Erdoğan'ın sözcüsü, Kaşıkçı cinayetinde topu yargıya attı

Erdoğan'ın sözcüsü, Kaşıkçı cinayetinde topu yargıya attı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Gazetici Kaşıkçı'nın katledilmesi ile ilgili olarak topu yargıya attı

A+A-

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cemal Kaşıkçı cinayeti davasının düşürülmesine ilişkin olarak, "Bazen hukukun verdiği bazı kararlar kamu vicdanını rahatlatmayabilir. Neticede mahkemenin verdiği karara hukuken saygı duymak zorundayız." dedi. 

Gazeteci Cemal Kaşıkçı, Suudi Arabistan'ın İstanbul konsolosluğunda Suudi ajanlar tarafından katledilmiş, katledilme gayri resmi olarak basına servis edilmiş ve açılan davalar iki ülke arasında son aylarda yaşanan yakınlaşma sonrası başka bir yöne evrilmişti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın Habertürk TV'de Kübra Par'ın Açık ve Net programında gazeteciler Aslı Aydıntaşbaş ve Gürkan Zengin ile birlikte başta dış politika olmak üzere gündemdeki soruları yanıtladı.

Kalın'ın sorulara verdiği yanıtlar şöyle: 

"İki düzeyde cevaplamak isterim. Bir teknik olarak Kaşıkçı davası ikincisi genel çerçeve. Uluslararası ilişkilerde daralmalar ve genişlemeler olur. Bizim Mısır, Ermenistan, Suudi Arabistan'la normalleşme döneminden geçiyoruz. Uluslararası ilişkilerde ezeli ve ebedi düşmanlık husumet olmaz. Barış yaparsınız yolunuza devam edersiniz. Suudi Arabistan'la Kaşıkçı cinayetine kadar çok ciddi sorunlarımız yoktu. Bir iki yerde görüş ayrılıklarımız vardı. Kaşıkçı cinayeti büyük bir travma yarattı. Ülkemizde bu şekilde yapılmış olması. Türkiye o dönemde üzerine düşeni fazlası ile yaptığını düşünüyorum. Duyurulması ve dünyada gündem olması. Daha sonra hukuki bir süreç başladı.

Bu hadiseden dolayı Suudi Arabistan'la ilişkilerimiz ciddi yara aldı. Türkiye Cumhuriyeti topraklarında böyle bir cinayete kurban gitmesi es geçilecek, üzeri örtülecek bir şey değildi. Trump açıktan çıkıp 'Bu konu bizim için bir sorun değildir' mealinde konuştu. Avrupa'da benzer çıkışlar oldu. Bir zaman sonra geriye çekildiler. Hukuki süreçle ilgili birkaç aşamalı süreç yaşandı.

Adli süreçlerde ilgili makamların birbiriyle konuşması gerekiyordu. Sonuçta bir başka ülkenin vatandaşıyla ilgili bir iddianame ortaya koyuyorsunuz. Burada bir sürü hukuki olarak teknik var. 6706 sayılı Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu işletildi. Bizim bir vatandaşımız falanca ülkede uyuşturucu suçundan idama mahkum ediliyor mesela. Bununla ilgili girişimde bulunuyoruz. 'Mümkünse imkan olmasın, gelsin Türkiye'de cezasını çeksin' gibi. Bazen hukukun verdiği bazı kararlar kamu vicdanını rahatlatmayabilir. Neticede mahkemenin verdiği karara hukuken saygı duymak zorundayız. Siyaseten ve vicdanen yeterli bulmayabilirsiniz."

"Siyasi olarak bu mesele asla kabul edilebilir bir şey değil"

Bir başka ülkenin vatandaşlarının yargılanması sözkonusu burada. O kişilerle ilgili Suudi Arabistan'da bir hukuki süreç oldu. Dediğim gibi bizim vicdanımızı rahatlatmayabilir. Hukuki açıdan baktığımızda 6076 uygulandı. Başka ülkeler de başka türlü girişimler de yapabilirdi. Bir iki yerde bireysel davalar açıldı. ABD'de başka yerlerde. Bizim bu davalara dahlimiz sözkonusu olmaz. Ailesinin bir dava süreci olmadı Cemal Kaşıkçı'nın. Katılalım, katılmayalım bir hukuki süreç işletildi. Bir başka ülkenin vatandaşların yargılanması sözkonusuydu. Bununla ilgili adli işlem yapıldı, orada 16 kişiyle ilgili mahkeme yapıldı ve cezalar verildi. Dolayısıyla hukuki olarak baktığımızda bu tarafı ihmal etmek lazım. Siyasi olarak bu mesele asla kabul edilebilir bir şey değil. Türkiye sert tepki verdi, üzerine düşeni yaptı. Kemal Bey'in 'üç beş kuruş yapıldı' ifadesi gerçekten sakil ifade. Son tahlilde Suudi Arabistan bölgenin önemli aktöre. Bu olaya kadar bizim belli konularda görüş ihtilaflarımız olsa bile, böyle bir çatışma dönemine girmedik. Zaman zaman görüş ayrılıkları elbette olabilir ama ülkemizin çıkarlarını da düşünmek zorundayız. Türkiye'nin konumu, bölge ile ilişkileri, Suudi Arabistan ilişkilerini büyük fotoğrafı görmek zorundayız. Husumetle yönetemezsiniz dış politikaya.

"Son tahlilde biz de bu davanın mağduru olduk"

Onlar diyorlar ki, 'biz hukuki süreç işlettik, mahkemeye çıkarttık, şu cezalara çarptırdık'. Bir başka ülke Türkiye'deki bir grup Türk vatandaşı için böyle bir mahkeme kursa, yargılamaya kalksa Türkiye Cumhuriyeti haklı, haksız o vatandaşlarını mahkeme vermez. 'Beğen beğenme ben burada yargıladım' der. ABD, İngiltere hangi vatandaşını başka ülkede yargılanmasına müsaade eder. Çok istisnalar dışında. Olağanüstü savaş suçları vs. vardır. Dolayısıyla burada böyle bir şey oldu. Keşke bu olay hiç yaşanmasaydı. Sadece bizim topraklarımızda değil herhangi yerde yaşanmasaydı. Son tahlilde biz de bu davanın mağduru olduk.

Değerli yalnızlık ifadesi o dönem çok yanlış anlaşıldı. Belki benim hatam; daha farklı, net ifade etmeliydim. Değerli kısmı değerli, yalnızlık ismi tek başınalığı ifade eden bir şeydi. Onu Türkiye yalnızlaştı diye çekenler oldu. Türkiye hiçbir zaman yalnız olmadı. Türkiye'nin Afrika, Uzakdoğu, latin Amerika'da Türkiye'nin politikaları, duruşu herzaman takdir topladı. Cumhurbaşkanımızın çizdiği adil, vicdanlı, merhametli lider profili bugün tam buna oturduğu için dünyanın neresine giderseniz gidin, herhangi bir Türk vatandaşı oralara gittiğinde, Türkiye Cumhuriyeti'ne ait şahıs, kurum, marka itibar görüyorsa bu duruşun, perspektifin, derinliğin tezahürüdür, yansımasıdır. Türkiye bundan bir şey kaybetmedi. İsrail'le normalleşme süreci başladı Türkiye Filistin davasından vaz mı geçiyor? Değil tabii ki.

"Ülkemizin çıkarlarını, konumunu düşünmek zorundayız"

Dış politikada sıfır toplamlı oyunlar olmaz. Son tahlilde biz sıfır toplamlı bir oyun olmaktan ziyade, 360 derece perspektifinden dış politikaya bakabilmenin mümkün olduğunu söyledik. Biz Filistin'in işgaline baştan beri karşıyız, karşı olduğumuzu söylüyoruz. İsrail'de saatlerce ben konuştum. 'Pozisyonumuz bu, ne Kudüs'ü işgal etmenizi tanıyoruz ne Filistin halkına yaptıklarınızı tanıyoruz' dedim. Ramallah'ta sayın Mahmud Abbas'ı ziyaret ettiğimde. Orası rahmetli Arafat'ın fiili hapishane yaşadığı yerdir. Rahmetli Arafat'ın oturduğu odada sayın Abbas'la görüştük. Abbas 'sizin İsrail ile ilişkileri düzeltmeniz bizim faydamıza' dedi. Ermenistan'la neden 1992'de kapıları kapattık? Karabağ'ın işgalinden dolayı. Şimdi şartlar değişti. Azerbaycan-Türkiye bir araya geldi, Karabağ özgürlüğüne kavuştu, Ermenistan'la normalleşme sürecini başlattık. Azerbaycan ve Türkiye'nin güçbirliği ile sorun ortadan kalktı. Şu anda Ermenistan'la hızlı bir normalleşme süreci yaşıyoruz. Sorunları çözerek ilerlemek zorundasınız. 3 yıl boyunca Suudi Arabistan'la ilişki kurmadık. İsrail'le, ne zaman Filistin halkına saldırı olsa sesimizi yükselttik, büyükelçimizi çektik. Hepsindeki temel ilke hakkı, hukuku gözetmek. Ülkemizin çıkarlarını, konumunu düşünmek zorundayız. Türkiye'nin güçlü olması mazlum halkların davalarında olmazsa olmaz şarttır. Türkiye'nin siyasi, ekonomik, jeopolitik olarak sıkıştırıldığı, zayıflaştırıldığı dönemde Türkiye'nin buralara olumlu etki etme şanşı nedir?

Somali'ye gittiğimizde dünyanın Somali diye bir sorunu yoktu. Oraya giderken risk aldık. Orada devam eden savaşın ortasında, terörle mücadelenin bir ülkeyi bitirdiği, uluslararası konjonktürün Somali'yi teröre mahkum ettiği bir dönemde, biz tırnak içinde hiç üzerimize vazife olmayan şekilde Somali'ye çıkarma yaptık. Bakın Somali nerelere geldi. Filistinli bunu söylüyor; İsrail ile normalleşmenizi en çok biz istiyoruz diye. Biz Kudüs'te, Gazze'de, Ramallah'ta olmadığımızda o insanların hakkını kim savunacak?