Altının son dönemde yaşadığı fiyat düşüşü önemli bir paradoksu ortaya koyuyor: Sprott Inc. Yönetici Ortağı ve Piyasa Stratejisti Paul Wong‘a göre daha güçlü bir ABD doları kısa vadede altın fiyatları üzerinde baskı oluştururken, uzun vadede altının yatırım tezini daha da güçlendiriyor.
Wong, altın piyasasına ilişkin yayımladığı son kapsamlı aylık analizinde, spot altının haziran ayında ons başına 532,24 dolar, yani yaklaşık yüzde 12 değer kaybederek ayı 4.008 dolardan kapattığını ve üst üste dördüncü aylık düşüşünü yaşadığını belirtti.
Wong, “Haziran ayındaki aylık düşüş, Ekim 2008’den bu yana görülen en büyük gerileme oldu” dedi. “30 Haziran’da sona eren çeyrekte altın 660,04 dolar ya da yüzde 14,14 değer kaybetti. Bu, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) 2008 Küresel Finans Krizi sonrasında ilk faiz artırımı döngüsünü başlattığı 2013’ün ikinci çeyreğinden bu yana görülen en kötü çeyrek performansı oldu” şeklinde konuştu.
Wong, altındaki son ve en sert aylık düzeltmenin piyasa duyarlılığını aşırı kötümser seviyelere taşıdığını söyledi.
“Altındaki haziran satış dalgası, ABD ile İran arasında İslamabad Mutabakat Muhtırası’nın imzalanmasıyla başladı. Bu gelişme petrol fiyatlarının sert şekilde düşmesine, ABD dolarının ise yükselmesine neden oldu” diyen Wong, şöyle devam etti:
“İkinci satış dalgası ise piyasaların, Fed Başkanı Kevin Warsh’ın Haziran ayında gerçekleştirilen Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısı sonrasındaki açıklamalarını şahin olarak yorumlamasıyla tetiklendi. Bu, Warsh’ın Fed Başkanı sıfatıyla katıldığı ilk FOMC toplantısıydı.”

Wong, faiz artırımı beklentilerinin yükselmesinin kısa vadeli tahvil faizlerini yukarı taşıdığını, bunun da ABD dolarını daha da güçlendirdiğini söyledi ve şöyle devam etti:
“Çoğu niceliksel işlem yapan yatırımcı, ABD dolarındaki yukarı yönlü kırılmayı ve kısa vadeli faizlerdeki yükselişi altın açısından olumsuz değerlendirmiş olurdu”
“Yatırım fonları mart-mayıs döneminde aşırı kaldıraçlı pozisyonlarını kapatmak amacıyla altın sattı” diyen Wong, “Haziran ayında ise makroekonomik görünümün bozulması ve egemen devlet bağlantılı kurumların altın alımlarını azaltması nedeniyle satışlarını sürdürdüler. Hazirandaki sert düşüşlerde başlıca rolü emtia işlem danışmanları (CTA), niceliksel ve algoritmik fonlar oynadı. Bu fonlar ya satışlarını artırdı ya da sınırlı kısa pozisyonlar açtı” ifadelerini kullandı.
Wong, “Altın fiyatlarındaki düşüş, ABD dolarındaki ve federal fonlama faizindeki gerçek hareketlerden çok daha büyük görünüyor” dedi ve ekledi:
“Bu durum, daha yüksek faiz ve daha güçlü dolar kombinasyonunun olası olumsuz etkilerinin büyük bölümünün zaten fiyatlandığını gösteriyor.”
Wong, altının 2026’nın ilk yarısındaki düşüşünün geçmişteki aşırı kötümser dönemlerle benzerlik taşıdığını yazdı.

“Haziran ayında altın, Ekim 2023’ten bu yana ilk kez 200 günlük hareketli ortalamasının altına geriledi ve artık aşırı satım bölgesine ulaştı” diyen Wong, “Son on yılda altın fiyatı, 200 günlük hareketli ortalamasının yüzde 90’ına gerilediğinde genellikle destek buldu. Geri çekilme oranı yüzde 26’ya ulaştı. Bu da 2016 diplerinden bu yana son on yılın en büyük geri çekilmesi oldu” dedi.
Bu arada ABD Dolar Endeksi (DXY) yıl başından bu yana yüzde 2,91 yükselirken, ABD’nin iki yıllık Hazine tahvili faizleri de 70 baz puan arttı.
Wong, “Yılın başında federal fon vadeli işlemleri, 2026’nın geri kalanında 2,3 faiz indirimi fiyatlıyordu. Şimdi ise enflasyon beklentilerindeki değişim nedeniyle piyasalar 1,5 faiz artırımını fiyatlıyor” dedi.
Wong’a göre Fed içinde ortaya çıkan politika çatışması piyasalar açısından en önemli başlıklardan biri haline geldi.
“Piyasaların önündeki en büyük sorulardan biri, Fed Başkanı Kevin Warsh’ın gerçekten şahin mi yoksa pragmatik mi olduğu” diyen Wong, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Warsh enflasyonla mücadeleyi mi önceliklendirecek, yoksa daha düşük faiz yönündeki siyasi ve piyasa baskılarına mı boyun eğecek? Warsh görevi devraldığında ekonomi beklenenden daha dirençliydi. İş gücü piyasası güçlü, büyüme sağlam, varlık fiyatları yüksek ve enflasyon hâlâ Fed’in yüzde 2 hedefinin oldukça üzerinde seyrediyor. Aynı zamanda Başkan Donald Trump da defalarca daha düşük faiz çağrısında bulundu. Ekonomik gerçeklerle siyasi beklentiler arasında ciddi bir gerilim bulunuyor.”

Wong, artık tartışmanın faiz indirimlerinden ziyade olası faiz artırımlarına kaydığını söyledi.
“Warsh’ın devraldığı en büyük sorun, enflasyonun hiçbir zaman gerçekten ortadan kalkmamış olması” diyen Wong, şöyle devam etti:
“Ekonomi yavaşlamayı reddediyor. Açık iş pozisyonları yüksek kalmayı sürdürüyor. İstihdam artışı beklentilerin üzerinde geliyor. Tüketici harcamaları güçlü. İmalat ve hizmet sektörleri büyümeye devam ediyor. Buna karşılık enflasyon inatçı şekilde yüksek seyrediyor. Çekirdek PCE enflasyonu yaklaşık yüzde 3,3-3,4 seviyesinde bulunurken, manşet TÜFE yüzde 4’ün üzerinde kalıyor. Hizmet enflasyonunu kontrol altına almak ise hâlâ zor.”
Wong şöyle devam etti:
“Yapay zekâ yatırımlarındaki hızlı büyüme de bellek çipi kıtlığı ve artan bileşen maliyetleri yoluyla yeni enflasyon baskıları yaratıyor. Yatırımcılar, enflasyonun politika yapıcıların ve piyasaların beklediğinden daha kalıcı olabileceğinden giderek daha fazla endişe ediyor.”
Ancak Wong’a göre kalıcı enflasyona rağmen yatırımcılar Warsh’ın para politikasında gerçekten şahin davranacağına tam olarak inanmıyor.
Wong şunları söyledi:
“Birçok yatırımcı hâlâ ‘Fed put’ olarak bilinen anlayışa inanıyor. Buna göre piyasalarda ciddi bir zayıflama yaşanması halinde Fed sonunda geri adım atarak faizleri indirecek.”
Wong, “Trump’ın tercih ettiği sonuç oldukça açık: düşük faiz, güçlü büyüme, yükselen hisse senedi piyasaları ve yatırımların sürmesi. Ancak mevcut ekonomik görünüm daha gevşek para politikasını net biçimde desteklemiyor. Bu nedenle Warsh, bir tarafta daha gevşek para politikası isteyen siyasi baskılar, diğer tarafta ise daha sıkı politikayı işaret eden ekonomik veriler arasında sıkışmış durumda. Fed’in bağımsızlığını koruyarak bu baskıları yönetmesi kolay olmayacak” dedi.
Wong, “Enflasyon, siyaset ve merkez bankası güvenilirliği arasındaki artan gerilim tarihsel olarak altını destekleyen bir ortam yaratıyor” ifadelerini kullandı ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Nihayetinde asıl soru, Fed’in fiyat istikrarını siyasi ve piyasa baskılarının önünde tutmaya istekli ve bunu yapabilecek durumda olup olmadığıdır. Bu sorunun cevabı, önümüzdeki birkaç çeyrekte faizlerin tam olarak hangi patikayı izleyeceğinden çok daha önemli olabilir.”

Wong ayrıca ABD dolarının uzun vadeli düşüş trendi içinde dönemsel güçlenmesine ilişkin değerlendirmesini de güncelledi ve şunları söyledi:
“Yıllardır ABD dolarının uzun vadeli düşüş içinde olduğu görüşünü savunuyoruz. Bu, mutlaka döviz kuru açısından değil; satın alma gücü ve küresel parasal değer saklama aracı rolü açısından bir gerilemedir.”
Wong’a göre devasa bütçe açıkları, artan borç yükü, kalıcı parasal genişleme, merkez bankalarının hızlanan altın alımları ve artan jeopolitik parçalanma, dolar merkezli sistemin kademeli aşınmasına işaret ediyor.
Ancak Wong, gerçeğin bundan daha karmaşık olduğunu söyledi ve şu ifadeleri kullandı:
“Doların sonunun geldiğine ilişkin tekrar eden tahminlere rağmen ABD doları dönem dönem çok güçlü ralliler gerçekleştirmeyi sürdürüyor. Bu ralliler emtialar, değerli metaller, gelişmekte olan piyasalar ve riskli varlıklar üzerinde baskı yaratıyor. Altın uzun vadeli bir boğa piyasasında olabilir ancak gümüş, bakır, petrol ve diğer reel varlıklarla birlikte zaman zaman sert düzeltmeler de yaşayabilir. Parasal sistemin zayıflaması, doların güçlü yükselişler yaşamasını engellemiyor.”
Wong’a göre bu çelişkiyi anlayabilmek için iki farklı dinamiği birbirinden ayırmak gerekiyor.
Wong şöyle devam etti:
“ABD doları, uzun vadede rezerv para rolü zayıflasa bile küresel finans sistemindeki ödemeler açısından yapısal önemini koruyor. Başka bir ifadeyle dolar uzun vadeli düşüş içinde olabilir ancak uzun yıllar boyunca güçlü dönemsel yükselişler de yaşayabilir.”
Wong’a göre doların her büyük yükselişi dünya ekonomisi üzerinde yeni baskılar oluşturuyor.
Wong şunları söyledi:
“Daha güçlü dolar, yabancı borçluların borç servis maliyetlerini artırıyor, küresel likiditeyi sıkılaştırıyor, fonlama maliyetlerini yükseltiyor ve yatırımcıları kaldıraçlı pozisyonlarını kapatmaya zorluyor. Aynı zamanda doların güçlenmesi, merkez bankalarını rezervlerini çeşitlendirmeye teşvik ediyor. Ülkeler giderek daha fazla ABD’nin politika hedefleri doğrultusunda etkileyebildiği finansal sisteme bağımlılığı azaltmak istiyor. Çin, CIPS ve mBridge gibi alternatif ödeme sistemlerinin kullanımını genişletirken birçok ülke de bölgesel ticaret düzenlemeleri ve rezerv çeşitlendirme stratejileri üzerinde çalışıyor.”
Wong, altının yeni çok kutuplu dünyanın rezerv varlığı haline geldiğine inanıyor.
“Paradoks şu ki ABD doları ne kadar güçlenirse ülkelerin ona alternatif arama motivasyonu da o kadar artıyor” diyen Wong, şöyle devam etti:
“En olası senaryo, doların tek bir rezerv para tarafından yerinden edilmesi değil; daha çeşitlendirilmiş ve çok kutuplu bir sistemin kademeli olarak ortaya çıkmasıdır. ABD doları rezervlerde ve fonlamada baskın konumunu korurken diğer para birimleri ticarette daha fazla ağırlık kazanabilir. Bölgesel para birimlerinin önemi artarken altın da farklı bloklar arasında tarafsız rezerv varlığı olarak görev yapabilir. Bu nedenle rezerv yöneticileri doları tamamen değiştirmekten ziyade rezervlerini çeşitlendirmeye odaklanıyor. Dolara hâlâ ihtiyaç duyuyorlar; sadece daha azına sahip olmak istiyorlar.”
Wong, “Altın bu yeni yapıda benzersiz bir konuma sahip çünkü ‘dışsal para’ niteliği taşıyor” dedi ve ekledi:
“Egemen para birimlerinin aksine herhangi bir siyasi bağlılığı yok. Devlet tahvillerinin aksine karşı taraf riski taşımıyor. Banka mevduatlarının aksine ise ülke içinde tutulduğu sürece dondurulamaz veya yaptırıma konu edilemez. Jeopolitik gerilimler arttıkça ve rezerv çeşitlendirmesi hızlandıkça merkez bankaları altını giderek daha fazla stratejik rezerv varlığı olarak görüyor. Altının rolü enflasyona karşı korunma aracından çıkarak parasal risklere karşı koruma sağlayan bir rezerv varlığına ve hatta potansiyel bir parasal teminat unsuruna dönüşüyor.”
Wong, Rusya’nın Ukrayna’yı geniş çaplı işgalinden önce IMF verilerine göre altının dünya rezervleri içindeki payının 2000 yılından itibaren ortalama yüzde 12 seviyesinde bulunduğunu hatırlattı ve şunları söyledi:
“Rusya’nın döviz rezervlerinin dondurulması veya el konulmasının ardından ve küresel para birimleri ile devlet tahvillerinin değer kaybına ilişkin endişelerin artmasıyla birlikte altının toplam dünya rezervleri içindeki payı yaklaşık yüzde 34 ile zirveye çıktı. Çeyrek sonunda ise yüzde 27 seviyesine geriledi. Altının stratejik rezerv varlığı olarak geri dönüşünü ifade eden uzun vadeli eğilim hâlâ geçerliliğini koruyor.”
Wong ayrıca finansal ve likidite krizlerinde altının neden zaman zaman satış baskısıyla karşılaştığını da değerlendirdi.
“Yatırımcılar genellikle krizlerin otomatik olarak altın fiyatlarını yükselteceğini düşünür ancak tarih bunun her zaman böyle olmadığını gösteriyor” diyen Wong, şu ifadeleri kullandı:
“Şiddetli fonlama baskısı dönemlerinde piyasa katılımcıları dolara ihtiyaç duyar. Bu doları elde etmek için de en likit varlıklarını satarlar. Altın, dünyanın en likit ve en çok talep gören rezerv varlıklarından biri olduğu için çoğu zaman likidite kaynağı olarak kullanılır. Bu durum 2008 finans krizinde ve Mart 2020 pandemi şokunda yaşandı; gelecekteki dolar likiditesi sıkışmalarında da yeniden görülebilir. Bu, altının başarısız olduğu anlamına gelmez. Tam tersine altının rezerv varlığı işlevini yerine getirdiğini gösterir.”
Wong, altının uzun vadede rezerv varlığı olarak yükselişini sürdürse de kısa vadeli fiyat hareketlerinin hâlâ büyük ölçüde ABD dolarına bağlı olduğunu vurguladı.






