ABD ekonomisi, karmaşık bir dönemeçten geçiyor. Bir yanda beklentilerin altında kalan istihdam verileri, diğer yanda ise inatçı enflasyon. Bu çelişkili tablo, ABD Merkez Bankası (Fed) içindeki görüş ayrılıklarını derinleştiriyor. Son olarak, bir FED yetkilisinin, zayıf işgücü piyasasının faiz indirimlerini desteklediğini açıklaması, tartışmaları alevlendirdi.

Federal Reserve’in son toplantısında faizlerin sabit tutulması kararına muhalif kalan iki isimden biri olan Michelle Bowman, yakın zamanda yapılan bir bankacılar konferansında önemli açıklamalarda bulundu.
Bowman, son dönemde açıklanan istihdam rakamlarının, faiz oranlarının bu yıl içinde üç kez düşürülmesi yönündeki görüşünü güçlendirdiğini dile getirdi.
İstihdam piyasasının yavaşladığına işaret eden bu veriler, ekonominin canlandırılmasına yönelik bir adım atılması gerektiği tezini savunuyor. Ancak bu tür bir adım, borçlanma maliyetlerini düşürerek ekonomiye ivme kazandırsa da, enflasyon üzerindeki baskıyı artırma riski taşıyor.

İstihdam verileri ve enflasyon
Geçen hafta açıklanan istihdam raporu, Wall Street’in beklentilerini boşa çıkardı. Ekonomistlerin tahminlerinin oldukça altında kalan işe alım rakamları ve önceki aylara dair revize edilen düşük istihdam verileri, ekonomik yavaşlamaya dair endişeleri artırdı.
Bu durum, piyasalarda Federal Reserve’in Eylül toplantısında faiz indirimine gitme olasılığını yükseltti. Bowman’ın bu verileri faiz indirimi argümanının temel direklerinden biri olarak görmesi, Fed içindeki bu ayrışmanın ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Diğer yandan, Fed’in birincil hedeflerinden olan %2’lik enflasyon hedefi, hâlâ tam olarak yakalanabilmiş değil. Pandemi sonrası zirve seviyelerinden gerilemiş olsa da, enflasyon inatla hedefin üzerinde seyrediyor. Bowman, ticaret savaşlarının enflasyon üzerinde kalıcı bir şok yaratmayacağına daha fazla güvendiğini belirtiyor.
Ancak, bazı ekonomistler, yüksek enflasyon ve durgunluğun bir arada yaşandığı “stagflasyon” senaryosunun bir tehdit oluşturabileceğinden endişe ediyor. Bu durum, Merkez Bankası’nı işgücü piyasasını desteklemek ile enflasyonu kontrol altında tutmak arasında zorlu bir denge kurmaya zorluyor.
Siyasi baskı ve gelecek belirsizliği

ABD Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, son yıllarda artan siyasi baskılarla sınanıyor. Trump’ın faiz oranlarının düşürülmesi yönündeki talepleri ve Fed Başkanı Jerome Powell’a yönelik eleştirileri, merkez bankasının karar alma süreçlerini karmaşık hale getiriyor.
Joe Biden’ın atadığı bir Fed üyesinin istifasıyla birlikte, ABD Başkanı Donald Trump’ın potansiyel olarak yeni bir üye atama fırsatı, gelecekteki faiz politikaları üzerinde etkili olabilir.
Merkez Bankası, hem ekonomik verilerin karmaşıklığı hem de siyasi rüzgarların etkisi altında, 2025’in son üç toplantısında nasıl bir yol izleyeceği merakla bekleniyor.






