Geçtiğimiz yıl Federal Rezerv bünyesinde maksimum istihdam ve fiyat istikrarı hedefleri arasında ciddi bir çatışma yaşandı. Bu durum 1970’li yıllardaki stagflasyon döneminden bu yana görülmeyen bir boyuta ulaştı. Kurum içindeki bu yeni dinamik Fed faiz kararı süreçlerinde yıllardır tanık olunmayan bölünmelere yol açtı.

Söz konusu ayrışmanın 2026 yılına kadar sürmesi bekleniyor. Deutsche Bank ABD baş ekonomisti Matthew Luzzetti, Jerome Powell’ın bölünmüş bir merkez bankasında konsensüs sağlayarak bu yıl üç kez faiz indirimi yapabildiğini belirtti. Ancak enflasyon yüksek seyrederken iş piyasası zayıflamaya devam ederse uzlaşma sağlamak çok daha zor olabilir.
Luzzetti, faiz oranlarının düşürülmesinin en olası yol olduğunu ifade etti. Buna rağmen yeni başkanın faizleri artırmayı düşünebilecek bir komiteyle karşı karşıya kalacağı bir risk senaryosu da öngörüldü. Huntington Bank baş ekonomisti Ian Wyatt ise yeni başkanın görüşleri ortalamadan çok farklıysa uzlaşma kurmanın zorlaşacağını ekledi.
Fed faiz kararı için uzlaşma arayışı

2025 yılına girilirken Trump tarafından uygulanan yeni gümrük tarifeleri ve göç politikaları merkez bankasını uzun süre duraklama noktasına getirdi. Yetkililer bu değişikliklerin ekonomi, enflasyon ve istihdam üzerindeki etkilerini analiz etmeye çalıştı. Fed faiz kararı için izlenen bu bekleme süreci faiz indirimi bekleyen Trump cephesinde hayal kırıklığı yarattı.

Powell’ı görevden alma tehditleri merkez bankasının bağımsızlığına dair endişeleri artırırken piyasaları da sarstı. Trump daha sonra Powell’ı görevden almaktan vazgeçse de Fed yöneticisi Lisa Cook‘un görevine son verdi. Bu gelişmeye ilişkin hukuki süreç devam ederken Yüksek Mahkeme gelecek yılın başlarında duruşmalara başlayacak.
Aynı dönemde Fed üyesi Adriana Kugler görevinden istifa etti. Boşalan koltuğa Beyaz Saray Ekonomi Danışmanları Konseyi Başkanı Stephen Miran atandı. Miran’ın Beyaz Saray’daki görevinden tamamen ayrılmamış olması kurumun bağımsızlığına dair tartışmaları alevlendirdi.
Ekonomi politikalarında Trump etkisi

Başlangıçta birçok Fed üyesi gümrük vergilerinin fiyatlarda geçici bir artışa neden olacağını düşünmüştü. Ancak 2 Nisan tarihinde Trump geniş kapsamlı gümrük vergilerini uyguladığında bu beklentiler değişti. Daha fazla yetkili vergilerin uzun vadeli enflasyona yol açabileceğinden endişe etmeye başladı.
Temmuz ayına gelindiğinde iş gücü piyasasında soğuma belirtileri netleşti. Fed faiz kararı toplantısında oranları sabit tutma kararı aldı. Bu karar, istihdamı korumak için indirim isteyen Chris Waller ve Michelle Bowman‘ın itirazıyla karşılaştı. Bu durum bölünmüş merkez bankasının en somut kanıtı olarak kayıtlara geçti.
Yaz sonunda iş piyasası verileri beklenenden daha büyük çatlaklar gösterdi. Powell Eylül ayındaki faiz indirimi için Ağustos ayında zemin hazırladı. Bu hamle sonbahar boyunca gerçekleştirilecek olan üç faiz indiriminin ilk halkasını oluşturdu.
Gümrük tarifeleri ve piyasa dengeleri

Tarihin en uzun hükümet kapanışının yaşandığı bu dönemde merkez bankası veri eksikliğiyle mücadele etti. Yetkililer enflasyon ve fiyatlar konusunda resmi veriler yerine özel sektör verilerini kullanmak durumunda kaldı. Fed faiz kararı alınırken yaşanan bu teknik zorluklar karar alma süreçlerini doğrudan etkiledi.
Aralık ayında merkez bankası içindeki görüş ayrılıkları daha belirgin hale geldi. Fed üçüncü kez faiz indirimine gitse de iki üye enflasyon endişeleriyle bu karara karşı çıktı. Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee ve Kansas City Fed Başkanı Jeff Schmid faizlerin sabit kalmasını istedi.
Diğer yandan Miran ise daha radikal bir adım atılmasını ve 50 baz puanlık bir indirim yapılmasını talep etti. Oy hakkı bulunmayan diğer altı üyenin de faizlerin sabit tutulmasından yana olduğu görüldü. Gümrük tarifelerinin enflasyonist etkileri beklendiğinden daha hafif kalsa da belirsizlik sürdü.
Enflasyon ve istihdam verilerindeki belirsizlik

Powell ve Waller enflasyonun ilk çeyrekte zirve yapıp ardından düşeceğini öngördü. Buna karşın Beth Hammack ve Lorie Logan gibi üyeler yüksek fiyatların kalıcı olabileceğini savundu. 2026 yılına yönelik Fed faiz kararı beklentileri de bu ihtiyatlı tutumun gölgesinde şekillendi.
Merkez bankası yeni indirimler öncesinde ekonomiyi değerlendirmek için ek süreye ihtiyaç duyulduğunu işaret etti. Hükümet kapanması nedeniyle verilerdeki sapmalar ekonomik tabloyu belirsizleştirmeye devam etti. Bu durum Fed’in isabetli tahminlerde bulunmasını ve uygun politika belirlemesini güçleştirdi.
Son enflasyon raporu fiyat artışlarının azaldığını gösterse de veri eksikliği bu rakamların doğruluğu üzerinde şüphe yarattı. New York Fed Başkanı John Williams enflasyonun gerçekte daha yüksek olabileceğini ifade etti. Aynı süreçte işsizlik oranının yüzde 4,6 seviyesine yükseldiği görüldü.
Fed faiz kararı ve yeni başkan dönemi

Gelecek yıl yetkililer faiz oranlarını sadece bir kez daha düşürmeyi bekliyor. İş gücü piyasası yavaşlasa da bu durum bir kriz olarak değerlendirilmedi. Ekonominin vergi düzenlemeleri ve kapanmanın sona ermesiyle birlikte büyüme ivmesi kazanması öngörüldü.
Jeffrey Roach önümüzdeki aylarda enflasyonun dalgalı seyredeceğini ancak yılın ikinci yarısında soğuyacağını dile getirdi. Bu tablonun yeni bir Fed faiz kararı serisine kapı aralayabileceği belirtildi. Esther George ise resmi verilerdeki aksaklıklar nedeniyle temkinli bir duruş sergilenmesini beklediğini aktardı.
Sekiz yıl aradan sonra merkez bankasında yeni bir başkan dönemi başlayacak. Yeni başkanın düşük faizleri desteklemesi beklenirken kurul içindeki direncin artabileceği tahmin ediliyor. Wilmer Stith yeni dönemin merkez bankası tarihindeki en etkili yönetimlerden biri olacağını ve faiz indirimlerinin devam edeceğini öngördü.







