Borsa, halka arzlar, döviz, kripto para, hisse önerileri

Zeliha SARAÇ

Tüm Yazıları

Mutlak butlan ve ekonomi

Mutlak butlan kararı açıklandığı gün piyasaların verdiği tepki, aslında Türkiye’de yatırım ikliminin ne kadar hassas dengeler üzerinde durduğunu bir kez daha hatırlattı. Borsa İstanbul’da sert satışlar, bankacılık hisselerinde daha derin kayıplar ve kur tarafında hissedilen baskı, sadece ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik bir reaksiyondu.

Bu tür kararlar teknik olarak hukuki olabilir, ancak piyasalar meselelere farklı bakar. Onlar için en önemli şey öngörülebilirliktir. Kuralların ne olduğu kadar, ne zaman ve nasıl değişebileceği de fiyatlanır. Bu nedenle kararın içeriğinden çok yarattığı belirsizlik dalgası etkili oldu.

BIST 100’deki hızlı düşüş ve devre kesici uygulaması, yabancı yatırımcının risk algısındaki ani bozulmayı net şekilde ortaya koydu. CDS primlerindeki yükseliş ve TL üzerindeki baskı da bu tabloyu tamamladı. Merkez Bankası’nın müdahale ettiği yönündeki haberler ise piyasanın ne kadar hızlı refleks verdiğini gösteriyor.

Bundan sonrası biraz daha karmaşık. Çünkü ilk şok genelde sert olur, ama asıl hikâye sonrasında yazılır. Borsa tarafında toparlanma denemeleri görülse de oynaklık kolay kolay kaybolmaz. Özellikle bankacılık ve holding hisseleri bu süreçte daha hassas kalmaya devam edebilir.

Kur tarafında ise denge arayışı sürecek gibi görünüyor. Atılan adımlar kısa vadede etkili olabilir, ancak rezerv kullanımı gibi araçların bir maliyeti olduğu da unutulmamalı. Bu da ekonomi yönetiminin manevra alanını daraltan bir unsur.

Faiz tarafında beklentiler de doğal olarak değişiyor. Kur baskısının arttığı bir ortamda faiz indirimi konuşmak zorlaşıyor. Bu da kredi maliyetleri üzerinden reel sektöre yansıyor. Özellikle KOBİ’ler ve krediye erişimi kritik olan kesimler bu süreci daha doğrudan hisseder.

Yatırımcı açısından bakıldığında ise en zor kısım tam olarak burası. Çünkü belirsizlik dönemlerinde en büyük hata, acele karar vermek oluyor. Oysa böyle zamanlarda daha sade bir yaklaşım genelde daha sağlıklı: riski dağıtmak, likiditeyi korumak ve veri takibini bırakmamak.

Piyasalar bu tür şokları genelde zaman içinde sindirir. Ama bu sürenin ne kadar olacağını belirleyen şey, bundan sonra atılacak adımlar ve verilecek mesajlar olacak.

Orta ve uzun vadede ne olacak?

İlk sarsıntı geride kalırken, şimdi daha önemli bir soruya geliyoruz: Bu kararın orta ve uzun vadede ekonomiye etkisi ne olacak?

Kısa vadeli dalgalanmalar çoğu zaman göz alıcıdır, ancak asıl belirleyici olan yatırımcının hafızasında ne kaldığıdır.

Bu tür hukuki gelişmeler, özellikle yabancı yatırımcı açısından “acaba” sorusunu büyütür. Bu soru büyüdükçe sermaye daha temkinli hareket eder.
Son günlerde yaşanan çıkışlar çok şaşırtıcı değil. Ancak asıl mesele, yeni girişlerin hız kesmesi ihtimali. Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler için sermaye akışı sadece finansal değil, aynı zamanda büyümenin de bir parçasıdır.

Risk primindeki artışın bir diğer yansıması da borçlanma maliyetleri. CDS yükseldiğinde bu sadece bir grafik hareketi değildir; devletin ve şirketlerin dış finansmana erişim maliyetini doğrudan etkiler. Bu da zincirleme şekilde iç piyasaya yansır.

Merkez Bankası açısından tablo daha da hassas. Enflasyonla mücadele sürerken kur baskısının artması, politika alanını daraltır. Faiz indirimi ihtimali ötelenir, yüksek faiz ortamı daha uzun sürer. Bunun da büyüme üzerinde doğal bir yavaşlatıcı etkisi olur.

Reel sektörde bu etkiyi görmek zor değil. Siparişler daha temkinli verilir, yatırımlar ertelenir, tüketici harcamaları yavaşlar. Özellikle faiz hassasiyeti yüksek sektörler bu değişimi daha hızlı hisseder.

Öte yandan TL’deki değer kaybı ihracat açısından bir avantaj gibi görünse de işin bir de maliyet tarafı var. Türkiye’nin üretim yapısındaki ithal girdi bağımlılığı, kur artışını aynı zamanda maliyet artışına çeviriyor. Bu da enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor.

Borsa tarafında ise hikâye biraz daha seçici hale geliyor. Artık genel endeks hareketinden çok, şirket bazlı ayrışmalar ön plana çıkabilir. Güçlü bilanço, düşük borçluluk ve ihracat kabiliyeti olan şirketler daha dirençli durabilir.

Bankacılık sektörü için de benzer bir durum söz konusu. Sistem genel olarak sağlam olsa da kredi büyümesindeki yavaşlama ve olası risk artışları daha dikkatli bir döneme işaret ediyor.

Tüm bu tablo içinde en kritik unsur yine güven. Ekonomi yönetiminin vereceği mesajlar, atacağı adımlar ve özellikle öngörülebilirlik konusundaki performansı belirleyici olacak.

Uzun vadede Türkiye’nin temel dinamikleri değişmiş değil. Ancak bu tür kırılma anları, o potansiyelin ne kadarının hayata geçebileceğini belirliyor.

Yatırımcı için en sağlıklı yaklaşım ise net: Panikten uzak durmak, portföyü dengeli tutmak ve kısa vadeli gürültü ile uzun vadeli trendi birbirine karıştırmamak.

Son söz ; mutlu bayramlar

Reklam