir. Bu koşullar altında Türkiye için çok önemli olan dijital dönüşümde arzulanan hızlanmanın bir sonraki yıla ertelenmesi söz konusu olabilecektir. Raporun sonuçlarına göre, Türkiye’nin makroekonomik istikrarsızlık koşullarının ekonominin dijital dönüşümünü aşağı çektiği görülmekte. Yüksek enflasyon ve değer kaybeden TL, dijital dönüşüm için gereken altyapı ve becerilerdeki kısıtların aşılması için gereken koşulları zorlaştırmakta.

Diğer ülkelerin dijital dönüşüm ivmesini korumasının da etkisiyle Türkiye bu süreçte geri düşmektedir.

“Türkiye’de STEM alanından yüksek öğretim mezunlarının sayısı azalıyor”

Okur-yazarlık ve okullaşma oranlarına göre özellikle bilgi toplumu ve dijital dönüşümün gerektirdiği beceriler açısından çok daha önemli bir eğitim göstergesi ise STEM (bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik) alanında yüksek öğretim mezunları istatistiği.

2020 yılı itibariyle, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında, her 1000 kişide, 20-29 yaş aralığında STEM alanındaki yükseköğretim mezunları sayısının en yüksek olduğu ülkeler, Singapur, Almanya ve Hindistan.

STEM alanında yüksek öğretim mezunlarının en düşük olduğu ülkeler ise Brezilya, Türkiye ve Güney Afrika. STEM mezunlarının oranının en yüksek olduğu beş ülkede oran daha da yükselirken, en düşük olduğu üç ülkede ise düştü.

2020 yılında her 1000 kişide, 20-29 yaş aralığında STEM alanındaki yükseköğretim mezunları sayısı Türkiye’de 15,21. Bu rakam 2018 yılına göre her 1000 kişide beş kişilik bir düşüş olduğu anlamına gelmekte. Zira bu oran 2018 yılında 19,44 olarak kaydedilmişti.

Bilgi ve İletişim Teknolojileri Sektörü’nde 5G, veri yönetimi ve yapay zeka teknolojilerinin etkili olması bekleniyor

Raporda Türkiye'deki dijital dönüşümün geleceğine dair öneriler de yer alıyor. Sektör üzerinde etkili olacak teknolojiler bulut bilişim, 5G ve ötesi bağlantı teknolojileri, yapay zekâ, büyük veri, siber güvenlik ve blok zinciri teknolojileri olarak karşımıza çıkıyor.

Dijital dönüşüm politikalarının en önemli başlıklarından biri de veri politikaları. Yapay zekaya dayalı uygulama alanlarının artacağı, bulut bilişime yatırımın önceliğini sürdüreceği, siber güvenlik ve mevcut sistemlerin modernizasyonu gibi alanların öncelik kazanacağı öngörülüyor. Veri üretiminde görülen üstel artış, ülkeler tarafından yürürlüğe koyulan düzenlemelerle siber güvenlik ve veri gizliliğinin önemi daha da artıracak. 2023 ve sonrasında üçüncü parti risk değerlendirmeleri ve risk yönetimi uygulamalarının şirketlerin odağında olması beklentiler arasında. Yakın gelecekte potansiyel tehditlerle mücadele amaçlı modeller ve yatırımlar artacak.

“Nitelikli beyin göçünü azaltıcı politikalar kamu ve özel sektör işbirliği ile oluşturulmalı”

2022 Türkiye Dijital Dönüşüm Endeksi Raporu’na göre sektör fark etmeksizin tüm şirketlerin yetkin personellerini mutlu edecek, özellikle beyin göçünü engelleyecek stratejiler uygulaması gerekmekte. Beyin göçünün önüne geçmek ve gençlere daha iyi koşullar oluşturmak için kamu ve özel sektör stratejik iş birliği yapmalıdır. Dijital ekonomi stratejileri ve politikalarını yönlendiren bir yönetişim modeli oluşturulmalı. Bu modelde kamu, bir sektör oyuncusu gibi değil, ekosistemin destekleyicisi olarak konumlanmalı.

“KOBİ’lere dijitalleşme süreçlerinde destek sağlanmalı”

Raporun sonuçlarına göre, dijital dönüşümün gereklilikleri ve süreçleri konusunda KOBİ'lerin bilgilendirilmesi gerekiyor. KOBİ'lere geleneksel iş yapış biçimlerini değiştirmeleri, dijitalleşmeleri için destek verilmeli. KOBİ'lerin ölçek ekonomisinden yararlanabilmesi için gerekli iş modellerinin geliştirilmesi gerekiyor. KOBİ'lerin ihtiyaç duyduğu bilgi ve finansmana erişim sıkıntılarının giderilmesi, iletişim dünyasındaki yerlerini güçlendirecek 5G ya da fiber yatırımların hızlanması önem taşıyor.

“AR-GE harcamaları patente dönüşürse, verimlilik sağlanmış olur”

AR-GE harcamalarını tek başına yenilikçiliğin bir göstergesi olarak tanımlamak doğru olmasa da patent başvuru sayısıyla birlikte değerlendirildiğinde bir ülkedeki yenilikçiliğe ve yenilik faaliyetlerinin verimliğine dair yorum yapılmasına imkan sağlamakta.

Yenilik ve Yatırım Ortamının bir diğer önemli göstergesi PCT (Patent İşbirliği Anlaşması) kapsamındaki patent başvuru istatistikleri. AR-GE harcamaları bir girdi ise, patent başvuruları da bir çıktı olarak görüldüğünden AR-GE harcamalarının verimliliği olarak yorumlanabilir.

Raporun sonuçlarına göre, 2021 yılı için Türkiye’de her bir milyon kişi başına düşen patent başvurusu sayısı 21,5. Gelişmekte ve gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında bu rakamın oldukça düşük olduğu görülüyor. Öte yandan, bir önceki yıl ile kıyaslandığında patent sayısında (20,22) oldukça sınırlı bir yükseliş olduğu da gözlendi.

“Japonya’nın kişi başına patent başvuru sayısı, Türkiye’nin yaklaşık 17 katı”

Bir milyon kişi başına patent başvuru sayısının en yüksek olduğu ülkeler Japonya, Güney Kore ve Finlandiya, en düşük olduğu ülkeler ise Brezilya, Hindistan ve Meksika’dır. Singapur’un özellikle 2020’de çok ciddi bir atılım yaptığı dikkati çekmektedir. Singapur kadar olmasa da Güney Kore ve Finlandiya’da da hızlı artışlar görülmüştür. Benzer şekilde, İrlanda ve İsrail’de de patent başvuru sayısı hızlı bir şekilde artmıştır.

Bir milyon kişi başına patent başvuru sayısı en yüksek ülke olan Japonya’nın kişi başına patent başvuru sayısı (399,9) Türkiye’nin yaklaşık 17 katı.

Türkiye’de alınan patentlerin yüzde 13’ü bilgi iletişim sektöründe iken G.Kore’de bu oran yüzde 50

2022 Yenilik ve Yatırım Ortamını dijital dönüşüm açısından doğru bir şekilde yorumlayabilmek için, patent başvurularının hangi sektörlerden yapıldığı da büyük önem arz etmekte. Bu nedenle, milyon kişi başına düşen patent başvurularını değerlendirirken, bilgi toplumuna geçişte en önemli sektör Bilgi ve İletişim Teknolojileri sektörü alanında yapılan patent başvurularını ayrıca ele alınyor.

BİT alanında kişi başına patent başvuru sayıları yüksek olan ülkeler, gelişmiş ülkeler arasında yer alıyor. Bu alanda da en yüksek performansa sahip ülkeler Güney Kore, Japonya ve Finlandiya, en düşük performansa sahip ülkeler ise Hindistan, Brezilya ve Meksika.

Türkiye’nin bir milyon kişi başına BİT alanındaki patent başvurusu sayısı 2,75. Bu istatistikle Türkiye, gelişmekte ve gelişen ülkeler arasında sondan yedinci konumda. Türkiye’nin patent başvurularının sadece yüzde 13’ü BİT alanında yapılıyor. Oysa Güney Kore’de bu oran yüzde 50’den, Singapur ve Finlandiya’da ise yüzde 40’dan fazla.

İlgili Haberler