ABD Merkez Bankası (Fed), piyasa beklentileriyle uyumlu biçimde politika faizini yüzde 3,5–3,75 aralığında sabit bıraktı. Federal Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) kararı sürpriz içermese de, toplantı sonrası yayımlanan açıklamadaki ton değişikliği, para politikasının yönüne ilişkin yeni sinyaller verdi.
Fed, ekonomik büyümeye ilişkin değerlendirmesini yukarı yönlü revize ederken, önceki metinlerde öne çıkan “iş gücü piyasasında zayıflama riskinin enflasyon riskinden daha ağır bastığı” ifadesini açıklamadan çıkardı. Bu değişiklik, Komite’nin enflasyon ile istihdam arasındaki risk dengesini artık daha nötr gördüğüne ve faiz indirimi konusunda aceleci olmayacağına işaret ediyor.
Fed: Enflasyon hâlâ hedefin üzerinde seyrediyor
Açıklamada, ekonomik faaliyetin “sağlam bir hızla genişlemeye devam ettiği” vurgulanırken, istihdam artışının yavaşlamasına rağmen işsizlik oranında istikrar sinyallerinin güçlendiği belirtildi. Enflasyonun ise hâlâ hedefin üzerinde seyrettiği kabul edildi. ABD Merkez Bankası’nın bu dili, eylül 2025’te başlayan gevşeme döngüsünden kademeli bir uzaklaşmayı yansıtan ve aralık toplantısında da kullanılan ifadelerle birebir örtüşüyor.

İleriye dönük yönlendirme açısından net bir takvim verilmedi. Ancak piyasa fiyatlamaları, ilk olası faiz değişikliğinin en erken haziran ayında gündeme gelebileceğine işaret ediyor. Fed’in “veri odaklı” duruşunu yinelemesi, önümüzdeki aylarda enflasyon ve istihdam verilerinin belirleyici olacağını gösteriyor.
Karar oybirliğiyle alınmadı. ABD Merkez Bankası üyeleri Stephen Miran ve Christopher Waller, faizin sabit tutulmasına karşı çıkarak çeyrek puanlık bir indirimden yana oy kullandı. Her iki isim de ABD Başkanı Donald Trump tarafından atanmıştı. Bu muhalefet, Fed içinde faiz indirimi isteyen kanadın tamamen ortadan kalkmadığını, ancak çoğunluğun temkinli duruşu tercih ettiğini ortaya koydu.

Fed cephesinde teknik kararların ötesinde, siyasi baskılar da gündemin merkezinde yer alıyor. Başkan Jerome Powell’ın görev süresinin bitimine yalnızca iki toplantı kalmışken, Washington’daki Fed binasında yürütülen yenileme çalışmaları nedeniyle Adalet Bakanlığı tarafından hakkında başlatılan süreç, merkez bankası bağımsızlığı tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Powell, alışılmadık derecede açık bir dille, bu baskıların Trump’ın para politikası üzerinde daha fazla kontrol kurma arzusundan kaynaklandığını dile getirdi.
Makroekonomik tablo ise çelişkili sinyaller veriyor. ABD ekonomisi üçüncü çeyrekte yüzde 4,4 büyürken, Atlanta Fed’in güncel tahminleri yılın son çeyreğinde büyümenin yüzde 5’in üzerine çıkabileceğini gösteriyor. Buna karşın, göç politikalarındaki sıkılaşma nedeniyle işe alımlarda belirgin bir yavaşlama dikkat çekiyor. İşten çıkarmaların sınırlı kalması ve işsizlik maaşı başvurularının son iki yılın en düşük seviyelerinde seyretmesi ise iş gücü piyasasının hâlâ dirençli olduğuna işaret ediyor.

Enflasyon cephesinde ise sorunlar devam ediyor. 2022’de görülen 40 yılın zirvesinden gerileyen enflasyon, hâlâ Fed’in yüzde 2 hedefinden ziyade yüzde 3 bandına daha yakın seyrediyor. Bu durum, bazı FOMC üyelerinin faiz indirimlerinin tamamen durdurulması ya da fiyat artışlarında kalıcı bir yavaşlama görülene kadar beklenmesi gerektiği yönündeki endişelerini canlı tutuyor. Trump yönetiminin uyguladığı gümrük tarifeleri de kısa vadede fiyat baskılarını artırabilecek bir risk unsuru olarak izleniyor.
Vadeli işlem piyasaları, Fed’in 2026 yılında en fazla iki faiz indirimi yapabileceğini, 2027’de ise indirim alanının neredeyse kalmayacağını fiyatlıyor. Powell sonrası döneme ilişkin kulislerde ise, BlackRock’ın tahvil birimi başkanı Rick Rieder’ın olası başkan adayları arasında öne çıktığı konuşuluyor.
Fed’in bu toplantısı, para politikasında bir dönüm noktasından ziyade, belirsizliklerin arttığı bir dönemde “bekle-gör” stratejisinin güçlendiğini gösteriyor. Ancak siyasi baskılar, inatçı enflasyon ve güçlü büyüme kombinasyonu, önümüzdeki aylarda merkez bankasının manevra alanını daha da daraltabilir.







