S&P 500 endeksi, müthiş bir hızla değer kazanarak piyasalarda dikkatleri üzerine çekti. Nisan ayındaki dip seviyesinden bu yana yaşanan ralli, endeksi, şirketlerin gelecek 12 aydaki tahmini hisse başına kârının 22 katına taşıdı. S&P 500’ün bu seviyesi, son üç buçuk yılın zirvesi olurken, endeksin 18 katlık çarpan seviyesinden önemli bir sıçrama yaptığını gösteriyor.
Piyasanın bu yükselişe güvenmek için bazı nedenleri var. Yatırımcılar, Beyaz Saray’ın ticaret anlaşmalarını tamamlama ihtimalini giderek daha fazla fiyatladı. Bazı gümrük vergileri halen yürürlükte olsa da, enflasyon, Federal Rezerv’in bu yıl faiz indirimlerini gündemde tutmasına olanak tanıyacak kadar düşük bir seviyede kaldı.
Bu durum, ekonominin büyümeye devam etmesini ve şirket kârlarının daha da artmasını sağlayacak bir beklenti oluşturdu.
Asıl sorun, S&P 500’ün fiyat/kazanç oranının üç aydan kısa bir sürede bu denli yükselmesinin neredeyse hiç görülmemiş bir durum olması. Rosenberg Research’e göre, bu kadar hızlı bir artış “4 sigma olayı” olarak tanımlandı; yani F/K çarpanı, ortalamasından veya beklenen değerinden dört standart sapma saptı. 1990’a uzanan verilere göre, bunun gerçekleşme olasılığı %1’den daha az. Bu durum, piyasanın yeni bir büyük hareketin eşiğinde olduğu anlamına geliyor.
S&P 500 değerlemesi sinyal mi veriyor?

İyi haber şu ki, bazen böyle bir değer artışı, yeni bir etkileyici yükselişin yolda olduğunu gösterdi. Dow Jones Market Data verilerine göre, 2020 yılında S&P 500 endeksinin F/K oranının üç ay öncesine göre dört puan veya daha fazla arttığı tüm dönemlerde, takip eden 12 ayda %30’un üzerinde bir kazanç kaydedildi.
O yılın başlarında, Covid-19 pandemisinin başlamasının ardından piyasalarda muazzam bir düşüş yaşanmıştı ancak piyasa, ekonomik toparlanma beklentisine girmişti. Yatırımcılar, 2021’de yaşanacakları (ekonomilerin yeniden açılması ve trilyonlarca dolarlık mali teşvikler) fiyatlayarak, kazançların normal seviyelere döneceğini doğru bir şekilde tahmin etmişti.
Benzer bir dinamik 2009 yılında da ortaya çıktı. O yıl, endeksin F/K oranının üç ay öncesine göre dört puan veya daha fazla arttığı tüm tarihlerde, takip eden 12 ayda en az %13’lük bir artış görüldü. Piyasa, 2008-2009 finansal krizinin sona ermesini bekliyordu.
Mevcut riskler ve ekonomik görünüm

Ancak, ekonomik genişlemenin başında değil de sonunda çarpanlar çok hızlı genişlediğinde, piyasa genellikle kayıplar yaşadı. Mayıs 2001’de, endeksin F/K çarpanı üç aydan kısa bir sürede dört puan yükseldi, ancak ekonomi 2002’ye kadar süren bir resesyona girdi. Endeks, ertesi yıl %17 değer kaybetti.
Bugün yaşananlar düşünüldüğünde bu durum endişe verici. ABD ekonomisi 2021’de Covid-19’dan toparlanırken hızlı bir büyüme kaydetti, ancak 2022’de enflasyon patlak verdi ve Federal Rezerv faiz oranlarını artırmak zorunda kaldı.
O zamandan beri piyasa büyük ölçüde resesyon beklentisi modunda hareket etti. Her ne kadar “yumuşak iniş” senaryosu olası görünse ve yapay zeka sayesinde büyük teknoloji şirketlerinin kazançları artsa da, ABD ekonomisinin genişlemesinin son aşamalarında olduğu düşünülüyor.

Gümrük vergilerinden kaynaklanan enflasyon, bazı şirketlerin fiyatları daha da artırma planları nedeniyle kötüleşebilir. Bu durum faiz indirimlerini geciktirebilir ve ekonomiyi yavaşlatabilir.
Diğer bir tehlike ise, ABD Başkanı Donald Trump’ın önerdiği vergi indirimlerinin bütçe açığını artıracak olması. Bu durum Hazine’nin daha fazla borçlanmasına neden olarak tahvil getirilerini ve borçlanma maliyetlerini yükseltecek.
Hisse senedi değerlemelerinin yüksek seviyelerinin yeni normal olduğu görüşü bulunsa da, S&P 500 endeksinin 22 katlık kazanç oranı gerçekten de aşırı yüksek olabilir.
Belki de piyasa büyük bir düşüş yaşayacak. Öyle olmasa bile, mevcut seviyeler akıllı bir yatırımcı için satın alım yapmak adına biraz fazla pahalı görünüyor.








