S&P Global Market Intelligence, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 22 Nisan’da gerçekleştireceği Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tutacağını öngördü.
Kurumun Avrupa Ekonomisi Direktör Yardımcısı Andrew Birch tarafından yapılan değerlendirmede, jeopolitik riskler ve süregelen enflasyon baskıları nedeniyle faiz indirimlerinin aralık ayından önce gündeme gelmesinin beklenmediği belirtildi.
Faiz indirimi için riskler devam ediyor

Andrew Birch, TCMB’nin likiditeyi sıkılaştırmaya yönelik adımlarına ve faiz dışı diğer önlemlere devam etmesinin muhtemel olduğunu ifade etti. Değerlendirmesinde, yükselen ithal enflasyon baskıları, genişleyen cari açık, sınırlı yabancı sermaye girişleri, tahvil getiri farklarındaki artış ve düşük döviz rezervlerinin, merkez bankasının yakın zamanda bir faiz indirim döngüsüne başlamasına karşı önemli argümanlar oluşturduğunu vurguladı.
İran kaynaklı jeopolitik gelişmelerin belirsiz etkisinin daha uzun sürebileceğini ve bunun enflasyonu düşürme çabalarını olumsuz etkileyebileceğini kaydeden Birch, bu nedenlerle faiz indirim sürecinin aralık ayından önce başlamasını beklemediklerini yineledi.

Piyasa beklentileri de S&P‘nin öngörüsüyle paralellik gösteriyor. Bloomberg HT tarafından yapılan ankete katılan ekonomistler de politika faizinin yüzde 37’de sabit tutulmasını bekliyor. Orta Doğu’daki gerilimin artması, piyasalardaki faiz indirimi beklentilerini temmuz ayına ötelemiş durumda.
S&P kredi notunu teyit etti
Faiz beklentilerinin yanı sıra S&P Global Ratings, geçtiğimiz cuma günü Türkiye’nin kredi notu ve görünümüne ilişkin değerlendirmesini de yayımladı. Kuruluş, Türkiye’nin yabancı para cinsinden kredi notunu “BB-“, yerli para cinsinden notunu ise “B” seviyesinde teyit ederken, not görünümünü “durağan” olarak korudu.
S&P tarafından yapılan açıklamada, enerji fiyatlarında yaşanabilecek olası şokların başarılı bir şekilde yönetilmesi ve döviz rezervlerinde sağlanacak istikrarlı bir iyileşmenin, gelecekte olası bir not artışı için kilit faktörler olacağının altı çizildi. Değerlendirme, ülkenin makroekonomik istikrarı açısından yakından takip edilen bir gelişme olarak kaydedildi.








